Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow sonsoz arrow Yıldızı daha da parlayacak bir şehir&
Yıldızı daha da parlayacak bir şehir& Yazdır E-posta
Perşembe, 24 Mart 2016
Ege’de Sonsöz’e ısınıyoruz yavaş yavaş… En önemlisi de eski okurlarla buluşuyoruz, yeni okurlarla selamlaşıyoruz…

İlaç endüstrisinin Ar-Ge merkezinin İzmir olacağını duyurduğum yazıma çok sayıda olumlu, az sayıda da ‘kuşkulu’ geri bildirim aldım. Kuşku duyanlara kuşkusuz saygı duyuyorum, endişelerini araştırıp yeniden yazacağım.
Ancak İzmir’in sağlık konusunda ‘akıl-fikir merkezi’ olacağına inanmamızın ciddi ve maddi temelleri var. En somut olandan başlayalım. İlk yazımda müjdesini verdiğim, geçen pazartesi günü Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi bünyesindeki ‘Bioİzmir’’in açılış törenine katılan ve Türk ilaç sanayinin yüzde 87’sini temsil eden ilaç firması yetkilileri, İzmir’de yer almak üzere irade beyanında bulundular. Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği (AİFD) temsilcisi Yavuz Silay ile İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikası yetkilisi Turgut Tokgöz, İzmir’in Türkiye’de ilacın ‘Ar-Ge Merkezi’ olacağına dair kararlılıklarını resmen ortaya koydular. Protokolü imzalayacakları günü bekliyorlar. Ar-Ge merkezlerini İzmir’de kuracaklar. Fabrikalarını da İzmir’deki organize bölgelerine taşımayı düşünüyorlar. Bu ilaç firmaları içinde, dünyanın 1 trilyon dolarlık ilaç pazarı içinde 800-850 milyar dolarlık bölümünü oluşturan kurumlar da var.  

Geçen pazar akşamı İstanbul’dan İzmir’e dönerken, uçakta Biruni Laboratuarları’nın sahibi, ülkemizin sağlık dünyasının da en önemli isimlerinden biri olan Ömer Temiz ile karşılaştım. ‘Bioİzmir’ projesinin çok heyecan verici olduğunu anlattı ve dedi ki: “Anadolu biyolojik çeşitlilik açısından dünyanın en zengin coğrafyası. Biz yüzyıldır, ilacın hammaddesini ot fiyatına, üç kuruşa satıyorduk; artık ilaç olarak satma şansımız doğacak.”

İstanbullu buradaki yaşamı kıskanıyor…

Geçtiğimiz haftanın başında da, “Neden İzmirli olmak istiyorlar?” sorusuna yanıt vermeye çalışmıştım. Bu konuda gelen önemli bir geri dönüş şöyleydi: “Başka kentlerde yaşayanlar, özelikle de İstanbullular İzmirliyi kıskanırlar. Bu konuda da hep Çeşme’yi öne sürerler. Hatta bu durumun İzmirliyi tembelleştirdiğini söylemeden de geçemezler.” Evet, İzmirli, Çeşme başta olmak üzere tüm civar sayfiye yerlerini sever. Cumadan başlayan uzun hafta sonu tatillerine bayılır, ama işini de ihmal etmez. Bazen düşünüyorum da, ‘evden çalışmak’, yani ‘home-ofis’ yönteminin mucidi de, olsa olsa İzmirlilerdir; hem de daha 1960’lı-1970’li yıllarda… 

Öyle görünüyor ki, İzmir’in yıldızı daha da parlayacak. Üstelik bu, İstanbul gibi ‘sürdürülemez bir büyüme’ ile olmayacak. İzmir gelişecek, ama çevreye duyarlılığını yitirmeden, çağdaş bir geleceği hedefleyerek, yarınlarını düşünerek büyüyecek. Ayrıca yeni fuarımızı da unutmayalım. Bu fuar (eğer doğru ve başarılı bir şekilde işletilirse) İzmir’i her anlamda daha da ileriye götürecek. Fuar’dan beklentilerimi ayrıca uzun uzun yazacağım.  

