Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow sonsoz arrow Yaşasın& Yarın Hıdrellez&
Yaşasın& Yarın Hıdrellez& Yazdır E-posta
Perşembe, 24 Mart 2016

Hıdrellez keyfi Ege'de bir başkadır. Türkiye'nin hemen her yerinde Hıdrellez kutlanır ama Ege'de çok farklıdır bu kutlamalar... Bu çarşamba günü de biliyorum ki, Basmane'den geçerken İzmirlilerin akın akın Kültürpark'ın yeşilliklerine girip yer kapmaya çalıştıklarını görünce şaşırmayacağım.

Yarın gece Kordon’da, Güzelyalı’da, Karşıyaka’da İnciraltı’nda neredeyse üç bin yıllık bir geleneğin yaşatıldığına yine tanık olacağız. Dinlerin mitolojisinde ölümsüz olduklarına inanılan Hızır ve İlyas peygamberlerin buluşma zamanıdır Hıdrellez… Hızır denizlerde, İlyas karada yaşar ve her yıl 5 Mayıs gecesi buluşurlar; kendilerini bekleyen insanlara şans, iyilik, şifa ve zenginlik dağıtmak üzere... 



Rüzgar, yağmur derken baharın ilk günlerinden bir şey anlamadık. Sonunda nihayet sıcacık mayıs ayını gördük ve şükür Hıdrellez'i kutlayacağız. Çarşamba sabahı yine erkenden suya dileklerini bırakan insanlar olacak deniz ve dere kıyılarında.. Bizim çocukluğumuzda Hıdrellez şenlikleri, bütün mahalleyle birlikte kutlanırdı. Hep birlikte kocaman bir ateş yakılır; sonra yaşlı-genç güle oynaya üzerinden atlanır; dilekler kağıtlara yazılıp gül dallarına asılırdı ertesi sabah suya bırakılmak üzere... Bir de insanlar ev ya da araba gibi hayalini kurdukları şeyin resmini çizer ya da onun çerden çöpten uyduruk bir maketini yapar; bunlar da yine gül ağaçlarının altına bırakılırdı. Çünkü böylece hayallerin gerçek olacağına inanılırdı. Öykücü Ahmet Büke'nin dediği gibi, 'O zamanlar şimdiki gibi herkes kibrit kutusu evinde yandaki komşusundan habersiz yaşamadığı içindi belki de... Nasıl düğünlerde hep beraber göbek atıyor, cenazelerde birbirimizin gözyaşlarını siliyorsak, Hıdrellez'e de hep beraber hazırlanılır, cümbür cemaat gidilirdi.' Eskiden Hıdrellez'in bir adının da Isırgan Bayramı olmasının nedeni, 5-6 yaşındaki çocukların ısırganın dalamasına aldırmadan otların arasında yuvarlanması imiş. Bunun çocuğun bağışıklığını geliştireceğine inanılırmış.

Burada hemen bir düzeltme yapalım… “Bir zamanlar Mısır’da kraliyet sülalesini oluşturan” Roman yurttaşlar Hıdrellez’de de en çok eğlenen, en keyif alan grubu oluşturur ama Hıdrellez’e sadece “Roman Bayramı” muamelesi yapmak haksızlık olur. Bu pagan etkiler taşıyan gelenek, toplumsal bütünlüğün parçalarından biridir ve herkese aittir…

Martaval Çömleği…

Bizim çocukluğumuzda denize atılan dileklere 'martaval' denirdi. Biraz fazla konuşana, olur olmaz atıp tutana da 'martavalcı'... Hayallerin Hıdrellez'deki adıydı kısaca martaval. Öyle ya, ya tutarsa! O yıl Tarihi Kemeraltı Esnaf Derneği de bir 'Martafal Çömleği' kurmuştu. Eski bir gelenek canlanmış, pek de güzel olmuştu. Bu yıl için de belediyelerin çok hazırlığı var… Defileler, konserler de işin cabası..Karşıyaka’da, Dikili’de, Ayvalık’ta dinlediğim Hıdrellez ile bağlanan çapkınlık öyküleri de ayrı gülümseme nedenleri… Herhalde 'Nisan-Mayıs ayları/ Oynar Gönül Yayları' durumu.

Yaşar Ürük
dostumuz 7-8 sene önce Rumeli'den gelen 'Martafal Çömleği'ni anlatmıştı: Hıdrellez'den bir gece önce evlilik adayı kızlar bu işi yönetecek olan yaşlı kadının bahçesinde bir araya gelerek üzerlerinde bulunan iğne, yüzük, küpe ya da para, boncuk, anahtar benzeri şeyleri bir çömlek ya da küpün içine atmak için avuçlarının içinde tutarlar. Küpün içinde o gün toplanmış çok sayıda türde ot bulunmaktadır. Yönetici kadın elinde tuttuğu kalın bir zincir ile asma kilitle ortaya gelir ve kızların yaşı en geçkinini karşısına alarak asma kilidi kızın boynunun çevresinde üç kez çevirir. Sonra tüm kızlar avuçlarında gizledikleri şeyleri yarısına kadar su doldurulmuş çömlek ya da küpün içine atarlar.

