Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Mutfak yazıları arrow Sağlıklı beslen, iyi yaşa Anadoluda kolay
Sağlıklı beslen, iyi yaşa Anadoluda kolay Yazdır E-posta
Cuma, 19 Eylül 2014
Müslüman dünyasında yaşanan acıların gölgesinde, bir Ramazan ayını ve bir bayramı daha uğurladık. Orucun arkasından gelen tatlı bombardımanıyla birlikte, şimdi biraz daha dikkatli ve sağlıklı beslenmenin zamanıdır. Malum, zaten gündem son zamanlarda hep aynı; sağlıklı beslen, sağlıklı yaşa… Gün geçmiyor ki beslenme ve sağlıkla ilgili yeni bir iddia ortaya atılmasın, yeni bir tez tartışılmasın.

 Modern yaşamın doğal sonucu olarak gösterilen ağır sağlık vakalarının nedeni, daha çok beslenmeyle açıklanıyor. Evet, insan ömrü uzadı, ama bunun ne kadarını afiyetle geçirdiğimiz ise tartışmalı… Ancak ‘gerçek gıda’ peşinde koşan ve ‘doğru beslenmeye çalışan insanların karşısına şimdi bir de ‘destekleyici gıdalar’ çıktı. Bu gıda destekleyicileri ne kadar önemli, gerçekten işe yarıyor mu, işte bu tartışılıyor.  Bilim insanlarına göre her dört ölümden biri, vücutta gelişen kötü huylu tümörlerle açıklanıyor ve sadece doğru beslenme yoluyla, bu sorunun büyük ölçüde bertaraf edileceği de iddia ediliyor. Son okuduğum Almanya kaynaklı bir raporda, kanserin sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri ile önlenebilecek bir hastalık olduğuna ilişkin, güçlü ve tutarlı çok sayıda yeni kanıt vardı. Çünkü beslenme bileşenlerinin bazılarının koruyucu etkilerinin olduğunu gösteren yeni bulgular elde edilmiş. Raporda beslenmeden ötesi de var: Öncelikli koşul sağlıklı kiloda olmak ve egzersiz yapmak… Bu ikisi her türden hastalığın önlenmesi için önemli bir adım kabul ediliyor. 

Besinler ve mucizeleri

Bazı bilgileri hatırlatmakta da zarar yok diye düşünüyorum. Örneğin, buğday, sebze, meyve, balık ve zeytinyağının yüksek oranda tüketildiği Akdeniz tarzı beslenmenin, orta yaş kadınlarında kanserden ölümleri yüzde 16 oranında azalttığı saptanmıştı. Etten üretilmiş, yoğun işlenmiş besinlerle yağlı ve şekerli gıdalardan oluşan Batı tipi beslenmeninse, kolon kanseri riskini kadınlarda yüzde 30-40, erkeklerde yüzde 50 oranında artırdığı da artık bilinen bir gerçek. Meyve ve sebzelerin kansere karşı koruyucu etkisi olduğuna ilişkin kanıtlarsa, 1990’lı yıllardan bu yana biliniyor. Taze domatesle hazırlanan yemeklerin mide, akciğer ve prostat kanseri görülme sıklığını, anlamlı bir şekilde azalttığı da başka bir gerçek. Ayrıca kırmızı et tüketimi düştükçe, kanserde yüzde 25; balık tüketimi arttıkça yüzde 30 oranında azalma, yine yapılan bilimsel çalışmalarla ortaya konmuş. Yine kalsiyum ve D vitamininden zengin besinlerle beslenme, kolon kanseri riskini son derece azaltıyormuş. Folik asitten yana zengin besinlerinse (narenciye ve yeşil yapraklı bitkilerle dana ve kuzu karaciğeri), pankreas ve gırtlak kanseri riskini yüzde 40-50 oranında düşürüyormuş. B-6 vitamini de (ki normal beslenmeyle tüm hububatlardan alınabiliyor) gırtlak ve meme kanserlerinde koruyucu etkiye sahipmiş. Büyük olasılıkla bunları daha önce bir yerlerde okumuşsunuzdur; ancak ne kadarını uygulayabiliyoruz?.. İşte bütün mesele bu…

