Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow sonsoz arrow İzmirli olmak için bir kılavuz yeter mi
İzmirli olmak için bir kılavuz yeter mi Yazdır E-posta
Perşembe, 24 Mart 2016

Ege TV’de beş yıla yakın bir zamandır gazeteci arkadaşlarım Gönül Soyoğul ve Ümit Yaldız ile birlikte ‘Söz Meclisten İçeri’ programına imza atıyoruz. Ülkemizde ve özellikle de kentimizde olup bitenleri yatırıyoruz masaya… Ümit

, ulaşılması imkânsız kulislerin kapısını aralıyor; siyasilerin gözlerinin hep üzerimizde olmasını sağlıyor, Gönül Hanım ise hem yorumları ile başka pencereler açıyor hem de kadın olmanın verdiği duyarlılığı yansıtıyor programımıza… Canlı yayınımıza gelen mesajlardan ve ertesi güne yansıyan tepkilerden de anlıyoruz ki, müdavimlerimizin sayısı hiç de az değil. Yeri gelmişken takipçilerimize buradan da sevgiler ve teşekkürler… 
 
İşin içinde olanlar bilir; programların öncesi, sonrası, hele de reklam araları, en az kendisi kadar keyiflidir, heyecanlıdır. Geçen programdan önce gündemimizdeki konulardan biriydi; konuşup tartıştıktan sonra da açıkladık ve İzmir’e gelen ‘İthal Adaylar’ için küçük bir kılavuz hazırlayalım dedik.
 
Kenti sevdirmek boynumuzun borcu
 
Benim için bu kentin meftunu olarak, İzmir’i tanıtmak ve sevdirmek boynumun borcudur. Kendi adıma bu konuda ustam Şadan Gökovalı’dan ve kısa bir süre önce kaybettiğim değerli arkadaşım Şükrü Tül’den el aldığımı söyleyebilirim. Kuşkusuz okuyup araştırmak, İzmir üzerine çalışanların notlarını dikkatle incelemek, kent için bir şeyler yapmaya çalışmak ve bol bol gezip dolaşmak da cabası… Çünkü yaşadığın yere duyduğun ‘aidiyet duygusu’ başka türlü gelişemez. O aidiyet duygusudur ki, yaşadığın topraklara bir nevi vefa borcu gibidir. Kendini ait hissettiğin şeyler daha çok ilgilendirir seni, daha çok umurunda olur. Her konuda olduğu gibi bu konuda da ‘üfüren’ler olacaktır; dikkate alınmamaları ricasıyla efendim… 

“Bu kent özgür karakterlerin kaynağıdır”

Rahmetli Nuri Bilgin Hoca, bir sohbetimizde şöyle söylemişti: “Kordonboyu, neredeyse 300 yıldır bir liman kentinin çok kültürlü, yeniliğe açık, farklılıkları bir arada barındırabilme elastikiyetinin kesintisiz izlendiği kamusal alandır. Bu tür alanların özgür karakteri, bütün kenti tanımlayacak kadar belirgin etkiler yansıtan bir kaynak gibidir.”
 
İzmir’in bugünkü kimliğinde ‘direniş ruhu’ önemli bir yer tutar. Malum, İzmir’in işgaliyle birlikte başlamıştır, tüm Ege’deki direniş hareketi… İzmir’in işgal edilmesiyle başlayan, ‘Milli Mücadele’ ve  ‘Kurtuluş Savaşı’ süreci, bu ülke için gerçekten bir kırılma noktasıdır. ‘İşgal’den ‘Kurtuluş’a uzanan yaklaşık üç buçuk yıllık bu zaman dilimi, ‘Türk Tarihi’ne birçok ilki de armağan etmiştir. ‘Müdafaa-yı Hukuk’ kavramı, işgalden hemen önce İzmir’de toplanan ilk Ulusal Halk Kongresi'nde kullanılmıştır. Yine, ‘Kuva-yı Milliye’ kavramı da, Batı Anadolu’da asıl anlamını bulmuştur. Velhasıl, İzmir’in işgali ve bu işgalden kurtuluşun çabası, Türkiye’nin siyasi tarihi açısından çok önemli sonuçlar içerir. İzmir’in kurtuluşuyla birlikte, monarşik-teokratik ve çok uluslu bir imparatorluktan ulusal-laik ve modern bir ‘Cumhuriyet’e geçişin kapıları ardına kadar açılmıştır. Bütün bunlar yaşanırken İzmir, çok dilli, çok kültürlü yapısını kendi hoşgörü ikliminde korumayı da bilmiştir.

