Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Günlük Yazılar arrow Kahvede hakkımızı veren UNESCO.
Kahvede hakkımızı veren UNESCO. Yazdır E-posta
Pazar, 15 Aralık 2013

Kahvede hakkımızı veren UNESCO, Akdeniz’de bizi görmedi…

Geçen hafta gelen haberler güzeldi aslında (bir tanesini saymazsak eğer)… Ülkemizin geleneksel ürünlerinden ‘Keşkek’ ve ‘Mesir Macunu’ndan sonra, ‘Türk Kahvesi’ de, UNESCO’nun “somut olmayan kültürel miraslar” listesine girdi. Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de, 2-7 Aralık tarihlerinde toplanan UNESCO komitesinde, Türk kahvesinin listeye alınması görüşülmüştü

 

. Ve alınan kararla ‘Türk Kahvesi ve Geleneği’, “İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası Temsili Listesi”ne kaydedildi. ‘Türk Kahvesi’ ile birlikte Türkiye’nin bu listeye giren kültürel değerlerinin sayısı da on bire yükselmiş oldu. İşin bir başka önemli yanı da, UNESCO’nun ilk kez bir içeceği bu önemli listeye almış olmasıydı.

Listede ‘Meddahlık Geleneği’, ‘Mevlevî Semâ Törenleri’, ‘Âşıklık Geleneği’, ‘Karagöz’, ‘Geleneksel Sohbet Toplantıları’, ‘Alevî-Bektaşî Ritüeli Semah’, ‘Kırkpınar Yağlı Güreşleri’, ‘Tören Keşkeği’ ve ‘Mesir Macunu Festivali’ ile birlikte Türkiye, Azerbaycan, Iran, Kırgızistan, Özbekistan ve Pakistan’ın ortak dosyası ‘Nevrûz’ yer alıyor. Bu yılın önemli bir sürprizi de Fas, Portekiz, İtalya, İspanya, Yunanistan ve Kıbrıs’ın uzun yıllardır istediği ‘Akdeniz Diyeti’nin de kültürel miras kabul edilmesiydi. UNESCO’nun web sitesinde yer alan http://www.unesco.org/culture/ich/index.php?lg=en&pg=00011&RL=00884 başlıklı filmi izleyince, açıkçası ülkemize haksızlık yapıldığına kanaat getirdim ve üzüldüm.

Dilimize ‘somut olmayan’ diye çevirebileceğimiz İngilizce ‘intangible’ sözcüğü, aslında çok daha fazla şey ifade ediyor. Çünkü söz konusu bu kültürel değerler, hem geleneksel, hem çağdaş, hem de halen yaşamakta… Somut olmayan kültürel miras, sadece geçmişten miras kalanları ifade etmiyor, aynı zamanda farklı kültürel gruplarda var olan çağdaş kırsal-kentsel uygulamaları da kapsıyor. Başkaları tarafından uygulanan benzer somut olmayan kültürel mirasın değerlerini paylaşabiliriz. Somut olmayan geleneksel miras, sadece kültürel bir zenginlik olarak değerlendirilemez; aynı zamanda kaynağını da toplulukların içinde bulur. Ve toplulukların geri kalanına nesilden nesile aktarılması da gelenek, görenek ve becerilere bağlıdır. Somut olmayan kültürel miras, sadece onu yaratan, koruyan ve aktaran topluluklar, gruplar ve bireyler tarafından tanındığı zaman miras olabilir. Onların isteği olmadan, kimse onlar adına belirli bir ifade ya da uygulamanın onların mirası olduğuna karar veremez.

Bütün bunlardan sonra, ‘Akdeniz Diyeti’nin içinde Türkiye’nin de olması gerekmez miydi?.. Birçok araştırma, Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerde hâkim olarak görülen beslenme tipini ve beraberinde getirdiği yaşam biçimini benimseyen insanların sağlıklı ve uzun ömürlü olduğunu gösteriyor. Türkiye’nin Ege ve Akdeniz kıyılarındaki beslenme alışkanlıkları da, tam olarak bu yaşam biçimini temsil ediyor. Ve biliyoruz ki, Datça, Karaburun, Nazilli gibi Ege ilçelerinde, uzun yaşayan insanların sayısı hiç de az değil…

‘Akdeniz Tipi Beslenme’ Nedir?

