Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow sonsoz arrow Bir kırsal kalkınma mucizesi
Bir kırsal kalkınma mucizesi Yazdır E-posta
Salı, 09 Şubat 2016

‘Uluslararası Aile Çiftçiliği’ yılı çerçevesinde Slow Food hareketine gönül veren dostlarla, müthiş bir ziyaret yaptık, Nazilli’nin Ocaklı Köyü’ndeki İpek Hanım Çiftliği’ne… Ziyaretimizin nedeni o köyde yaşanan gerçek ‘Aile Çiftçiliği’ olayına tanıklık etmek ve bu mucizeyi yaratan Pınar Kaftancıoğlu’nu daha yakından tanımaktı.

 Gerçekten farklı ve özel bir gün geçirdik. Son dönemde neredeyse hepimizin ilgisini çeken (çekmesi gereken) tarım konusunu enine boyuna değerlendirdik. Özellikle tarımın hangi tohumlarla, hangi koşullarda, ne ölçekte ve nasıl bir planlamayla yapıldığı konusunda yeni şeyler öğrendik. “Organik nedir, ne değildir; gerçek gıda nedir?” gibi sorulara karşılık bulmaya çalıştık. Hiç abartmıyorum, Pınar Hanım’a onlarca soru soruldu; o da her soruya bıkıp usanmadan canla başla yanıt vermeye çalıştı. Gördüklerimden, dinlediklerimden yola çıkarak diyebilirim ki; Ocaklı Köyü'nde başlayan ve komşu dört köyün, dört köyde yaşayan hemen herkesin hayatını değiştiren bu ‘hareket’, bir devrimdir bana göre.


 O gün öğrendiklerim arasında önemli bulduklarımı, sizlerle de paylaşmak istiyorum.


 Yabaninin organiği olur mu?


 Olmaz! Kekik, Yabani Nane, Çam Sakızı, Çam Kozalağı, Dağ Çayı, Hatmi, Altın Otu, Papatya, Isırgan, Ebegümeci, Taze Kişniş, Hardal Otu, Biberiye Çalısı, Narpuz, Böğürtlen, Yaban Mersini, Kızılcık, Kuşburnu... Bu nimetler öyle tarlalara ekilip dikilen, sonra da hasat edilen şeyler değil. Doğada kendiliğinden yetişiyor; bunları birileri toplarsa eğer, toplayanın oluyor. Yani bunların organiği, ekolojiği yok! Malum, İstanbul’da ve daha pek çok yerde bu pazarlama stratejisi uygulanıyor. ‘Organik Adaçayı Geldi!’ gibi… Bunların organik olmayanı yok ki zaten. Hormonla yetişen, tohumla üretilen şeyler değil bunlar… Önemli olan tek şey, nereden toplandıkları…   


Ege’nin ilçe pazarlarında bile, tezgâhta olan malların yüzde 95’inin sebze-meyve hallerinden geldiğini, kalan yüzde 5’inin de köylülerin “Aman böcek, sinek yemesin” diye zırıl zırıl ilaç boca edip yetiştirdiği ürünler olduğunu da öğrendim. Pınar Hanım, ‘Organik Pazar’ diye bir şeyin olmayacağını, olamayacağını da söylüyor. Doğal, Yerel, Organik diye, her yeni gün beşer-onar kurulan internet siteleri de çözüm değilmiş. Doğru olanın ‘iyi tarım uygulamaları’ olduğu konusunda ısrarcı Pınar Hanım… Bilinçli, doğru, iyi ve vicdanlı tarım…


Ot öldürücü ilaçlar! Zinhar!


‘Herbisit’ ilaçlar, yani ot öldürücüler… Bunları kullanmamak, bu zehirlere zinhar itibar etmemek gerekiyor. Bunun yerine yabani otları sadece ve sadece insan gücü ile sökmek, söktürmek gerekiyor. (Biliyorsunuz, bir başka yöntem olarak “anız yakacağız” diye ne ormanlar yaktık. Yani, bu konuda ateşle oynamak da doğru değil!) Maalesef, toprakla uğraşan insanların çoğu, ot öldürücü atmadan dikim yapmıyor. En ufak köyde de, hatta beş metrekarelik minicik bahçeciklerde bile, bu iş böyle… Bu konuda söz Pınar Kaftancıoğlu’da: “Yabani otları her zaman kendi çalışanlarıma söktürdüm. Bu anlamda köylülerle güven ilişkimi sınırlı tuttum hep. Birkaç çiftçi ile anlaşıp kendi arazilerinde, benim kontrolümde, benim için dikim yapmaları iyi olabilir diye düşündüğüm de oldu, ama yapmadım. Yine adım gibi biliyorum, illa ki sokarlardı herbisitleri… Ekim-dikimler sadece bize ait arazilerimizde, bizim tohumlarımız ve fidanlarımız ile bizim maaşlı çalışanlarımız tarafından yapılıyor. Herhangi bir çiftçi ile ortaklığım söz konusu değil.”


Tavuk kakasına bulanmış köy yumurtaları..