Destekleyici gıdalar

Genellikle bilinen bu kadar bilgiden sonra, ben, ‘destekleyici gıdalar’ konusunda yeni ulaştığım sonuçları sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü bütün dünyada olduğu gibi bizde de hastalıklara karşı ‘destekleyici olduğu iddia edilen gıdalar’, son dönemde gündemi fazlasıyla meşgul ediyor. Eczacı ve bilim insanı dostum Enver Olgunsoy, bu konuda ciddi olarak kafa yoranlardan… Konu hakkında ne bulursa okuyor, dilimize çeviriyor ve bunları da birçok insanla paylaşmaya çalışıyor. Ben de ondan öğrendiğim 2014 model bilgileri, hemen sizlere aktarıyorum…
dikkat!
‘Beslenme desteği’, ağız yoluyla alınan ve beslenmeyi destekleyen ürünlerin genel adı. Vitaminler, mineraller, şifalı otlar, enzimler, beslenmeyi destekleyen ürünler olarak kabul ediliyor. Malumunuz, bu türden ürünlerin kullanımı, son yıllarda bizde de büyük ölçüde arttı. Enver Hoca bu durumu şöyle açıklıyor: “Batı dünyası, son 30 yılda ciddi ilaç buluşları yapamadığı için, tamamlayıcı ve alternatif tıp ürünleri kullanımı artmıştır. Çin, geleneksel Asya tedavi yöntemlerinin tüm dünyada kullanılması adına kamuoyu çalışmaları yapmakta, batının bu ‘kısır’ döneminde, Çin tedavi yöntemlerini önermektedir. Sadece ABD’de bitkisel ürün tüketimi 4.2 milyar doları geçmiştir. Bu tür ürünlerin kullanımında son derece dikkatli olmak ve kesinlikle uzmanlardan bilgi almak gerekir. Zira Sağlık Bakanlığı veya FDA benzeri kurumlar, bu tür ürünlerin güvenliğinden sorumlu değildir. Bu tür ürünlerin sorumluluğu, üretici firmaya bırakılmıştır.”

Uzman desteği şart

Yapılan anketlerden çıkan sonuçlar, insanların hastalıklara karşı bağışıklığı kuvvetlendirmek, direnç kazanmak ve genel sağlığı iyileştirmek için, ‘destekleyici gıda’ aldığını ortaya koyuyor. Kendilerine göre haksız da sayılmazlar. Dünyada en çok satan bitkisel desteklerse, sarımsak, keten tohumu, ısırgan tohumu, ekinezya, soya, ginko, ginseng, sarı kantaron, şevketi bostan, yeşil çay, siyah üzüm çekirdeği, nar çekirdeği ekstresi, yaban mersini… Ancak anladığım şudur ki, sağlıklı bir hayat için her anlamda dikkatli olmamız gerekiyor. Yaşarken de, beslenirken de, sağlığımızı desteklerken de… Yoksa kaş yapayım derken göz çıkarmak, işten bile değil. Ve aslında bu anlamda en önemli şey de, bir uzmanın desteği…

