Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow sonsoz arrow İzmir ve itiraz kültürü&
İzmir ve itiraz kültürü& Yazdır E-posta
Perşembe, 24 Mart 2016

Öncelikle İzmir yazılarıma gelen olumlu geri dönüşlerin beni fevkalade motive ettiğini söylemeliyim. Yaşadığımız bu güzel kent sevenlerinin gözbebeği olduğu için, aynı duyarlıkları paylaşmamız ve aynı endişeleri, kaygıları taşımamız ortak paydamız.

 Bu anlamda her şeyin gönlümüze göre olmasını; Türkiye koşullarında ülkenin en çağdaş ve demokrat kenti olan İzmir’in hak ettiği değeri görmesi için düşündüklerimi hep yazmaya kararlıyım…

Gelelim gündemimize… Kenan Evren ölünce eski (kapkara) defterler bir kez daha açıldı, malumunuz… Ben de kendi adıma söylemek istediklerimi yazının sonundaki kutuda ifade etmeye çalıştım. Her şeyden önce tarihin en antidemokratik anayasasını ve kendi cumhurbaşkanlığını referanduma götürdüğü 1982 yılında (o zamanlar ne kediler vardı ne de elektrik kesintileri!), Evren’in bu millet tarafından rekor bir oyla seçildiğini kimseler unutmasın!

Ancak ‘referandum’ deyince, kendine has bir ‘İzmir tavrı’ olduğu da unutulmasın. İşte bugün bu konuya dikkat çekmek istiyorum. Şöyle bir hatırlayalım: Evren’in dayattığı anayasaya ve şahsına en çok ‘hayır’ oyu, bugün HDP’nin birinci parti olduğu Bingöl ve Diyarbakır başta olmak üzere, Güneydoğu Anadolu’dan çıkmıştı. Batı’da ise o zamanlar meşhur olan “mavi mavi masmavi” şarkısını dillerine dolayıp hayli şeffaf (!) zarflara, mavi oylarını koyarak ‘hayır’ diyenler arasında İzmirlilerin yeri ayrıydı. İzmir’den çıkan ‘hayır’ oranı yüzde 9.48’di. Bu ülkenin batısı için hayli yüksek bir oydu…

Bir yıl sonra, 1983 yılında yapılan Türkiye genel seçimlerine Evren’in izin verdiği üç parti katıldı. ANAP, 400 kişiden oluşan Meclis’e 211 milletvekili sokarak tek başına iktidar oldu ve Özal da başbakanlık koltuğuna oturdu. Ancak Özal’ın Halkçı Parti’ye kaybettiği 11 ilden biri İzmir oldu. Necdet Calp’in aslında hiçbir şey söylemeyen Halkçı Parti’si, hem Evren’in MDP’sine, hem de ANAP’a karşı çıkıp itiraz ettiği için İzmir’de kazanmıştı. Evren’in partisi MDP, genel başkan Turgut Sunalp’i İzmir’den aday göstermesine rağmen, Türkiye’de olduğu gibi İzmir’de de üçüncü parti oldu. Bir yılda nereden nereye… Yüzde 92’den, yüzde 20’lere… O seçimde, İzmir’de Halkçı Parti 8, ANAP 5, MDP 3 milletvekili çıkarmıştı..

İzmir’in genellikle itiraz eden kanatta yer aldığını söyleyebiliriz işte buradan itibaren… Biraz geriye gidelim… Cumhuriyet tarihinin en ilerici Anayasası olan ‘1961 Anayasası’ için, İzmir’den çıkan referandum sonuçları da ilginçtir! Bu anayasa, yüzde 38.3 ‘hayır’ oyuna karşılık, yüzde 61.7 ‘evet’ oyuyla kabul edilirken; en çok ‘hayır’ oyu veren kent, tahmin edebileceğiniz gibi yine İzmir’dir... İzmir’in geleneksel ‘itiraz kültürü’ burada da ortaya çıkmıştır. Anayasa iyidir ama İzmirliler DP’ye yapılanları haksızlık olarak görmüş bu nedenle hayır demişlerdir. Hem de yüzde 56’lık bir oranla “Hayır”…Ertesi günkü gazetelerde yayınlanan evet-hayır haritası, şimdilerin referandum-seçim gecesi haritalarına tıpatıp benzemektedir…