CHP önlemini almış, ama…

Biz ‘ithal’ adaylara kılavuz olalım deyince, ‘ithal’ etme konusunda bizim gibi düşünmeyen arkadaşlarımızdan itirazlar geldi, “ama onlar da gerekli canım” diyerek… Aslında bu konuda uzlaşmak zor gibi... TV programından sonra arayan CHP İzmir Örgütü’nün Bilim Yönetim Kültür Platformu (BYKP) üyesi bir dostumuz, “İzmir’de 5 yıldır çalışıyoruz. Kent için projeler üretiyoruz. Seçim öncesinde milletvekili adaylarına, sizlerin söylediği rehberlik hizmeti de dâhil bilgiler veriyoruz. Bütün bunları yapmaya devam da ediyoruz” dedi.
BYKP’nin bilim dünyasından üyeleri, adaylara İzmir ile ilgili olarak, sanayi, ticaret, eğitim, kültür, kadın, ulaşım, medya, sosyal medya, enerji, tarih konularında bilgiler veriyormuş. Açık söylemek gerekirse, iyi bir şeydir bu. CHP’deki Adaylara bakıyorum; bu bilgileri dikkatle, özenle, yeni bir şeyler öğrenmenin mutluluğu ile dinleyecekler çoğunlukta… Ancak aralarında “Ben her şeyi bilirim, bilmediklerim zaten gereksizdir.” havasında dolaşan zatı muhteremler de var. İşte bunlar fena…

Küçük Bir Kılavuz…

Neyse biz naçizane işimize bakalım. Bu yazı ve devamındaki yazı tüm partilerdeki İzmir’i pek tanımayanlar için kaleme alındı. Efendim İzmirli olmak, bir küçük yazıda anlatılacak şey değildir kuşkusuz, öncelikle bunu aklımızdan çıkarmayalım. Homeros ile ilgili yazımı ilk bölüm olarak kabul edin lütfen… Şimdi 20. Yüzyılın başına dönelim:
Unutmayın 20. Yüzyıla girerken İzmir, Batı Anadolu’nun ekonomik merkeziydi. ‘İzmir Rıhtım İmtiyazı’ ile demiryolları sayesinde kente gelen ürünlerin deniz yoluyla ihracı hedefleniyordu. Yıllarca ülkemizin bir numaralı liman kenti İzmir oldu.
İzmir’i anlamak için bu tarihsel dönüşüme bakmak gerek… Balıkesir’den Antalya’ya kadar uzanan bölgede üretilen ürünler İzmir’e gelir; buradaki ticarethaneler aracılığıyla yurtdışına ihraç edilirdi. 1908’de İzmir’den yapılan ihracatın toplamı yaklaşık 4,5 milyon sterlindi. Bunda en büyük pay, yaklaşık 1.340.800 sterlinle üzümündü. Onu, incir, palamut, halı, pamuk ve afyon izliyordu. Aynı şekilde Anadolu’nun en önemli ithalat limanı da olan İzmir’in 1908’deki ithalatı 3 milyon sterlin dolayındaydı. Tahmin edilebileceği gibi İzmir’e yabancı ülkelerden gelen daha çok mamul mallardan oluşuyordu; pamuklu mallar, pamuk ipliği, yünlüler, madeni eşyalar, şeker, kahve ve kereste gibi…