Efendim, aklınızda olsun, yumurta tavuk kakasına bulanınca, ya da sepet içinde samanların arasında satılınca köy yumurtası olmuyor. Sizler de biliyorsunuz, tavuk ve yumurta konusu zaten tam bir muamma… Ve iş o raddeye gelmiş ki, neredeyse istenilen formda yumurta, istenilen renkte yumurta sarısı elde edilebilirmiş. Yani bu anlamda işler bir hayli karışık. Öte yandan biliyoruz ki, yumurta her yaşta insan için çok kıymetli bir besin… Akıllı ve seçici olmamız gerekiyor.


 Salça tuzlu mu olsun, tuzsuz mu?


 Salça yaparken domateslerin doğranması, kaynatılması, kevgirlerde sıkıldıktan sonra çıkan pürenin tuzlanıp güneş altında karıştırıla karıştırıla kıvama gelmesi gerekiyor. Oysa bu işin de kolayını bulmuşlar, ‘salça tozu’ denen sentetik kimyasal kullanılıyormuş. Gerçek salçayı pişiren güneş, koruyan da tuz… Ama bizler salça çok tuzlu diye şikâyet ediyoruz diye, ‘salça tozu’ kullanılıp tuzsuz salça elde ediliyormuş. Evet, tuzun fazlası zarar, ama gerçek salçadan azar azar kullanarak sağlıklı yemekler yapmak da mümkün…   


Tuzsuz zeytin olur mu?


 Benzer bir durum, tuzsuz zeytin talebinde de ortaya çıkıyor. Zeytin acı ve buruktur. Bu acının giderilmesi için iki şey kullanılır: Tuz ya da kostik. Tuz, diğerine oranla daha masumdur ve asıl kullanılması gerekendir. Tuzlu zeytinin çaresi ise, kahvaltı öncesi onları akşamdan suya yatırmaktır. Buna üşenirseniz, az tuzlu, ama bol kostikli zeytin yemeye devam etmiş olursunuz. Kostik de çok kolay ulaşılabilir bir maddedir. Bırakın köy bakkallarını, köy köy dolaşan çerçi arabalarında bile satılır. Yani her daim el altındadır.


 Köy sabunu…


Kostik sabun yapımında da çokça kullanılır. Anadolu’nun hemen her yerinde, ticari amaçla
 yapılan ‘Ev’ ya da ‘Köy’ sabunları, genellikle daha önce kullanılmış çıkma yağa palmiye yağı, pamuk yağı ve kostik eklenerek üretiliyormuş. Çünkü kostik kullanmadan kül, kil ve soğuk su ile kestirilen sabun yapmak oldukça zahmetliymiş. Üstelik özel bir beceri de gerektirdiğinden, bunda da işin kolayına kaçılıyormuş.


Neden çilek yok ki?


“Neden sizde şu anda havuç yok?” “Neden çilek yok ki?” “Neden marul gibi gayet basit şeyleri 20 - 30 gün satıp sonra listeden çıkarıyorsunuz?” “Barbunya da mı kalmadı?” gibi sorular, Pınar Hanım’ın sık karşılaştığı sorularmış. Şimdi sözü ona bırakıyorum: “Örneğin havuç, havaların sıcaklığına göre Ekim-Şubat ayları arasında yetişir sadece. Bitti mi biter. Ama elbette kıştan bol bol sökülüp ilaçlanabilir, soğuk hava depolarına kaldırılabilir ve bu ilaçlı havuçlar tüm yıl boyunca satılabilir. Mevsiminde almadığınız tüm havuçların sapsız olmasının nedeni de bu... Tadını bilen biliyor. Bitti mi de bitiyor. Sinekler ve salyangozlar, marulu acayip sever. Ot ilacı (Herbisit) atılmazsa çok zarar ettirirler. Bu nedenle de hakikaten çok yoğun ilaç kullanılır marulda. Benim gibi sıfır ilaç ile bolca şehit veren bir marul tarlanız varsa, yetişmek de biraz zor oluyor haliyle. Ara sıra durup beklemek gerekiyor yani... Bir de bir yalan uydurmuşlar: ‘Çilek asla hormon kabul etmez.’ Buna inananlara, forumlarda falan paylaşanlara da denk geldim. Bunu söyleyen, inanan, paylaşan herkese sesleniyorum. Yalvarıyorum. Allah aşkına elinizi vicdanınıza koyun. Bu çileği en fazla yiyenler, çocuklarımız. Bu günahın altından kalkamazsınız. Lütfen! Annelere de sesleniyorum. Karadut, böğürtlen gibi temiz ürünlerle ikame edin çileği...” 


Aslını ararsanız, keyif de bizim, seçim de, akıl da… Ve yine biliriz ki, bilmek bazen insanı huzursuz eder. O yüzden cahil cesaretinden söz ederiz ya… İpek Kaftancıoğlu bir kırsal kalkınma mucizesi yaratmış… Ancak iş işten geçmeden bilinçlenmemiz, taleplerimizi o doğrultuda belirlememiz, aklımızı başımıza devşirmemiz gerekiyor. 


 Çiftliğin kuruluş öyküsüne internetteki arama motorundan ulaşabilirsiniz.

 

 
< Önceki   Sonraki >