Bilgi kirliliği yaşanıyor

Ülkemizde Sağlık Bakanlığı izni olmadığı için, bu desteklerin hangi hastalığa iyi geldiği, kutularının üzerine yazılamıyor. Üretici firmalar da, minik kitapçıklar hazırlamışlar, satılan ürünün yanında dağıtmak için… Bu kitapçıklarda hangi beslenme desteğinin, hangi rahatsızlıklarda kullanılabileceği yazıyor. Sağlık Bakanlığı (aslında biraz da haklı olarak izin vermeyince), ithalatçılar da, Gıda-Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından bu ürünlere ruhsat alıyorlar. Ancak yine de bu ruhsatlarda asla, ‘tedavi edicidir’ ibaresi kullanılamıyor. Bir kere en başından, bu böylece bilinmeli. Bu gıdaların bazılarından kaynaklandığı ileri sürülen bazı ölüm olayları ise, zaman zaman medyaya da yansıyor. Bizdeki bitkisel desteklerin, genellikle antioksidan ya da zayıflatma özelliği olduğu yönünde bir yaygın inanış var. Aslında çoğu birbirleriyle de karıştırılıyor. Sarımsak ve ısırgana kimse karşı çıkamıyor ama örneğin, ‘spirunula’ zayıflatıcı olarak kullanılıyor; ama ABD’li uzmanlara göre böyle bir yararı yok. Yaban mersini için ‘çok güçlü antioksidandır’ deniyor, ancak bilimsel olarak sadece idrar yolları enfeksiyonunu önlediği kanıtlanmış. Kara üzüm çekirdeğinin ve balık yağınınsa (ancak bilinçli ve sürekli kullanıldığı takdirde) bazı kanser türlerini önlediği, bilim adamları tarafından kabul ediliyor. Aynı şekilde, kara üzüm suyunun kalp-damar hastalıkları için de önleyiciliği olduğu kanıtlanmış. Keten tohumuysa, mide-bağırsak hastalıklarında yararlıymış. Ömürler uzadıkça hepimizin kâbusu olan ‘bunama’ ve Alzheimer’a karşı da, bilim insanları balık yağını öneriyorlar; bol bol yağlı balık yemeliymişiz. (Aklınızda olsun, bizim denizlerin en yağlı balıkları, sardalye, lüfer, uskumru, çipura…) Cinsel gücü arttırıcı olduğu ileri sürülenlerse, bilim dünyasına göre tam bir safsata… 

Ne kadar doğal o kadar kıymetli

Enver Olgunsoy, “Amerika’da en çok satan ve destek ürün pazarının yüzde 10’unu oluşturan ekinezya, üst solunum yolu enfeksiyonu ve yaygın olarak soğuk algınlığında kullanılmasına rağmen, bu konuda etkinliği kanıtlanamamış bir üründür” diyor ve dünyadaki saygınlıklarını herkesin kabul ettiği hekimler Vincent Morelli ve Roger Zoorob editörlüğündeki ‘Sağlık ve Korunma’ kitabını da, kaynak olarak bizlere öneriyor. 
 Bir lezzet-mutfak araştırmacısı olarak yazayım, siz siz olun, bu destekleyicileri bir hekime danışmadan asla kullanmayın. İlle de destekleyici mi arıyorsunuz?... Şimdi yaz mevsimindeyiz; başta domates olmak üzere, çok sayıda tarla sebzesi pazarlarda arzı endam ediyor. Üşenmeyin, gidin, mevsim sebze ve meyvelerini alıp tüketin. Üstelik ağustos ayı da üzüm bayramı sayılır; sarısını karasını çekirdeğiyle yiyin. Yemeklerden önce ya da sonra, doğru demlenmiş (siyah) çayınızı da ihmal etmeyin. Unutmayın, Türk usulü demlenen çayda da, en az şaraptaki kadar tanen var. Dünyanın başka hiçbir yerinde, bizdeki gibi hazırlanmayan kahvenin zaten tiryakisiyiz. Öğrendik ki Türk kahvesi de iyi bir şeymiş… Ve en en önemlisi, bu yıl da bütün şampiyonlukları kazanan, 30 derecenin altındaki bir sıcaklıkta sıkılmış gerçek meyve suyu olan zeytinyağı… Daha çok sonbahardan itibaren pazarlarımıza teşrif edecek olan (antioksidan deposu) yabani otlar… Bunlardan güzel destekleyici olur mu?.. Bana kalırsa, bize düşen bütün bunların kıymetini bilmek ve oturup şükretmek.  Yaşam ve beslenme biçimi olarak, dünya artık ‘yabani-vahşi’ hayatı örnek almaya başladı. Ne kadar doğal ve sade, o kadar kıymetli… 2014’te  yine dünyanın en iyi restoranı seçilen Kopenhag’daki ‘Noma’nın ilk (ve en havalı) atraksiyonu, lokantaya giren müşterinin önüne, seçtiği yemeğe göre, küçük saksılardaki canlı radikayı, tereyi, fesleğeni, naneyi koymasıdır. Çıkarken ödediğiniz rakamı siz sormayın, ben de söylemeyeyim. Biz bu anlamda dünya zengini sayılırız, Anadolu’nun hemen her yerinde yabani otlar yılın en az dokuz ayı tüketilebiliyor. Sadece yaşadığımız coğrafyanın hakkını vermek, kıymetini bilmek yeter de artar bile…

 

 
< Önceki   Sonraki >