Meşrutiyet Bayramı…

Dr. Erkan Serçe’nin önemli bir saptaması vardır: Herkes bilir ki, Osmanlı Devleti tarihi içinde önemli dönüm noktalarından biri de II. Meşrutiyet’in ilanıdır. Otuz yıl süren II. Abdülhamit’in baskı rejiminin sonu demek olan II. Meşrutiyet, Osmanlı ülkesinin her yerinde olduğu gibi İzmir’de de büyük yankı bulmuş, ekonomiden siyasete, cemaatler arası ilişkilerden günlük hayata kadar toplumsal hayatın bütün noktalarında yeni bir değişimin başlangıcı olmuştur. İzmir, Dr. Nazım, Bursalı Tahir, Eşref Kuşçubaşı, Halil Menteşe, Çerkez Reşit gibi İttihat ve Terakki Tarihi’nin önemli adlarının bulunduğu şehirdi. İttihat ve Terakki’nin İzmir’de sağlam bir örgütlenmeye sahip olması, II. Meşrutiyet’in ilanının duyulduğu ilk anlarda Anadolu’nun diğer yerleşim yerlerinde yaşandığı bilinen tereddütün yaşanmamasını sağladı.
Meşrutiyet’in ilan edildiğinin duyulması üzerine Müslim ve gayr-ı Müslim halk derhal Meşrutiyet lehine gösteriler yapmaya başlamış, 24-25 Temmuz gecesi Kordon, Karataş ve diğer semtlerde bir araya gelerek sevinç gösterilerinde bulunmuşlardı. Ertesi gün Kemeraltı, rıhtımdaki mağaza ve gazinolar bayraklarla donatılmış, binlerce kişi ellerinde Osmanlı bayrakları bulunduğu halde Sarıkışla önünde toplanarak, “Padişahım çok yaşa” ve “zito” sesleriyle Meşrutiyet’in ilanını kutlamıştı. Bu sevinç gösterileri günlerce sürmüştür. Bu ruhun bugün de etkili olduğu kesindir. Meşrutiyet Bayramı 1935’e kadar kutlanmıştır…

Önemli ilkleri de bilmek gerekir.

+ İzmir, Avrupa’ya denizaltı telgraf kablosuyla; ülkenin diğer yerlerine de telli telgraf ile bağlanan ilk kenttir. İletişimin gücü buradan gelir…

+ Kentin ticari çıkarlarını savunmak adına, ilk kez İzmir’de bir günlük gazete yayımlanmaya başlamıştır. İzmir, Osmanlı’nın başkentinden önce matbaanın da kurulduğu kenttir..

+ Batı Anadolu’da demiryollarının yayılmasıyla birlikte, endüstrileşmenin doğal bir sonucu olarak kırsal nüfus giderek azaldı ve İzmir, tarım nüfusunun giderek sanayi nüfusuna dönüşmeye başladığı ilk kent oldu. Bu bugünkü İzmir’i anlamak için önemli bir parametredir..

+ Alsancak ve Basmane garları, ülkemizin Batı’ya açılan ilk pencereleriydi.

+ Sanayinin ilkleri de bu kentte yaşandı. 1870’li yıllarda, hepsi de demiryolunun geçtiği kentlerde bulunan 34 fabrika kuruldu. Küçük ölçekte bir sanayinin gelişmesi de, bu küçük ölçekli çırçır fabrikalarının sayesinde oldu. 

+Sigortacılık da ilk kez İzmir’de yaygınlaştı. Londra Güneş Sigorta Şirketi, ilk şubesini 1863 yılında İzmir’de açtı ve sonra da devamı geldi.

+ Lonca denetiminin zayıfladığı ilk kent de İzmir’dir. Osmanlı’nın geleneksel loncalarının önemi ve gücü, demiryollarının gelmesiyle birlikte giderek azaldı. Eskiden loncaların denetiminde olan üreticiler, mallarını daha çok para verdikleri için İngiliz tüccarlara satmaya başlayınca, yüzlerce yıllık ‘Ahi Geleneği’ de sekteye uğramaya başladı.