Daha da geriye, 85 yıl öncesine gidelim şimdi de… Atatürk’ün izniyle kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası adlı muhalif partinin ilk il teşkilatını kurup, geliştiği yer de İzmir’dir. İzmir’de başlayan hareket dalga dalga yayılmış, ama sonuç hüsran olmuştur. İzmirlinin Serbest Fırka’ya yönelik sevgisi ve coşkusu, lider Fethi Bey'in İzmir gezisinde tüm açıklığı ile ortaya çıkmıştır. Fethi Bey ve arkadaşları, 4 Eylül 1930 tarihinde İzmir’de büyük bir coşkuyla karşılanmış; o günün Cumhuriyet gazetesi, karşılamayı şu şekilde okuyucularına aktarmıştır: “Sandalla gelip vapura atlayanlar Fethi Bey’e sarılıyorlardı. Birçokları ağlıyor… Rıhtımda, üzerine vuku bulan ilk tehâcümle (hücumla) Fethi Bey’in ceketi yırtıldı. Bu esnada denize düşenler, ezilenler ve çiğnenenler oldu. Davullar, zurnalar çalıyordu.”

Siyasi tarihçilerin de altını çizdiği gibi, bu siyasi parti, Türkiye’nin ilk sert muhalif örgütlenmesidir.

Fethi Bey, İzmir konuşmasını 7 Eylül’de, elli bin kişiyi aşan büyük bir kalabalık önünde yapar. Bu olayları izleyen günlerde, yasaklara rağmen, İzmir ve yöresinde işçiler, çeşitli nedenlerle grev haklarını kullanırlar. Bu grevler daha sonra, partinin kapatılma gerekçelerine eklenecektir. Yerel seçimin kazanıldığı ilk yer Bergama olur. Parti kısa bir süre sonra kapatılır kapatılmasına, ama 16 yıl sonra kurulacak olan Demokrat Parti’nin iki lideri de İzmir’de örgütçülüğü Milli Mücadele döneminde öğrenmiş Celal Bayar ve Adnan Menderes olacaktır. (İlerleyen günlerde ‘Celal Bayar ve İzmir’ başlığı ile bir yazı yazmayı da planlıyorum.)

Karşıyım karşı, her şeye karşı…

Genel ve yerel seçimlerde tavrı, Türkiye geneliyle zaman zaman örtüşmüş olmasına rağmen; İzmirli, referandumlarda ve son dönem seçimlerinde her zaman ‘karşı’ tarafta yer almıştır. 2007 yılında yapılan anayasa değişikliği referandumunda, hatırlarsanız çok az il ‘hayır’ demiştir. Bunların başında da İzmir gelir. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi başta olmak üzere, birtakım anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulmasında da İzmirliler, Aydın, Muğla ve Trakya’daki üç ille birlikte ‘hayır’ oyu kullanmıştır. Ülkemizde son referandum, 12 Eylül 2010 tarihinde gerçekleşti. 26 maddelik bir değişikliği içeren paket, TBMM tarafından kabul edildikten sonra, dönemin Cumhurbaşkanı Gül tarafından referanduma sunuldu. Referandum sonucunda yüzde 57.88 ‘evet’; yüzde 42.12 ‘hayır’ oyu çıktı ve anayasa değişiklikleri kabul edildi. Hatırlarsınız, İzmirliler yine ‘hayır’ diyen tarafta yer almıştı.

