Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow sonsoz arrow Geri Sayım devam ediyor
Geri Sayım devam ediyor Yazdır E-posta
Cuma, 01 Nisan 2016
2016 girdi…  Yeni yıla girerken hep beraber geri saydık… Ama dünya çoktandır geri sayıyor, durmaksızın devam eden bir geri sayım bu… 2015’ten daha iyi olur mu olmaz mı bilinmez. Umarız daha keyifli, daha sağlıklı bir yıl olur… Geride kalan yılın “karıştırdığım” son kitabından söz edeyim yeni yılın ilk yazısında size… Halit Kakınç’ın Wizart Edutainment’ten çıkan son kitabı “Geri Sayım/ Küresel Sorunlar”  hem olmazsa olmaz cinsten benzeri olmayan bir başucu kitabı… Hem de geleceğe dönük ürkütücü ve uyarıcı bir araştırma.

 

 


Kakınç, araştırmasında tüm Yerküre’yi tehdit eden 25 temel sorunu sıralıyor ve dünyanın bu sorunlar karşısındaki tavrını, zaman zaman da çaresizliğini dile getiriyor. Ve çıkardığı sonuç net: “Eğer bir an önce önlem alınmazsa, bu sorunlar yüzünden insanoğlunun sonu gelebilir.” Kafa karıştırıcı… Ürkütücü… Peki, insanlar bir anda yok olacak olsalar, dünya nasıl bir yer haline gelir? Ne olur, ne biter?.. Geriye kalan canlı ve cansız varlıklar, insanları özlerler mi?


 En iyisi, bu soruları Halit Kakınç’a sormak dedim… Moda’nın en hoş restoranı Saklı Köşk’te keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.


 -“İnsanoğlu Yeryüzü’nden Yok Olur Olmaz, neler olacak sevgili ağabeyim?


 Kakınç: • O andan itibaren = Nesli tükenmekte olan bütün türler, hızla çoğalmaya başlar. •24 ile 48 saat içerisinde = Işık Kirliliği sona erer. • 3 ay sonra = Hava Kirliliği azalmaya başlar. •10 yıl sonra = Atmosfer’deki metan gazı yok olur. •20 yıl sonra = Yolları ve köyleri otlar kaplar. Genetik müdahelede bulunulmuş bütün tahıl ürünleri hepten ortadan kalkar. •50 yıl sonra = Balık türleri kendine gelir. •50 ile 100 yıl sonra = Kentler, tamamen otlarla örtülür. •100 yıl sonra = Kereste mâmûlü yapıların yerlerinde yeller eser. • 100 ile 200 yıl sonra = Köprülerin hepsi yıkılır. • 200 yıl sonra = Metal ve cam yapılar çöker. • 250 yıl sonra = Barajlar çöker. • 500 yıl sonra = Mercan Kayalıkları iyileşir. •500 ile 1000 yıl sonra = Yerküre’nin dörtbir yanına dağılmış durumdaki organik çöpler yok olur. •1000 yıl sonra = Beton, taş ve tuğla yapıların büyük bir kısmı yıkılır. Karbondioksit oranı, endüstrileşme öncesi dönemle aynı değere geri döner. •50 bin yıl sonra = Cam ve plastik madde kalıntılarının büyük bir kısmı yok olur. •50 bin yıldan sonra = İnsanoğluna ait kalıntılar, ancak arkeolojik kazılar sonucu (artık kimler yapacaksa) ortaya çıkabilir. •200 bin yıl sonra = İnsanoğlu’nun ürünü kimyasal ürünler yok olur. •2 milyon yıl sonra = Nükleer atıklar, ancak ortadan kalkar.”


-Doğrusu anlamakta güçlük çekiyorum… Ülkede bunca politik dert varken… Sınırlar… Suriye… IŞİD… Rusya… Putin… PKK… Kandil… Torunlarımıza böyle bir Türkiye mi bırakacağız yani?.. Sen tutmuş küresel sorunlardan…


Kakınç: Sevgili Nedim… İlk saydıkların birer demdir, gelir geçer. Tüm insanlığı tehdit eden temel sorunların üstesinden gelinemezse, ne sorun kalır ne de torun!


