Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow sonsoz arrow İzmirin Homerosu, Homerosun İzmir i&
İzmirin Homerosu, Homerosun İzmir i& Yazdır E-posta
Perşembe, 24 Mart 2016

“İonia denilen bir toprak var şarap rengi denizin ortasında,
denizle çevrili, güzel… Çok insan yaşar; sayamazsın, doksan da kent…”
                                                                                               Homeros

“Kentler, insanı özgür kılan ortamlardır.” demiş ünlü Fransız tarihçi Fernand Braudel... Kasaba-köy gibi küçük yerleşimler, gündelik hayatın akışı içinde ortak bir yaşamı zorunlu kılar; bu nedenle de insanlar, birbirlerinin hayatının mahrem ayrıntılarına bile doğal olarak vakıftırlar. Kentlerde ise, insanların özel alanlarına sızmak daha zordur.

Üstelik bazı kentlerde, insanı izlenme duygusundan iyice uzaklaştıran bu özgür ortam daha çok hissedilir. İzmir de bu kentlerden biridir. 

İzmir’de insanlar daha rahat ve özgürdür gerçekten;
kadınların kamusal alanda görülme oranı da oldukça yüksektir. İklimin kazandırdığı cazibeyle yaşam sokaklarda ve balkonlarda geçer. Her şey göz önünde gibidir, ama ölçülü bir mesafe de vardır, asla ihmal edilmeyen. Herkes birbirine karşı duracağı yeri gayet iyi bilir. Aslında bu durum büyük ölçüde kentin tarihsel birikimi ve kimliğiyle ilgilidir. Çünkü her kent gibi İzmir’in yaşadığı tarihsel serüven de, onu diğer kentlerden ayıran ve kendine özgü kılan birikimin mayalanma biçimidir aynı zamanda… 

Biliyor musunuz, İzmir’e atfedilen ‘özgür’ tanımlaması, daha ilk çağlarda bile dillendiriliyormuş. Fakat asıl şaşırtıcı olan, kentin Osmanlı döneminde de bu özelliği ile tanınması… İzmir tarih boyunca değerli bir liman kenti olarak ün kazanmış; doğal olarak da limanın etrafında gelişip büyümüş. Malum, liman kentleri çok renklidir, çok dillidir, çok dinlidir; farklı görüşleri ve kültürleri bünyesinde barındırır. Bu ekonomik ve sosyal hayat, bir arada yaşamayı gerekli kıldığı için de, insanlara hoşgörülü olmayı öğretmiştir. İnsanların birbirine daha tahammüllü olmasını sağlamıştır. 

Hemşerimizdir Homeros…

Öte yandan bu topraklar sanatın, uygarlığın ve bilimin de beşiği olmuştur. Yaşamın sırları bu topraklarda çözülmüştür. Batı Anadolu kıyılarına “deniz kıyısındaki güneş bahçesi” diyen Homeros, İzmirlidir. Melez Çayı kenarında doğmuş ve “güneş bahçesi”ne benzettiği bu kıyılarda yaşamış; bu yüzden ‘Melesigenes’, yani “Melez’in Oğlu” lakabıyla anılmıştır. Tarih boyunca çeşitli uygarlıkların doğuşuna tanıklık eden zengin coğrafyamızın ilk ışığıdır Homeros. Uygarlıklar Homeros ile anlatılmaya başlanır. O Homeros ki, dünyada ‘Şiirin Babası’ olarak da kabul edilir ve ‘İlyada’ ile ‘Odysseia’ destanlarının yaratıcısıdır. Bu arada, ‘İlyada’ ve ‘Odysseia’nın Batı Edebiyatı’nın temel belgeleri olduğunu da aklımızdan hiç çıkarmayalım…

Anlamaya çalışalım..

Ancak daha önce, biraz Homeros’u anlamaya çalışalım. Çünkü Antik geçmişinde İonia olan bu coğrafyayı keşfetmenin yolu, bir anlamda da Homeros’u doğru anlamaktan geçer. Mesele, kültürün kaynağı meselesidir. Dünyanın en yaygın dergilerinden biri olan Der Spiegel’de, geçmiş yıllarda “Müz’ün Sesi” başlıklı bir yazı kaleme alan Alman araştırmacı Joachim Latacz, “Homeros yüzlerce yıldır insanların ilgi odağı. 2700 yıldan bu yana… Yani ‘İlyada’ dünyaya gözlerini açtığından beri, Homeros akılları meşgul ediyor.” demiş. 

