Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Mutfak yazıları arrow Dünyanın derdi sağlıklı beslenmek
Dünyanın derdi sağlıklı beslenmek Yazdır E-posta
Pazar, 09 Mart 2014

Geçen hafta Berlin’deki otellerde yer bulmak neredeyse olanaksızdı. Çünkü Berlin, 1926 yılından beri ‘Uluslararası Yeşil Hafta’ (IGW) adlı fuara bir kez daha ev sahipliği yaptı. 59 ülkeden 1650 katılımcı ve 100 bini tarım uzmanı, 400 bin izleyiciyle 10 güne yayılan süreçte çeşitli etkinlikler, sempozyumlar, tadımlar yapıldı.

Fuar, ‘nispeten temiz olmak isteyen’ gıda sektörünün göz alıcı vitrini olmanın yanı sıra küresel tarım politikaları ve tüketiciyi koruma adına ciddi tartışmaların da yapıldığı bir ortam aynı zamanda… Bu yılın en çarpıcı tartışma konularından biri de sürekli azalan kaynaklarla gelecekte 9 milyar insanın nasıl doyurulacağı idi… ‘Ekolojik’, ‘Organik’, ‘Biyolojik’ gibi tanımlarla belirlenen ürünlerin sayısı, 26 Ocak’ta sona eren bu haftada yüz bine yaklaşmıştı…
Geçen cumartesi günü Berlin’deki protesto gösterisi de bu fuarla ilgiliydi; “Artık Dayanamıyoruz - Tarım Endüstrisine Karşı Çiftlikler” başlıklı yürüyüşe binlerce kişi katıldı. Ayrıca Avustralya’dan kanguru bifteği ve timsah-burger, Kalahara Çölü’nün tuzu, Tayland’dan körili kek, Karpatlar’dan mantarlı ayı eti, Senegal’den ilginç meyve suları, Suudi Arabistan vahalarından hurmalar hepsi yan yanaydı fuarda… Berlin de kış ortasında işte bu sebeple dolup taşıyordu.
Aslında, gıda ile uğraşan hemen herkesin derdi aynı: “Dünya nüfusu sürekli artarken, insanların gıda güvencesi nasıl sağlanabilir? Bunu yaparken doğal kaynakları ve iklimi nasıl gözetmemiz gerekir? Tarım ekonomisi de küresel biçimde faaliyette olduğu için, gıda ticaretinde adil nasıl davranılabilir?” Berlin’deki ‘Yeşil Hafta’da bizim gibi tüketicileri ilgilendirecek notlar aldım. “Daha sağlıklı, daha güvenli, daha temiz ve daha adil bir beslenme için biz tüketiciler neler yapabiliriz?” sorusuna cevaplar aradım. Buyrun bir göz atalım: 
- Dünyanın derdi belli: Doğal kaynakların sürdürülebilirliğini sağlamak zorunda olan gıda sanayicisi, buna ‘ek masraf’ gerekçesiyle yanaşmıyor. Sektördeki önemli modernleşme süreçleri ve yatırımlar için gerekli finansmanı sağlayamamaktan yakınıyorlar; bu nedenle de nispeten daha sağlıklı üretim için gerekli yenilenmeyi gerçekleştiremiyorlar. Böyle olunca cebinde parası olan tüketici de ürünleri biraz daha pahalı olan küçük üreticilere yöneliyor. Eskiden yoksulların yediği çavdar ekmeğini, şimdi zenginler yiyor, francalaları ise fakirler…
- “Sürekli daha ucuz gıda temin etme arzusu, hayvanların ve doğanın zarar görmesine mi neden oluyor?” sorusu, bu yıl fuarda en çok tartışılan konulardandı. Hiç kuşkusuz bunun en önemli sebebi, kısa bir süre önce, besicilikte kanatlı hayvanlara yüksek dozda antibiyotik verildiğinin ortaya çıkmasıydı. Binlerce tavuk ve hindi yan yana geldiğinde, birtakım hastalıkların ortaya çıkması kaçınılmazmış. Bir tanesi hastalandığında da, hayvanı karantinaya almak yerine kural olarak tüm gruba antibiyotik veriliyormuş.
Dünyadaki hayvan yetiştiricilerinin temel destekçisi gıda endüstrisi... Ancak Almanya ve İngiltere’de gıda endüstrisinin başı, hazır yiyeceklerde geçen yıl ortaya çıkartılan ‘at eti skandalı’ nedeniyle dertte. Endüstriyel gıdacılar yoğun bir baskı altındalar. Tüketici, ürünün kalitesini mi, yoksa sağlıklı olup olmadığını mı dert etmeli? Oysa 2008’deki büyük krizden bu yana, tüketicinin çoğunluğunun alışveriş sırasında hâlâ ürünün fiyatına önem verdiği saptanmış.