 -Peki, böyle bir kitap yazmak nereden aklına geldi?


 Kakınç : Hep aklımdaydı. İstanbul Üniversitesi’nde 5 yıl doktora sınıflarına seçmeli ders olarak aktardım. Kitap olması fikri, rahmetli Toktamış Hoca’dan geldi. İnan, hepsini… Temel sorunların  tamamını bir araya toplayan bir araştırma, dışarıda bile yok.


 -Abi kitap moral bozuyor… Çok kötümsersin… Sen Küreselleşme’ye de karşı mısın yoksa?


 Kakınç: Emperyalizmin bir oyuncağı olmadıkça, Küreselleşme’ye karşı olanlardan değilim. Dahası; sosyal ve ekolojik yönden, bu Gezegen’in üzerinde yaşayan en akıllı canlı türü’nün, diğer canlılar ile birlikte gelecekte de var olabilmesi için eninde sonunda bir küresel uzlaşma sağlayarak er veya geç kaçınılmaz bir biçimde bu sorunların üstesinden geleceğine de inanlardanım.  Ne var ki, Küresel Sorunlar’ın Küresel Çözümler gerektirdiğinden hareketle - politik yönetim mekanizmalarının yetki ve sorumluluklarının bu konuda sadece ülke sınırları ile belirlenmesinin ise ciddi bir engel oluşturduğunu düşünüyorum. Demokrasilerdeki dönemsel iktidar değişikliklerinin de, Küresel Sorunlar’ın çözümü için gerekli küresel yapılanmaların gerçekleşmesini güçleştirdiği ortada. Elbette ki çare ve çıkış yolu, demokratik rejimlerin terk edilerek rafa kaldırılması ve tüm Yerküre’ye egemen bir diktatörlük oluşturulması değil. Kafa yorulması gereken konu, Küresel Çözümler’i hedefleyen ciddi bir yapılanmanın nasıl gerçekleştirilebileceği. Birleşmiş Milletler’in, Dünya Bankası’nın, İMF’nin başat güçlerin çıkarlarını gözetmek dışında bu konuda bir şey yapacakları hiçbir şey yok. Görünen o ki Küresel Sorunlar’ın çözümü için yeterli yetkileri de niyetleri de yok... Üstelik, işlevsel anlamda belirli başat güçlere bağımlı oldukları için, bu konularda en fazla yardıma ihtiyaç duyulan bölgelerde inandırıcılıkları ve bugüne kadar pratikte sağlamış oldukları güven duygusu da tartışmalı.

 

 

-Peki çözüm yolu ne olabilir? Dünyaya hükmeden buyurgan tek bir dikta mı?


Kakınç:  Yahu ne alâkası var?.. Ortak bir bilinç ve bu ortak bilinçten hareketle, Yerküre’nin tüm halklarının üzerinde fikir birliğine varabilecekleri bir Küresel Anayasa üzerinde uzlaşılması, belki çözüm yolu arayışlarında sağlam ve en tutarlı bir ilk adım olabilir.


 -Küresel Anayasa mı?

 

Kakınç: Zamanında bazı çevirilerini yaptığım Erich von Daeniken’in, kitaplarından birinde, “Aslında On Emir, din kitaplarında insanlara verilen temel öğütlerin bütününü kapsar... Sanki İnsanoğlu bu öğütlerden saptıkça, öğütleri tamamlayıcı ve açıklayıcı bölümler eklenmesi gerekmiştir... Ve sanki bu yüzden din kitapları birbirini izlemiştir” şeklinde bir yorumu vardır. Sembolik anlamda ilginç bir yaklaşımdır bu.

 -Galiba yeni bir “On emire” ihtiyaç var…

Kakınç: Belki de, 21. Yüzyıl’ın başlarında Yerküre’yi ve tüm insanlığı tehdit eden Küresel Sorunlar ile ilgili olarak da şöyle bir KÜRESEL ON EMİR belirlenmesi, insanlık giderek kabaran küresel sorunlar ırmağı’nın suları altında yok olmadan bir Küresel Uzlaşma’nın anayasası olabilir:

 - Burada izninle kitapta yer alan Küresel Uzlaşma maddelerini yayımlamak istiyorum.

