Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow sonsoz arrow Derin ve utanç veren
Derin ve utanç veren Yazdır E-posta
Cuma, 01 Nisan 2016
Geçen yaz sonu; 6 Eylül 2015… İstanbul’dayız. Yeniköy Meryemana Rum Ortodoks Kilisesi’nde, 6 - 7 Eylül 1955 olaylarını 60. yıldönümünde anmak üzere düzenlenecek ayine katılanları izliyorum. Bundan 60 yıl önce, 6 - 7 Eylül 1955’te İstanbul’un o zaman 1 milyon nüfusunun içinde sayıları 100 bini bulan Rum hemşerinin sayısının, bugün 15 milyon içinde 2500’e düşmüş olması. Yeniköy’ü terk edenlerin arasında benim sevgili dostum, kardeşim Tanas Çimbis de var. Yeniköy Kilisesi’ne atılan patlayıcılardan biri kilisenin hemen yanı başındaki evlerine düşüyor, Tanas 8-9 yaşında bir çocuk, başından hafifçe yaralanıyor. Bir süre sonra halen Girit’te yaşayan annesi ile birlikte binlerce Rum kardeşimizle birlikte İstanbul’u terk ederler. Tanas her fırsatta İstanbul’a gelmeyi düşler, çünkü kendini sadece İstanbullu olarak bilmiştir…


İ. S. 455 yılında Roma’yı yağmalayan Slav Vandallardan adını alan “vandalizm” özetle “bilerek ve isteyerek, kişiye ya da kamuya ait bir mala, araca ya da ürüne zarar verme eylemi” olarak tanımlanıyor. 6 - 7 Eylül olayları 20. yüzyılın en büyük vandalizm olaylarından biri… Türkiye ile Yunanistan’ın arasının gergin olduğu bir dönemde, 6 Eylül 1955 günü Atatürk’ün Selanik’teki evine bomba konduğu provokasyonu üzerine

Yalancı Gazeteciler…
, İstanbul’da sokaktaki lümpenler ile çevreden getirilmiş, bindirilmiş kıtaların Rum, Ermeni, Yahudi vatandaşların ve yanlışlıkla da kimi Müslüman kökenli Türklerin evlerine, işyerlerine mallarına, araçlarına saldırıları vandalizm örneğidir.
Her dönemde yalancı gazeteciler olmuştur, maalesef Türkiye basın tarihi –dünyanın başka hiçbir yerinde görülmemiş oranda- yalan manşetler, yalan haberlerle doludur. . İnsanların canına mal olan haberlerdir bunlar… 1940’larda, 6-7 Eylül’de, 12 Mart’ta, 12 Eylül’de gazeteler sık sık yalan haberler, yalan manşetlerle çıkmıştır… Gerçek gazeteciler bu yalan haberleri hangi eğilimden gazeteciler yapmış olursa olsun utanırlar…

Elbette 6-7 Eylül olaylarının ekonomik geçmişi vardır. 1955'ten itibaren DP hükümeti gittikçe zorlaşan bir ekonomik durumla karşı karşıya kalmış ve özellikle yüksek enflasyon nedeniyle hayat standardı düşen kesimin güvenini kaybetmiştir; şüpheli metotlarla muhalefeti susturma çabaları ise basının, aydınların ve öğrencilerin de iktidardan soğumasına yol açmıştır

Örneğin Alman Dışişleri'nin bir raporuna göre daha olaylardan 15 gün evvel, muhalefeti kontrol amacıyla Eylül’ün ilk haftasında İstanbul, Ankara ve İzmir'de sıkıyönetim ilan edilmesine karar verilmiştir. 6-7 Eylül olaylarından sonra 1956 yılında muhalefeti baskı altına almak için Basın ve Toplantı Yasası'na getirilen kısıtlamalar da büyük ölçüde 6-7 Eylül olaylarıyla gerekçelendirilmiştir.

Aynı yıllarda Kıbrıs’taki yurttaşlarımıza yapılan baskılar, 1955 yılında Türkiye kamuoyunun gündeminde başköşeye oturmuştur. Hürriyet Gazetesinde sık sık İstanbul'daki Rum azınlığın aralarında bağış toplayarak Rum çetelere gönderdiğini yazan haberler yer almıştır.

Zamanın gazetelerine göre "asıl suçlu, Türkleri provoke eden Rumlardır". Halbuki 6-7 Eylül olaylarının sadece Kıbrıs'la ilgili olarak Rumlara yapılmış bir misilleme olmadığının bir göstergesi, tahrip edilen işyerlerinin sadece yüzde 59'u Rumlara aitken, kalan yüzde 17'sinin Ermenilere, yüzde 12'sinin Yahudilere ait olması, hatta Müslüman olmuş dönmelere ve Ruslara ait mekânların bile saldırıya uğramasıdır.

***

Ve 2 Ocak 2016… Selanik’teki Atatürk Evi’nin yeni yıldaki ilk konukları biziz… Dostlarıma anlattığım gibi yazayım burada: Atatürk'ün Selanik'teki evinde bir bomba patladığı ve evin tamamen yandığını bildiren yalan haber, önce 6 Eylül 1955 günü saat 13.00 haberlerinde TRT radyosunda yayımlanır. Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba attığı iddia edilen Selanik Üniversitesi Siyasal Bilgileri öğrencisi daha sonra gıyabında mahkûm edilmiştir. Adının bile değiştirildiği iddia edilen “derin” Oktay Engin, 22 Şubat 1992 - 18 Eylül 1993 tarihleri arasında bu memlekette Valilik bile yapmıştır.