Geçkin kızın boynundaki kilit bu kez çömleğin ağzına asılır ve bu çömlek bir gül fidanının dibine yerleştirilir. İnanca göre gece yarısı gelecek olan Hızır baba ya da İlyas peygamber çömleğin içine herkesin kısmetini koyacaktır. Hıdrellez sabahı güneş doğumunda kızlar gülün yanında toplanır. Bu işi idare edecek olan bir yaşlı kadın çömleği kızların başları üstünde dolaştırıp, şanslarının açık olmasını diledikten sonra kızlardan biri elini çömleğe sokar ve içindekilerden birini tutar. Bir başka kadın bu sırada ezbere bildiği manilerden birini okur. Mani bitince eli çömleğin içinde olan kız tuttuğu yüzük ya da küpeyi dışarıya çıkarır. O şey hangi kıza aitse mani de onun dileği için söylenmiş sayılır.

Bir hikaye…

Geçen yüzyılda özellikle evlenme çağını geçirmiş ya da halk ağzındaki deyişle 'evlenenemiş' kızlar, Hıdrellez sabahları çırılçıplak soyunup bir çarşafa sarındıktan sonra evlerindeki ocak bacalarının altına geçer ve 'açıl bahtım açıl' diye İlyas Peygamber'e yalvararak kendilerine kısmet dilerlermiş.

Zamanın bu adeti bilen çapkın delikanlıları da bu adeti bildikleri için Hıdrellez sabahları 'deniz kıyısına iniyorum' diyerek evden çıkar, sonra mahallelerinde hangi evde böyle geçkince kız varsa o evin damına kimseye görünmeden çıkar ve bacalardan içerisini gözetlemeye çalışırlardı.

Bir Hıdrellez sabahı, Dibekbaşı semtinin tarife uygun kızlarından biri sabah erkenden bacanın altına gelir, hemencecik soyunur ve kısmetinin açılması için yalvarmaya başlar. Ancak damdaki davetsiz konuktan habersizdir. Bacadan gelen kızın sesini duyan çapkın genç sesin sahibini de görebilmek amacıyla yüzünü kocaman bacanın deliklerine adeta yapıştırır. Aşağıyı görmeyi yine de başaramayınca bu kez bacanın büyük deliğine başını sokarak aşağıya bakmak ister. Ancak zaten eğreti duran baca bu kadar harekete dayanamaz ve dibinden yıkılarak bizim çapkın gençle birlikte içeriye, ocağın üstüne düşer. Bu olay delikanlı için kötü olur. Bir bacağının kırılması ve çeşitli yerlerinden yaralanmakla kalmaz, iş namus meselesine döndüğü için postu kurtarmak uğruna o kızla evlenmek zorunda kalır. Kız ise sevinçten havalara uçmaktadır. İlyas Peygamber daha duası bitmeden dileğini kabul etmiş ve acele postayla kendisine bir koca göndermiştir.

Beslenme Kültüründe Hıdrellez…

Bu eğlenceli süreç beslenme kültürü açısından da hayli ilginç geleneklere sahiptir. Örneğin, Kütahya'nın Tavşanlı İlçesi'nde yaşayan Karakeçili Yörükleri, bu Hıdrellez'de de buğday tarlalarından topladıkları çiğ taneciklerle sütlerini mayalayacaklar ve binlerce yıldır olduğu gibi yine şaşmayacak ve sütleri yoğurt olacak. Bolu'nun Seben İlçesi'nde, Balıkesir Susurluk'ta ve Göynük'te de yaşıyor bu gelenek. Tahmin edeceğiniz gibi, işin bilimsel bir yanı da var. Mayıs ayının ilk haftasında, bitkilerin yapraklarındaki çiy damlalarında oluşan mantarlar bu mayanın kaynağı... Göynük'te süt yoğurt olursa, bu yoğurttan birer parmak alınarak diğer yiyeceklere de sürülüyor. Eğer ki maya tutarsa, Hızır oraya uğramış sayılıyor ve tüm yılın bolluk içinde geçeceğine inanılıyor.

Kekik ve Isırgan 

Hıdrellez ile ilişkili iki ot ise kekik ve ısırgan. Kekik, Hıdrellez'den önce toplanmıyor; çünkü sonrasında toplanırsa daha şifalı olacağına inanılıyor. Yine Hıdrellez'de evlerin kapılarına asılan ısırgan otunun da bereket getireceğine inanılıyor. Günümüzde faydalarını saya saya bitiremediğimiz ısırgan otu ile Anadolu'nun birçok yerinde Hıdrellez günü börekler pişiriliyor, salatalar yapılıyor. Eskiden Hıdrellez'in bir adının da 'Isırgan Bayramı' olmasının nedeni ise, 5-6 yaşındaki çocukların ısırganın dalamasına aldırmadan yarı çıplak halde otların arasında yuvarlanması imiş. Bunun çocuğun bağışıklığını geliştireceğine inanılırmış. 