Son Cumhurbaşkanı seçiminde de Ekmeleddin İhsanoğlu’nun en yüksek oy oranına ulaştığı kent İzmir’dir…

Özgürlük, kendine karşı dürüst olanların hakkıdır…

İzmir’in ‘itiraz’ ‘farklı duruş’ alışkanlığı 85 yıldır sürüyor anlayacağınız… Bunu olsa olsa ‘itiraz kültürü’ açıklar diye düşünerek, bunun nedenini Sevgili Hocam Oğuz Adanır’a sordum... Yanıtı net oldu:

“Kim ne derse desin İzmir; Amazonlar’dan, Dionysos şenliklerinden ve Homeros’tan günümüze, tutsaklıktan hoşlanmayan bir kenttir. Yaklaşık 40 kültür ve uygarlığın uyum sağlayıp yaşadığı bir yer olmuştur. Son birkaç yüzyıl içinde Levantenleri, Yahudileri, Rumları ve Ermeniler ile birlikte modern ticaret ve teknoloji alanında dış dünyaya ilk açılan, özgür düşüncelerin dile getirildiği ilk gazetelerin basıldığı, dolayısıyla özgür düşüncenin ortaya çıkarak, yeşerip yaşayabildiği bir kent olmuştur İzmir… Bu arada özgürlüğün ancak kendine karşı dürüst olabilen insanların hakkı olduğu da unutulmamalıdır.

Cumhuriyet döneminde İzmir, bütün siyasal oluşumların ele geçirmeye çalıştığı büyük kent olma özelliğini bugünlere kadar hiç yitirmemiştir
. Bir bakıma İzmirlilerin oyunu alan siyasi parti, bütün Türkiye’ye sanki biraz daha demokrat bir parti gibi görünmüştür. Yumuşak Akdeniz iklimi; inanılmaz cömert doğası ve yol açtığı paylaşım, dayanışma duyguları; insanlarının yeni gelenleri hemen sarıp sarmalayan doğal sıcaklığı; kente baştan çıkartıcı bir özellik katmıştır. Bir kez İzmir’in büyüsüne kapılıp bu kente yerleşenler de, sanki kentin bu büyüleyiciliğini yitirmemesi için artık çaba göstermektedirler. İzmir’de yaşayanlar kentin havasını soluyup genel anlamda bu özgürlük ve insani değerleri içselleştirdikçe, bütün Türkiye’yi de İzmirli yapmak gibi bir duyguya kapılmaktadırlar.”

Yineleyelim öyleyse: Türkiye koşullarında ülkenin en çağdaş ve demokrat kenti, hiç kuşkusuz İzmir’dir.
 
EVREN’E DUA EDENLER KİM?
Başa dönelim, Evren’e…
Geçen Salı gecesi Ege TV’de yayınlanan ‘Söz Meclisten İçeri’ adlı programımızı açarken de söylediğim gibi Evren’e sorularla bakmak gerek..  ‘12 Eylül Askeri Darbesi’nin lideri Kenan Evren, ömrünün son 22 yılını acılar içinde geçirdikten sonra 98 yaşında vefat etti.  Evren’in yarattığı ve miras bıraktığı siyasi ve ekonomik çizgiye günümüzde en çok kim sahip çıkmaktadır? Evren’in kötü mirasından yararlanarak kendi iktidarını inşa eden kimdir?
 
12 Eylül ile birlikte DİSK’i kapatan ve yöneticilerine işkenceler yapan Evren, ‘1982 Anayasası’na koyduğu yasaklarla, (çalışanlara anasının ak sütü gibi helal olan) toplu sözleşme ve  grev haklarını kullanılmaz hale getirmişti. Türkiye’de işçi-memur sayısı 17 milyon... Toplu sözleşme hakkından yararlanabilenlerin sayısı 1 milyonu zor buluyor. Greve çıkabilen birkaç yüz kişinin ise grevini anında ertelenme adı altında yasaklayan Evren miydi?
 
Yüzde 10 baraj sitemini getiren Evren diktasının anti-demokratik bu mirasını bugün kullanan kimdir? HDP’nin yüzde 10 barajına takılması için dualar edenler kimlerdir?
 
Günümüzün iktidarı, 2002’de DSP, ANAP, MHP ve DYP’nin yüzde 10 barajına takılması sayesinde birinci parti olmuş ve yüzde 33 oyla tek başına iktidar olacak milletvekili sayısını çıkarmıştır. Bu baraj nedeniyle de Evren’e duacı olanlar kimlerdir?
 
< Önceki   Sonraki >