 1. Hangi ırk ve hangi inançtan olurlarsa olsunlar, bütün insanlar için İnsan Hakları aynı derecede ve aynı ölçüde kutsaldır. Korunmalıdır. Bu haklar, hiçbir gerekçeye dayanarak ihlâl edilemez.

 2. Irkçılık ve İnanç konusunda, her türlü ayrımcılıkla mücadele edilmelidir.

 3. Ekolojik açıdan tüm insanlık, işbirliği yaparak canlı türlerinin yok olmasını önlemelidir.

 4. Küresel Isınma ve İklim Değişiklikleri’ne tüm ülkelerin katılımı ile çözüm bulunmalıdır.

 5. Yoksul ülkelerdeki Açlık Sorunu, yine tüm ülkelerin katılımı ile birlikte çözülmelidir.

 6. Sağlık Sorunları ile mücadele, tek bir merkez’den yürütülmeli ve tüm dünya coğrafyasına eşit olarak paylaştırılmalıdır.

 7. Silahlanma’ya, özellikle Nükleer Silahlanma’ya istisnasız tüm ülkelerde son verilmelidir

 8. Kadınların ve Çocukların Hakları, Dünya’nın her köşesinde gözetilmelidir.

 9. Çevreyi yok eden tüm teknolojilerin yerlerine, çevre dostu Yenilenebilir Teknolojiler getirilmelidir.

 10. Nükleer Enerji kontrol altında tutulmalı, Doğal Âfetler’e karşı ortak bir program yürütülmelidir.

- Sevgili Halit Abi; iyi hoş da bu sorunların üstesinden gelecek olan kimdir? Kimlerdir? Hangi kurumlar olabilir?


 Kakınç: Bu sorulara bir cevap vererek öneri getirmek, politik nitelikte olacağı için - ben sadece temel sorunları - sembolik 10 Emir’den de ötelere taşıyarak irdelemekle yetindim. Empatik bir iletişim için önce tam bir teşhis gerekir. Tedavi sonradan gelir.


- Peki ben okuyucu olarak ne yapabilirim ki?.. Teşhis’i nasıl koyabilirim... Tedaviye nasıl geçebilirim?


 Kakınç: Kitabı kafasına en yakın bölümlerden başlasın okumaya… Kavramaya çalışsın. Araştırmalarını genişletsin. Sonra kafasına yakın/yatkın sivil toplum kuruluşlarına yönelsin. İşbirliği ve işbölümü yapsın.


-Son bir soru: İnsanoğlu’nun evrimi nerede aksıyor?


 Kakınç: Üçlü hassas terazinin bir kefesi aksıyor. En zekî canlı yaratık konumundaki İnsanoğlunun evrimi, üç alanda gerçekleşmekte: Teknolojik… Sosyal… Ve de Ruhsal/ Akılsal… İnsanoğlunun doğa’yı kendi refahı, yaşam rahatlığı için lehine dönüştürme gayretlerine yönelik Teknolojik Gelişme, son derece hızlı bir seyir izlemektedir. İnsanoğlunun yatay ilişkilerinde toplu yaşam tarzına yönelik örgütlenme ve yönetim biçimlerini meydana getiren düzenlemeler de, yaşanmakta olan bütün handikaplarına rağmen, Demokrasi’nin gelişmesi sayesinde görece de olsa sosyal bir ilerleme olarak kabul edilebilir. Üçlü Hassas Terazi’nin bir türlü dengelerin kurulmasını sağlayamayan en eksik kalan kefesi, ruhsal akılsal evrimdir. Teknolojik Evrim’in her anlamdaki zararlı sonuçları… Sosyal Evrim’deki dejenerasyonlar, hep Ruhsal/Akılsal Evrim’deki sıkıntılardan kaynaklanmaktadır. İnsanoğlu’nun günün birinde Küresel Sorunlar’ın da üstesinden gelmesini sağlayacak ve Hassas Üçlü Terazi’yi dengeye getirecek olan kefe, Ruhsal Evrim’miş gibi gözükmektedir.


-Yeni yılın bu ilk sohbetini okuyanlar her şeye rağmen karamsarlığa kapılmazlar..


- Dilerim öyle olur…

 
< Önceki   Sonraki >