Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow sonsoz arrow Neden İzmirli olmak istiyorlar?
Neden İzmirli olmak istiyorlar? Yazdır E-posta
Salı, 09 Şubat 2016

Hafta sonunu İstanbul’da geçirdim ve uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımla bir araya gelme fırsatım oldu. Konuşmacısı olduğum akşam yemeğinde üç gazeteci vardı; ikisi mesleğe İzmir’de başlamış, diğeri de uzun yıllar İzmir’de yaşamış. Bir de halkla ilişkiler dünyasında isim yapmış bir dostum, o da İzmir’den katılmış iş dünyasına…

 Hem cumartesi gecesi, hem de pazar sabahı uzun süren kahvaltı süresince, söz dönüp dolaşıp İzmir’e geldi. İnanın, yeni tanıdığım insanlardan bile şu cümleleri duydum: “Yakında ailemle birlikte İzmir’e taşınacağız.”, “Çocukların okulu tamam, biz İzmir’de oturmak istiyoruz.”, “İzmir’de çalışma ve yaşama olanaklarını araştırıyoruz.”, “Çocuğumuzu orada yetiştirmek istiyoruz.” Halkla ilişkiler uzmanı dostum ise kocası ile birlikte tarih bile verdi, “Oğlumuz iki sene sonra mezun oluyor, biz de yeniden İzmirli oluyoruz.” diye…

 

Bu İzmir sevgisi nerden ve nasıl kaynaklanıyor? En başından söyleyeyim, son beş-altı yıldır sıkça duyduğum; özellikle de İstanbul’dan Foça’ya ve Urla’ya yerleşen İstanbullularla tanışınca da doğruladığım İzmir sevgisinin tek nedeni, İzmir’in siyasal tercihleri değil.

 

Pazar sabahı, her şeye rağmen ve hâlâ dünyanın en güzel manzaralarından birine sahip olan Boğaz kıyısında yaptığımız kahvaltıda, İzmir’in ve İzmirlinin farkını konuşmaya başlayınca, şaşırdım diyemeyeceğim. Aslında onlarla, dünyada yükselen yeni beslenme esintilerini paylaşmak için bir araya gelmiştim. Ancak söz, bir süre sonra ortam ‘İzmir Forumu’na dönüşünce ortaya hayli ilginç gözlemler çıktı. İzmir’in cânım pazarlarından girdik, şahane deniz olanaklarından ve yaşam olaylığından çıktık. İstanbul’un nimetleri hiç tartışılmaz; dünyanın cazibe merkezi olmaya başladığı da kesin… Türkiye’de satılan kitaba, gazeteye, açılan sergilere, düzenlenen konserlere, sanat etkinliklerine baktığımızda kültür merkezi de İstanbul… Ancak artık insanları iyice yorduğu, un-ufak ettiği de tartışılmaz. Orada yaşayan dostlarım, ağız birliği etmişçesine şöyle bir şikâyette bulundular: “Burada insanların çoğu okumaya ve okumuşluğa bile karşı olmaya başladılar.” diye… Üstelik günlük yaşamın karmaşasında, kültür ve sanat etkinliklerine katılım da, malumunuz, hak getire… 

 

Öte yandan memleketimizin teknoloji başkenti de İstanbul. Türkiye’de satılan akıllı telefonların yüzde 60’ı İstanbul’da satılıyor, ama metropol sakinlerinin teknolojiyi nasıl kullandıkları da tartışılır… İzmir’e övgü düzenler ise, iş ya da tatil amacıyla her yıl küçümsenmeyecek sıklıkta İzmir’e gelip giden insanlar. Onlardan duyduklarımı sizlerle de paylaşacağım; katılmadıklarınız varsa, yazın birlikte tartışalım.

 

+ İzmirliler İstanbul’da ve diğer kentlerde artık unutulmaya yüz tutan, ‘insana saygı’ konusunda bütün Türkiye’nin çok önündeler. Güler yüzlüler ve selamlaşmayı ne olursa olsun ihmal etmiyorlar.

 

+ İzmir’de de trafik sorun, ama İstanbul ile karşılaştırdığımızda inanın cennet… (Bu konuda ben, içimden hep “şimdilik” deyip durdum.) İstanbul’da insanların trafik nedeniyle nasıl vahşileştiği ortada… Trafik yüzünden her yıl onlarca cinayet işlenmesini, yaşanan kavgaları ve yaralanmaları az bile buluyorlar…

 

+ İzmirliler yaşadıkları fiziksel çevreye ilgililer ve özen gösteriyorlar. İstanbullunun ise neredeyse kendini görecek hali kalmadı.

 

+ İzmir’de yaşayanların dünyaya bakış ölçüleri son derece çağdaş ve evrensel… Türkiye’nin başka hiçbir yerinde bu aydınlık tavrı bulamıyoruz. İzmir’de çok rahat tartışma olanağı buluyoruz ve inanın şaşırıyoruz.

 

+ İzmir’de kadınlar, yaratılan hoşgörü ortamı sayesinde son derece kendine güvenli ve rahatlar. Erkeklerle eşit bir toplumsal statüde yaşadıkları o kadar belli ki…

 

+ Türkiye’nin İzmir dışındaki kentlerinde, egemen kültürün kökeni ‘kırsal’ kültür… Yanlış anlamayın, ama İstanbul henüz ‘kentlileşememiş’ insanlarla ve yaşadıkları bu metropole kendini ait hissetmeyenlerle dolu… (Aman karıştırmayın, gerçekten ‘köylü’ olmak başka bir meziyettir.)

 

+ “Biz İstanbul’da yaşayanlar özür dilemeyi neredeyse unuttuk”. İzmirliler kibar ve nazik… İstanbul’da biri omzunuza çarpsa, yanlışlıkla ayağınıza bassa; ya farkında olmadan yürüyüp gider, ya da yüzünüze sert sert bakıp geçer. İzmirliler kuyruğa girmeyi, kırmızı ışıkta beklemeyi de unutmamışlar. “Biz sokaklardaki, caddelerdeki, otoyollardaki itiş-kakıştan yorulduk.”

 

İzmir’in ‘yaşanacak şehir’ diye tanımlanmasında, yakın çevresinin coğrafi ve tarihsel zenginlikleri de çok etkili kuşkusuz; ama içten içe keyiflendiğimi de söylemeliyim. Bu türden sohbetleri hep yapardık; ama bu kez dostlarımı, fırtınada sığınacak yer arayan denizcilere benzettim. Umarım bu son gelişmelerden hem İzmir, hem de eski-yeni İzmirliler kazançlı çıkar. Esecek Bizans rüzgârının, bizim diyara huzur getirmesi dileğiyle…

 

 
< Önceki   Sonraki >