- ‘Helal Gıda’ uygulamaları artarak büyüyor, sağlıklı beslenmenin garantilerinden biri ‘helal gıda’…
- Bütün dünya ‘kitlesel hayvan yetiştirme’ yöntemlerini tartışıyor. Tavuk üreticileri, ağızbirliği etmişçesine “Bizim tavuklar esaret hayatı yaşamıyor, bunlar aslında bahçede gezen tavuk” diyordu. Bir panelde, üreticilerin çoğu tavukların yetiştirilme gününe (38-50 gün) dikkat çekti. Alman hükümetine bağlı bir kuruluş olan ‘Federal Çevre Dairesi’nin başkanı Thomas Holzmann, kitlesel hayvan yetiştirme yöntemlerini eleştirdi. Holzmann, özellikle Almanya’nın büyük tarım işletmelerinin faaliyet gösterdiği yerlerde, üretim sırasında büyük oranda azot gazı çıktığını, bunun da atmosfere ve yeraltı sularına zarar verdiğini söyledi. Konuşmacıların çoğu, marketlerdeki tavuk paketlerinin üzerine hayvanın kaç günlükken kesildiğinin yazılmasında hemfikir oldu. Hatta bir konuşmacı, etiketlerin üzerine “Bu hayvan yaşadığı süreçte iyi muamele görmüştür.” ibaresinin yazılmasını önerdi.
Organik SAHİDen organik midir?
- Taylandlılar geleneksel meyvelerinin Kral’ın kurduğu özel kooperatif çiftliklerde üretildiğini iddia ederek organik tarıma yeni bir bakış getiriyorlar. Devasa plantasyonlardan ve bunların ne kadar sağlıklı olduğundan söz ediyorlar. Organik sertifika konusunda sağlanan dünya çapındaki asgari standartlarsa bir başka tartışma konusuydu. “Organik, gerçekten organik midir?” sorusuna yanıt bulmak isteyen tüketiciler salonları doldurup taşırdı. Meraklarını giderebildiler mi, tartışılır. Bu konuda en çok yol kat eden ülkeyse Rusya… Eski stepler şimdi geniş tarım alanlarına dönüşmüş durumda.
- Almanya’da kişi başına yılda 80 kg gıda maddesi çöpe gidiyormuş. ‘Doğal Hayatı Koruma Vakfı’nın yapıtığı güncel bir çalışmanın sonucuna göre, bu israf önlenirse dünya üzerinde 2,4 milyon hektarlık bir alan kazanılabiliyormuş.
lEn çok tarım ilacını ABD ve Japonya kullanıyormuş. Fransa ise dünyada üçüncü, Avrupa’da birinci sırada... Geçen yıl şubat ayında yapılan bir araştırmada, test edilen Fransız şaraplarının yüzde doksanında tarım ilacı kalıntısı bulunması, çok tartışılmıştı. Fransızlar da büyük bir salon kiralamış ve herkese “Şaraplarımızda zehir falan yok” diye anlatıyorlardı.
- Tuz da uzun yıllar konuşulacağa benziyor. New York ve Kopenhag’dan sonra, sofralık tuzun birçok ülkenin lokantasına sokulmayacağını bilen geleneksel tuz üreticileri, yepyeni ürünlerle çıktılar… İzlanda’da ‘Arctic Denizi’nin tuzu makbulmüş; keza Güney Afrika’daki Kalahari Çölü’nün kaya tuzları da yükselen
trendler arasındaymış efendim.
lSomon balığı çiftlikleri üzerindeki ‘Yüksek radyasyon taşıyor’ iddiasına karşılık Norveçliler de rapor üzerine rapor açıklıyor. Balık avcılığı turizmine davet ediyorlar insanları… Zaten ‘Organik Tarım Turizmi’ de büyüyen bir pazar.
lMeyve suyunda yükselen trend ise nar suyu... Azerbaycan ve İran, bu konuda bilim dünyasının da desteğiyle hayli iddialı yatırımlar yapıyorlar.
lSonuçta hepimizin derdi bir… Özellikle gıda alanında ekolojik açıdan kaldırılabilir, ekonomik açıdan ayakta durabilir, sosyal sorumluluk sahibi ve kaynakları koruyan bir ekonomi tarzının temel alınması gerekiyor. Yoksa hiç şüphe yok ki, çok ağır bir fatura ödeyeceğiz.

 

 
< Önceki   Sonraki >