Radyodaki haber üzerine “Atamızın evi bombalandı” manşetiyle ikinci baskı yapan İstanbul Ekspres Gazetesi genelde tirajı 20.000 civarında olduğu halde 6 Eylül'de 290.000 basmış ve o dönemde kurulmuş olan Türk Kıbrıs Derneği adlı faşist teşkilat üyeleri tarafından İstanbul’da bedava dağıtılmıştır. Aslında Atatürk’ün Selanik’teki evinin yakınlarında mantar tabancasından hallice bir patlama olmuştur ama bir cam bile kırılmamıştır. Yunan Polisi belki de bugün de benzeri bir işin olmaması için Selanik’te en sıkı şekilde Mustafa Kemal’in evini korumaktadır.

6-7 Eylül olayları sırasında 15 kişi ölmüş, 300 kişi yaralanmış, 4124 ev, 1004 işyeri, 73 kilise, 1 sinagog, 2 manastır, 26 okul, aralarında fabrika, otel bar gibi yerlerin de bulunduğu 5137 mekân saldırıya uğramış, yüz milyonlarca dolarlık mal tahrip edilmişti. İstanbul'un her yerinde yağmalar aynı yöntemle yapılmış, dükkânlara saldıranlar önce vitrinleri taşlayarak kırdılar ya da demir parmaklıkları kaynak makineleri ve tel makasları yardımıyla açtılar, ardından içerideki alet ve makineleri dışarı çıkararak paramparça ettiler. Kiliseler ve mezarlıklar da payını aldı: Kiliselerin içindeki kutsal resimler ve diğer kutsal eşyalar tahrip edildiği gibi, İstanbul'da bulunan 73 Rum Ortodoks kilisesinin tamamı ateşe verildi

***

Yalan manşeti atan gazetenin sahibi Mithat Perin; yazıişleri müdürü ise Gökşin Sipahioğlu’dur. Mithat Perin Yassıada’da yargılanmış, Kayseri’de 33 ay hapse mahkum olmuştur.

Bu haberde “patron tarafından oyuna getirildiğini” söyleyen Gökşin Sipahioğlu ise gerçek gazeteci olduğunu defalarda kanıtlamıştır. Sipahioğlu 1957 yılında evini satar ve dönemin en muhalif gazetesi olan, Aziz Nesin ve Çetin Altan’ın ilk günlük yazılarının yayımlandığı Yeni Gazete’yi çıkarır… Küba’ya girmeyi başaran ve röportajlar yapan tek batılı gazetecidir, 1968 Fransa fotoğrafları müthiştir…

Arkasında Menderes iktidarı bulunan provokasyon üzerine gayrimüslim vatandaşlara yapılan saldırılardaki yağma ve tahrip o boyuta varmıştı ki, 7 Eylül sabahı, Karaköy’den Galatasaray Lisesi’ne giden yol üzerinde çeşitli eşya ve kumaştan yer bulup da yürümek imkansız hale gelmiştir. İş vandalizme dönüşünce, hemen İstanbul’da sıkıyönetim ilan edilmiş ve fatura da eski komünistlere kesilmiştir.

6 - 7 Eylül 1955 olayları Cumhuriyet tarihinin utanç sayfalarından biridir.
Ali Sirmen üstadımızın değerlendirmesi gibi, “Eğer Yassıada duruşmaları bir hukuk skandalı olmamış olsaydı, belki olaylar sırasında işbaşında bulunan iktidarın vandalizmdeki sorumluluğu yüzünden mahkûmiyeti bir teselli olabilirdi.” 

***

Bunları bugün yazmamın nedeni Foça’da toprağa verilen eski bir orgeneral ile ilgili… Özel Harp Dairesi’nin eski Başkanı emekli Orgeneral Sabri Yirmibeşoğlu, İstanbul’da tedavi gördüğü GATA’da öldü. 6-7 Eylül olaylarını düzenlemek ve 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’a suikast girişimiyle ilgisi olduğu öne sürülen Yirmibeşoğlu, 1991 yılında emekliye sevk edilmişti. 12 Eylül döneminde Kara Kuvvetleri Lojistik Başkanlığı, 1982- 1983 yıllarında Milli Savunma Bakanlığında Müsteşar Yardımcılığı, 1983 yılında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı, 1984 yılında Genelkurmay Harekât Dairesi Başkanlığı görevlerinde bulunan Yirmibeşoğlu, 1986 yılında Erzincan’daki 3. Ordu Komutanlığı’na atandı. Orgeneral rütbesiyle 22 Ağustos 1988 - 30 Ağustos 1990 tarihleri arasında Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri olarak görev yaptı. Yirmibeşoğlu bir yıl sonra Cumhurbaşkanı Özal tarafından emekliye sevk edildi.

Görev süresi boyunca adı defalarca “derin devlet”, “gladyo” ile anılan Sabri Yirmibeşoğlu, 6-7 Eylül olaylarını düzenlemekle suçlanmıştı. Yermibeşoğlu 1991 yılında verdiği bir röportajda, “6- 7 Eylül de bir Özel Harp işiydi. Ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amaca da ulaştı. Sorarım size, bu muhteşem bir örgütlenme değil miydi” ifadelerini kullanmıştı. Kıbrıs Harekâtı sırasında “Kıbrıs’ta sivil direnişi örgütleyen lider” olduğu öne sürülen Yirmibeşoğlu, halkı direnişe teşvik etmek için camiyi yaktırdığını itiraf etmişti. Sabri Yirmibeşoğlu, 2010 yılında verdiği bir röportajda “Özel Harp’te bir kural vardır; halkın mukavemetini artırmak için düşman yapmış gibi bazı değerlere sabotaj yapılır. Bir cami yakılır. Kıbrıs’ta cami yaktık biz. Cami yakılır mesela” ifadelerini kullanmış, muhabirini “Cami mi yaktınız” sorusu üzerine “Mesela diyorum...” yanıtını vermişti.
 
< Önceki   Sonraki >