Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Günlük Yazılar arrow İlk Avrupa Güzelimizin Yaşamından Küçük Notlar
İlk Avrupa Güzelimizin Yaşamından Küçük Notlar Yazdır E-posta
Pazartesi, 04 Kasım 2013

Güzel olmak eskiden de aldatılmaya engel değildi…
Hayatını gazetelerden takip ettiğimiz ünlülerin, hep saadet içinde yaşadığını, günlerini mutlu mesut geçirdiğini düşünebildiğimiz yıllar vardı. Artık sosyal medyanın da etkisi ile kimin ne yaptığını, ne yapamadığını daha kolay öğrenebiliyor, neyin gerçek neyin “yalan dünya” olduğunu öğrenebiliyoruz…

Geçmişte, bohem hayatlara bakan Salah Birsel, “Vitrinin arkasına bakınca, hiçbir şeyin tahayyül ettiğimiz gibi olmadığını da görürüz. Çünkü şöhret, para-pul, güzellik, çoğu zaman mutlulukla doğru orantılı değildir” demişti. Biz de ekleyelim, “Hele güzellikle, hiç değildir”…

Öyle ya, dilimizde “Allah çirkinler şansı versin.” diye bir deyim bile var. 1952 yılında ‘Avrupa Güzeli’ seçilen Günseli Başar’ın vefat haberini geçen hafta gazetelerde okuyunca, benzer düşünceler geçti aklımdan… Sonrasında da, bu güzel ve zarif hanımefendinin yaşamından küçük notlar paylaşmak istedim sizinle…  Kendisi ile 20 yıl boyunca bir çok kez konuşmuş bir gazeteci olarak dinlediklerimden küçük bir bölüm bu yazdıklarım…

Öykü, aslında dışarıdan bakıldığında, hemen her kadının imreneceği türden… Ancak işin iç yüzü göründüğü kadar parlak değil. Türkiye’ye ‘Avrupa Güzeli’ unvanını ve tâcını ilk kez getiren Günseli Başar’ın İzmir’de geçirdiği yıllara şöyle bir bakalım… Bu öykünün içinde, 1997 yılından beri (bir şekilde) yok edilmeye çalışılan eski ‘Kordon’un siyah-beyaz kıvrımlı, anılarımızda çok hoş izleri olan, hatta çocukluğumuzda çizgilerine basmadan yürümeyi marifet saydığımız o ünlü kaldırımlarının da hikâyesi var. Günseli Başar, gerçekten çok güzel bir kadındı; onu son kez gördüğüm 2008 yılında da hâlâ güzel ve alımlıydı. Yaşının güzeliydi… 1952 yılında önce ‘Türkiye Güzeli’ seçilmiş, ardından katıldığı ‘Avrupa Güzellik Kraliçesi’ yarışmasında da hakkıyla birinci olmuş. Bu birincilik,  İkinci Dünya Savaşı’na girmemesine rağmen, girmiş ülkeler kadar acı çekmiş olan bir ülkenin insanlarına müthiş bir moral kaynağı olmuş. O zamana kadar sadece dünya şampiyonu pehlivanları ile övünen bu millet, ilk kez gencecik bir kızın başarısıyla gururlanmış. Günseli Başar, ‘Avrupa Güzeli’ seçildiği günlerde 18-19 yaşlarında… Tacıyla Türkiye’ye döndüğünde büyük bir törenle karşılanmış. Sonrasında da İstanbul’dan Ankara’ya, Ankara’dan İzmir’e özel bir trenle gezdirilmiş. Gittiği yerlerde gerçek bir kraliçe gibi ilgi görüp ağırlanmış. Katıldığı toplantılar adeta mitinge dönüşmüş. Her seferinde yeniden taç giyme törenleri yapılmış.

Doğal olarak İzmir’de de böyle hoş bir tören düzenlenmiş kendisi için, dönemin en büyük oteli olan ‘İzmir Palas’ta… Törenin ardından aynı oteldeki odasında dinlenirken, Kordon’a bakıp muhteşem bir günbatımı izlediğini söylemişti bana… “Bir gün o cânım Kordon’un ve bu güzel kentin ‘first lady’si olacağını bilmeden…”

Aradan dört yıl kadar geçmişti ki, günlerden bir gün, bütün gazetelerde yazan bir haberle çalkalandı Türkiye… Günseli Başar evlenmişti, hem de kendisinden 18 yaş büyük bir ‘dolar milyoneri’ ile… Kutsi Beğdeş, çok zengin bir adamdı ama Günseli Başar’ı fazla taşıyamadı. Boşanmaları da evlenmeleri gibi çok ani oldu. Günseli Başar, İstanbul’a annesinin evine döndü. Bu izdivaç o zamanlar da, sonrasında da pek hatırlamak istemediği bir ilişkisi oldu Günseli Hanım’ın…

1946 yılından itibaren ülkenin hemen her yerinde esmekte olan Demokrat Parti rüzgârında, yelkenlerin ardında en çok hissedilen ‘İmbat’tı… 1950’den itibaren de İzmir, Demokrat Parti’nin önemli bir kalesi haline gelmişti. Demokrat Parti sadece milletvekili seçimlerinde değil, yerel yönetimlerde de çok başarılı olmuştu. 1956 yılında yapılan yerel seçimi, İzmir’de, genç bir mimar olan DP’li Faruk Tunca kazanmıştı. Faruk Tunca yakışıklı bir mimar olmanın ötesinde, yakın çevresinde çapkınlığı ile de tanınan bir gençti. İlk evliliğinden de 14 yaşında bir kızı vardı.