Mayıs ayı ile birlikte diğer otlar yavaş yavaş tükenirken, temmuzda istifno (ya da stifno) çıkıncaya kadar, otseverlerin yegane malzemesidir ısırgan... Bez torbada kalan son pişirimlik tarhana çorbanızı ısırganla tatlandırabilirsiniz; taze lorla karıştırıp salata yapabilir ya da kışın bal ile karıştırmak için tohumlarını kurutabilirsiniz. Isırgan otu, Anadolu'nun her yerinde  başka bir adla anılıyor. Ege'de 'dalgan' ya da 'dalagan' derler ısırgana... Doğu Anadolu'da 'gezgeç' ya da 'geznik'; Karadeniz'de ise 'cızlağan' ya da 'cızgan'...  Ayrıca Artvin'de 'cincar', Isparta'da 'ısırgandalak', Van'da 'gezgezok' dendiğini de biliyoruz. Latince adı ise 'urtica'; 'uro'dan geliyor; anlamı da 'yakan' demek...

Anadolu’dan Hıdrellez Gelenekleri 

Tarihçi Deniz Gezgin'in vurguladığı gibi, Anadolu’da 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan gece, bereket yağdığına, tıpkı 'Kadir Gecesi' olduğu gibi 'suların uyuyup ağaçların secde ettiğine' inanılıyor. 

Hıdrellez geleneğinin Anadolu'da yarattığı oldukça ilginç sofra alışkanlıkları var: 
- Hızır geldiğinde, atının karnı doysun diye kapı önlerine arpa-buğday serpilir. 

- Bazı yörelerde Hıdrellez gecesi ateş yakılır ve ateşin üzerinden atlarken dilek tutulur. Türk mitolojisinde ateşin kutsallığı vardır ve insanları kötü ruhlardan koruduğuna inanılır. Bu inanış zaman içerisinde Hıdrellez ile de bütünleşmiştir. 

- 5 Mayıs gecesi delikanlıların özel yapılmış tuzlu bir çörekten yiyip yattıklarında, o gece rüyalarında evlenecekleri kızı göreceklerine inanılır. Genç kızlar ise tuzlu çöreğin yarısını yer, kalan yarısını da dam ya da duvar üstüne bırakırlar. Kargalar çöreği hangi evin damına taşırsa, genç kız o eve gelin gidecek demektir. Şayet kargalar çöreği uzaklara götürürse, genç kızın kısmeti de gurbette demektir.

- Hıdrellez günü önceden pişirilmiş ekmek bütün halde sofraya konulur. Bu ekmek asla parçalanmaz ki ailenin birliği o yıl da kalıcı olsun. 

- 6 Mayıs sabahı, seher vakti bir akarsu kenarında çamurdan ev maketi yapılarak içine buğday konulursa, o yıl tarlalarda mahsulün bol olacağına inanılır. Hıdrellez günü, çocuklara şifa olması için soğan suyunda kaynatılmış yumurta yedirilir. Yayıklar, yıl boyu iyi ürün versinler diye yeşil dallar ve yapraklarla süslenir.  

- Bazı yörelerde Hızır haftasında, yani 5-6-7 Mayıs günleri üç gün boyunca oruç tutulur. İftara doğru kesilen kurban etleri fakirlerle paylaşılır. Orucun son günü ise tuzlu çörek pişirilip dağıtılır. Ayrıca komşular birbirlerini ziyaret edip 'Hızır Lokması' ikram ederler. 

- Makedonya Türkleri de un, arpa ve buğday ambarlarına bereket taşı koyarlar.

- Azerbaycan'da 'Hıdır-Nebi' adıyla kutlanan bayram için, hazırlıklara Şubat ayından itibaren başlanır. Hıdır-Nebi zamanında bütün evlerde 'haşıl' (yoğurtlu buğday çorbası) ve pilav pişirilir. Bu güne özel olarak da yeşertilmiş buğdaydan 'semeni' adında bir tatlı yapılır. 

- Kazdağları’nda Hıdrellez gecesi Hızır için pilav pişirilir. Urla ve Karaburun'da da şifa olsun diye kır çiçekleri kaynatılıp suyu içilir ve yeni sağılmış süt Hızır'ın eli değsin diye bir köşeye bırakılır.

- Hıdrellez günü 'Hıristiyan-Türk' olan Gagavuzlar kurban keserler. Rahip tarafından kurbanın dili tuzlanır ve hayvanın iki boynuzunun arasına iki tane mum yerleştirilip yakılır. Kurban edilen kuzunun kanı da herkesin alnına sürülür ve kuzu eti parçalanmadan bütün olarak pişirilir. Kurban eti kilise avlusunda haç damgalı buğday ekmeğiyle beraber fakirlere dağıtılır.

Benim bu yılki Hıdrellez dileğim geçen yıldan pek farklı değil: Hıdrellezin bereketi hep üzerimizde olsun, keyifle ve birlikte barış içinde yaşam sonsuza kadar devam etsin…
 
< Önceki   Sonraki >