Hemşerimiz Homeros, yalnızca Akdeniz dünyasında Yunanca konuşan yurttaşlarının kültür kaynağı olmakla kalmamıştır. O, aynı zamanda Roma, Bizans, Ortaçağ Latin dünyası ve Rönesans’tan beri Yeniçağ Avrupa’sı ve Avrupa’nın sonraki nesilleri için de aynı etkiyi yaratmış bir efsanedir. Hiçbir zaman tam olarak anlaşılamamış olsa da, onun etkisi, sadece edebiyat ve sanatla da sınırlı değildir. Homeros, Batı dünyasının düşünce tarzında da günümüze kadar varlığını büyük ölçüde hissettirmiştir.

Ege’yi “şarap rengi deniz” diye betimleyen İzmirli Homeros’a, pek yakında Avrupa Konseyi kararı ile “Avrupa’nın Kurucu Babası” unvanı verilecek olması tesadüf değildir yani… Araştırmacı Latacz’ın dediği gibi, “Avrupa’ya ait kültürümüze Homeros’un damgasını vurduğu her adımda hissedilir. Bu damganın sessiz ve derin etkisi daha güçlü. Homeros aslında bizim içimizde…”

Türkçeye çevrilmeyi bekleyen bazı kitapların adlarını paylaşayım sizlerle, siz ne demek istediğimi anlayın: “Avrupa Edebiyatında Homeros”, “Plastik Sanatlar ve Resim Sanatında Homeros”, “Avrupa Tiyatrosunda Homeros”, “Avrupa Sinemasında Homeros”, “Kültür Dünyasında Homeros”…

Ağaç gövdesi Homeros…

Kısa bir süre önce, dostlarımızla Berlin’de bir Homeros toplantısındaydık ve Homeros’un derindeki etkisini gerçekten benzersiz bir şekilde hissettik.  

Orada duymuştum. Büyük ses getiren Hollywood filmi ‘Troya’nın Alman yönetmeni Wolfgang Petersen’e, 2006 yılında sormuşlar: “Yönetmen olarak böyle bir konuyu ele alınca insan nelerle karşılaşıyor?” Yanıtı şöyle olmuş: “O zamana kadar yaptığınız her şeyi belirleyen ilkeleri bir kez daha gözden geçiriyorsunuz. Diyelim ki bana dramaturjide bir dönüm noktasından ya da karakter belirlemede dâhiyane bir ilkeden bahsediyorsunuz. Homeros bunların hepsini kullanmış, hem de 3000 yıl önce... Her kitabın, her filmin ancak küçük bir yaprağı olduğu ‘anlatı ağacı’ gibi bir şey olsa, Homeros o ağacın gövdesi olur.”

Ne güzel bir metafor değil mi?.. Düşünecek olursanız, yaşam iksirini hangi ağacın gövdesinden aldığını yapraklar bilmez. Zaten gövde de bununla ilgilenmez. Oradadır bütün haşmetiyle ve kendine düşeni yapar.

***



İşte böyle bereketli ve kocaman bir efsane Homeros… Özel Tevfik Fikret Lisesi’nin kentimizin değerli insanları ile birlikte beni de layık gördüğü ‘Altın Homeros’ ödülü nedeniyle, aklımdaki İzmir ve Homeros düşüncelerini sizlerle de paylaşmak istedim bugün... Öncelikle teşekkür borcumu yerine getirmeliyim. Ödülüm için değil sadece, ülkemizin çağdaş yüzünü yansıtan gösterileri nedeniyle örnek alınması gerek bir okul oldukları için de çok teşekkürler. Hem verenlere hem de alanlara önemli yaptırımlar yüklüyor bu kıymetli ödül. Bu anlamda işimizin kolay olmadığını düşünüyorum; çünkü bu ödülün adı kendinden büyük… İzmir’de “Homeros Günü” kutlamaları başlamalı…

***

Son olarak küçük bir hikâyeyle sonlandırmak istiyorum yazımı: Homeros, Ege kıyılarında dolaşırken, yorulup bir zeytin ağacının gölgesine oturmuş soluklanmak için… Zeytin ağacı hemen tanımış Homeros’u ve kulağına şöyle fısıldamış: “Ben herkese aidim ve kimseye ait değilim; sen gelmeden önce buradaydım ve sen gittikten sonra da burada olacağım…”

Not: Sonraki yazımı Ege TV’de geçen salı duyurduğum gibi, “İthal Adaylara Minik Bir İzmir Rehberi” başlığı altında yazacağım. Duyuruya ilgi çok oldu; arayan, soran, fikir veren dost sayısı hayli çok… Bu anlamda Homeros ile ilgili yazımın Rehber-1 olarak algılanmasında da bir sakınca yok!  
 
< Önceki   Sonraki >