Kemeraltı adım adım gezilmeden olmaz…

Kemeraltı’na Vilayet Konağı yönünden girerseniz, hemen vilayetin köşesinde bulunan çınar ağacına iyice bakın... O ağaç 100 yaşından fazladır, neler görmüştür neler?.. O çınardaki çiviye baktı ve alış veriş filesini oraya asmaya başladı. O adam kimilerinin o zamanlar deli gözü ile baktığı Halikarnas Balıkçısı idi. Günlük alışverişini yapar, daha sonra Kemeraltı’nın ünlü meyhanelerinden birine, mesela Şükran’a ya da Bodrum’a takılır; güneşin batmasından az sonra, Hatay Caddesi’ndeki evine gitmek üzere meyhanedeki dostlarıyla vedalaşır ve çınardaki çiviye astığı filesini alıp yola koyulurdu... (Çınar hâlâ orada duruyor, ama artık ne Bodrum Meyhanesi var, ne de Şükran Lokantası... )

İzmir ile ilgili kalem oynatmış edebiyatçıların hemen hepsinin anılarında yer etmiş Kemeraltı anılarını okumak gerekir. 16. yüzyılın sonlarından itibaren ticari faaliyeti hızla artan İzmir, kısa süre içinde bu yeni işlevine uygun bir örgütlenmeye uğradı. Bugünkü Kemeraltı ya da resmi adıyla Anafartalar Caddesi’nin sınırlarını belirlediği ‘İç Liman’ çevresi, ticari gelişmenin ihtiyaçlarına cevap veren mekânlarla dolmuş ve taşmıştır… İzmirli olabilmek için önce Kemeraltı fenomenini iyi anlamak gerekir…

İzmir’in yeniden çok önemli ticari bir kent haline geldiği 17. yüzyıldan itibaren, şehir içindeki hanların sayısının da hızla arttığı biliniyor. Zaten Asya içlerine gidecek Avrupa mallarını taşıyan gemilerin son önemli limanı olan İzmir; aynı zamanda imtiyaz sahibi ‘ecnebilerin’ İran ve Anadolu’daki tarımsal zenginliklerini gemilerle Avrupa’ya taşımaya başlaması ile birlikte, ‘kervan yollarının son noktası’ olma durumuna da geldi.

17. yüzyılda İran’da üretilen 22 bin balya ipeğin 3 bin balyasının İzmir üzerinden taşındığını yazıyor tarihçiler. İran’dan İzmir’e bir deve kervanının gelmesi yüz gün sürüyordu. Bu yükleri almak için İzmir Limanı’na gelen gemiler, Avrupa’dan tekstil ürünleri, kurşun, kalay, kâğıt ve Venedik camı getiriyorlardı. Bu kervanların ve kervancıların İzmir’de dinlenmesi ve yaşaması için çok sayıda han inşa edilmişti. Kâtip Çelebi’nin belirlemelerine göre, 1672 yılında, İzmir’de 82 şehir hanı vardı.
Üzerlerinde çok sayıda deve resmi gördüğümüz ‘Kervanlar Köprüsü’ne uzaklıklarına göre de hanlar değerlendiriliyordu. Bu şehir hanlarının içinde, mutlaka bir yeme içme-mekânı da bulunuyordu. Bu mekânlarda sadece yemek yenmez, yorgun kervancıların her türlü ihtiyaçları da karşılanırdı.

***

Elbette bunları bilmeden de İzmir’e hizmet mümkündür… Ama… Bunları bilen insan için İzmir onun daha çok umurunda olur. Sahip olduğunuz bir şeyin kıymetini bilirseniz uğruna mücadele etmekten kaçınmazsınız
Bu kadar mı?  ‘İzmirli Olma’ya Dair Küçük Bir Kılavuz” un devamı bir sonraki yazımda…

***


Sayın Kubilay Avşer’e not: Sayenizde yeniden eski kitapları karıştırdık.“Kentler, insanı özgür kılan ortamlardır” sözünü Fernand Braudel'den okumuştum. Ama dediğiniz de doğru. Ruşen Hocamız haklıdır. Böyle bir Alman atasözü var…

 
< Önceki   Sonraki >