Beri yandan İzmir’in yükselmesinde diğer kentlerle ile ulaşımın da büyük rolü olacağına inanıyorum. Geçmişte ucuz işçilik yüzünden fabrikaların civarına doluşan gecekonduların yerini, sağduyulu yeni girişimlerin alacağına da… İzmir ulaşım yönünden rahat bir kent olacak. İstanbul ve Ankara otoyolları ile başkente uzanacak hızlı tren konusunda her şey yolunda giderse eğer (ki 2 yıla kadar hizmete gireceği söyleniyor), her şey daha güzel olacak. Bu yollarla Balıkesir’den 1 saatte, Bursa’dan 2 saatte, İzmit’ten 3 saatte, İstanbul-Gebze’den 3.5 saatte İzmir’e gelinebilecek. Keza Uşak’a sadece 2 saatte, Afyon’a 3 saatte, Ankara’ya da 4 saatte ulaşılabilecek. Tünel projesi zamanında tamamlanırsa eğer, Manisa’ya 15-20 dakikada gidebileceğiz. Manisa halen İzmir’in bir semti gibi zaten ve malumunuz, Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde çalışanların büyük çoğunluğu İzmir’de yaşıyor. Hafta sonları kentimizde 35’ten sonra en çok görülen plaka 45 ve 34 değil mi?.. Bu anlamda ulaşımın rahatlaması ile sanılanın aksine, İzmir yakın çevreden artık göç almayacak. İnsanlar yerlerini yurtlarını terk etmeden İzmir’de işlerini görebilecek çünkü...

Aydın ve Denizli, 1860 yılında başlayan demiryolları girişimlerinden bu yana İzmir’in gözüne bakan yerleşimlerdir. Denizli’nin eski belediye başkanı, şimdinin Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, sanayi ve ticaret erbabı olduğu için, bu olguyu en erken keşfedenlerden biridir. Coğrafi olarak İzmir’in eli kolu gibi olan bu iki güzel kentimiz Aydın ve Denizli, İzmir’e entegre olma yolunda hızla ilerliyor. Zaten Bakan Zeybekçi bastırıp duruyor, Denizli’yi İzmir’e katmak için… Bazen “Bütün Ege serbest bölge olsun.” diyor; bazen “İzmir tüm Ege’yi kucaklasın.”… En son Ege EXPO’sundan bile söz etti. Öğrendik ki, Ekonomi Bakanlığı olarak Ege EXPO’su için düğmeye bile basmışlar.

Müteahhit yağan kent..

İzmir’e son yıllarda memleketin hemen her yerinden neredeyse ‘müteahhit’ yağdı… Burada ekonomistler gibi düşünüyorum. İnşaata dayalı kalkınmanın doğruluğuna pek inanmıyorum. Özellikle Bayraklı’da yüzlerce işyeri içeren gökdelenlerin sayısı patladı, patlayacak gibi… Şimdilik şehir içi trafiğini zorlamıyorlar, ama gelecek için kaygı yaratan bir durum olduğu da ortada… Bu konuda yerel yönetimlere çok iş düşüyor, özellikle de Bayraklı-Bornova için…  

Sanayi bölgeleri açısından İstanbul, Kocaeli ve Bursa dolmuş durumda. Bu kentlerimizde artık sanayi arsası kalmadı. Bursa ve Kocaeli organize sanayi bölgelerinde, arsa fiyatları akıl almaz boyutlarda. Sanayiciler, yeni girişimciler yer bulamıyorlar, bulsalar da o kadar para vermek istemiyorlar. Bu durumda tek adres Ege oluyor. İzmir’in sanayi için alt yapısı söylendiğinin aksine hazır. Organizeler yatırımcı bekliyorlar.

Bir kez daha yazayım, şimdiye dek İzmir, ‘kaynak’ şehirdi… İyi yetişmiş gençlerini, dinamik insan gücünü ve birtakım değerlerini hep elinden kaçırdı. Şimdi gözümüzü açma ve onları geri alma zamanı…  
 
< Önceki   Sonraki >