Bu soruya cevap verirken, Türkiye’nin Ege ve Akdeniz kıyılarında yaşayan gastronomik birikimini de unutmamak gerekir. Akdeniz tipi beslenme, tarladan sofraya gelinceye kadar içinde sebze-meyve, hasat, balıkçılık, koruma, işleme, hazırlama ve özellikle gıda tüketimini barındıran bir dizi bilgi, beceri, uygulama ve gelenekten oluşur. Genel itibariyle zeytinyağı, tahıl, taze ya da kurutulmuş meyve-sebze, yeterli miktarda balık-süt-et, daha birçok çeşni ve baharattan söz ediyoruz… Bütün bu besinlere bitki çayları ve toplumun kendi dinamiklerine bağlı olarak şarap da eşlik eder.

Ancak unutmamak gerekir ki, Akdeniz tipi beslenme, ‘yemek’ten daha fazlası demektir. Ortaklaşa oturulan sofralar toplumsal geleneklerin, etkinlik ve şenliklerin önemli bir özelliği olduğundan, sosyal etkileşimi de teşvik ederler. Bir yaşam biçimi olarak da ayrıca hatırı sayılır derecede bilgi, şarkı-türkü, özlü söz, masal ve efsanenin ortaya çıkmasına da katkıda bulunmuştur. Kadınlar geleneklerin, kutlamaların, uygulamaların korunmasının yanı sıra, özellikle bilgi ve deneyimin aktarılmasında da hayati bir rol oynarlar. Bir başka ifadeyle Akdeniz diyeti, son 50 yılda, bölge insanının ömrünün uzamasında, kalp ve sindirim sistemi hastalıklarının azalmasında etkili olmuştur.

Ne yazık ki Türkiye ve Lübnan bu konunun dışında tutulmuş; takdir edersiniz ki bu iki ülkeye de büyük haksızlık yapılmıştır. Galiba biz de Fransa gibi yapmak durumundayız. Fransa, UNESCO’ya kendi yeme-içme kültürünü “Fransız Gastronomik Öğünü” olarak kaydettirmeyi başardı. Fransız toplumunun yüzde 99’u da, bu mirasın kuşaktan kuşağa aktarılmasında taraftar... Ayrıca sağ ve sol partilerin hemfikir olduğu tek konu olarak da anılıyor Fransa’da… Bu konu hakkında 1980’den beri birçok çalışma yapmışlar; yeme-içme kültürünün envanterini çıkartmışlar; çok sayıda okul açmışlar ve bütün bu soyut bilgi birikimini somut hale getirmeyi başarmışlar. Biz neden yapamayalım ki? Bence durduğumuz kabahat…
 
Alzheimer’e de çare olabilir…

Gelişmiş ülkelerin en büyük dertlerinden biri Alzheimer hastalığı… UNESCO’nun aldığı karar yankı yaratırken, geçen hafta içinde de İngiltere’den de konuyla ilgili bir haber geldi. Gelişmiş Avrupa ülkelerinde ömrün uzaması ile birlikte adeta bir “patlama” yaşayan Alzheimer hastalığına karşı da önleyici olarak Akdeniz Diyeti gündeme geldi.
İngiltere’nin saygın bilim kurumlarından Genel Pratisyenler Kraliyet Koleji ve Ulusal Obezite Forumu’nun iki lideri, Dr. Clare Gerada ve Dr. Davis Haslam İngiltere’nin Sağlık Bakanlığı’na mektup yazdı. İkili, Alzheimer ile mücadelenin birincil yöntemi olan ilaçla tedavinin yerine, hastalara Akdeniz diyetinin teşvik edilmesini öneriyor. Mektupta, taze meyve ve sebzenin yanında, zeytinyağı ve balıkla beslenenlerin, bu şekilde beslenmeyenlere oranla ‘bunama’ rahatsızlığından daha nadiren mustarip olduğu söyleniyor. Konu hakkında onlarca araştırma yapıldığını, ne var ki devletin bunları görmezden geldiğini belirten araştırmacılar, İngiltere’de gerçekleşecek “G-8 Demans Zirvesi”nden ilaç firmalarının menfaatine kararların çıkacağını söylüyor. İlaçla tedavi yerine tüm jenerasyonun, özellikle çocukların, diyet ve sağlıklı beslenme konusunda eğitildikleri takdirde, uzun vadede alzheimer ve demans gibi hastalıkların önünün alınabileceği belirtiliyor.

 

 

 
Sonraki >