17 Mart 1958, Kraliçe İzmir’e gelin oluyor…

Uzun süredir bekâr hayatı yaşayan, güzel kadınlara düşkünlüğü ile nam salan Başkan’ın ilgisini, bir süre sonra Avrupa güzelimiz de çekti. Yaşadığı tatsız deneyimden sonra üzgün ve mahzun bir halde, günlerini annesiyle geçirmekte olan Günseli Başar’ı ikna etmesi ise pek zor olmadı. 1958 yılının 17 Mart günü, çok sade bir törenle nikâhları kıyıldı. Kraliçe artık İzmir’in geliniydi… Ertesi gün haberi yerel gazetelerinde okuyan İzmirliler hem şaşırmışlar, hem de çok sevinmişlerdi. Yeni Asır Gazetesi’nin birinci sayfasında, haberin yanı sıra İzmir fotoğraf tarihinin önemli isimlerinden Şahap Mete’ye ait bir de fotoğraf yer alıyordu. Fotoğrafta, başında çok şık bir şapka olan Günseli Başar’ın yüzü nedense pek gülmüyordu. Haber “Belediye Reisimiz Faruk Tunca’nın İstanbul’un maruf ailelerinden birine mensup olan Günseli Başar Hanımefendi ile evlenme törenleri, dün şehrimiz Merkez Evlenme Dairesi’nde yapılmıştır.” diye başlıyor; ama gelinin “Avrupa güzellik kraliçeliğinden” hiç söz edilmiyordu.

İktidardaki bir partinin büyük bir ilde görev yapan belediye başkanı, bir ‘Avrupa Güzeli’ ile evleniyor ve bu olay neredeyse sessiz sedasız geçiştiriliyordu.  Şahap Mete’nin haberinden aktarmaya devam ediyorum: İzmir’in hatta Ege’nin tanınmış bütün simaları, bu mesut törende hazır bulunmuşlardı. Fuar’da yeni açılan Evlenme Dairesi, bugüne kadar bu derece kalabalık bir evlilik töreni görmemişti. Göz alıcı bir kalabalık doldurmuştu salonun içini ve dışını… Birbirinden muhteşem yüzlerce buket çiçek vardı salonda… “Saat 17.30’da, engin neşeleri yüzlerinden okunan mesut çift, hazirûnun sürekli alkışları arasında salondaki yerlerini” almışlardı. Bunu nikâh töreni takip etmişti. Tarafların şahitliğini ise Günseli Başar adına Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekili Dr. Lütfi Kırdar; Faruk Tunca adına da Vali Kemal Hadımlı yapmıştı. Nihayet tebrik merasimi başlamış, sonu hiç gelmeyecekmiş gibi uzayan yüzlerce kişilik kuyruğa dâhil davetliler, yeni evlileri hararetle tebrik etmişlerdi. Faruk Tunca ve eşi Günseli Başar, nikâh sonrası saat 19’da ‘Küçük Kulüp’te bir kokteyl parti vermişler ve bu toplantı çok samimi bir hava içerisinde geçmişti.

Haber bu minval üzre devam ediyor, “Yeni evliler şehrimizde birkaç gün kalacaklar ve cumartesi günü kısa bir seyahat için İstanbul’a hareket edeceklerdir.” diye nihayete eriyordu.

“Memleket koşulları boşanmama izin vermedi.”

Günseli Başar, gelin geldiği İzmir’de, Tunca Ailesi’nin Birinci Kordon’da bulunan (ve henüz yerini betonarme bir apartmana bırakmamış olan) ‘Sakız’ tipi yalısına yerleşti, eşiyle birlikte... Faruk Tunca ile nikâhının kıyıldığı günün ertesinde, annesi ile dertleşirken, nikâh memuruna “Hayır” demeyi düşündüğünü söylemişti. Kendisini bu evliliğe hiç hazır hissetmediğini de… İlk evliliği büyük bir hataydı; ikinci kez bir hata yapmış olmaktan da korkuyordu. Maalesef, korktuğu başına gelecek, bu evliliğinde de yüzü hiç gülmeyecekti. Yanlış yaptığını anlaması uzun sürmedi.

Günseli Başar, İzmir günlerini ve evliliklerini anlatırken, şöyle diyecekti:  “Kadınlar için, erkekleri hep parası için tercih ettikleri söylenir; beni de erkekler unvanım için tercih etti. Ben onların gerçek yüzünü görünce de, hemen boşanmak istedim. İlkinden kolay boşandım, ikincisinden boşanmama ise memleketin koşuları izin vermedi... İzmir’e geldiğim gün evliliğimin yürümeyeceğini anlamıştım aslında… Ama İzmir’i çok seviyordum ve bu güzel şehirde bir süre kalıp kalamayacağımı görmek istiyordum. Çünkü İstanbul ile karşılaştırıldığında çok daha uygar bir şehirdi İzmir...”

Faruk Tunca dönemin ve şehrin başarılı yöneticilerindendi, Günseli Başar da koskoca şehirde yapayalnız… O yaz gidilen Çeşme’de geçirilen keyifli günlerin ardından, kışın gelmesiyle birlikte yalnızlık daha da çekilmez bir hal almıştı. Yeni dostluklar edinmeye başladı Günseli Başar. Son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in torunları olan, İzmir ve Kuşadası’ndaki ‘Kısmet’ otellerinin de sahipleri Hümeyra Özbaş ve Melike Hanımsultan, en yakın dostları olmuştu. Birlikte gittikleri Kadifekale’den bakınca, İzmir’de hiç yeşil alan olmadığını, tek yeşil alanın da Kültürpark olduğunu görmüştü.

Konuyu derhal eşiyle paylaştı; başlatılan ağaç kampanyasında da bizzat görev aldı. Bir anda belediyenin gönüllü danışmanı oluvermişti. Başka konularda da kentin estetiğine katkı sağlamaya başlamıştı. Dostları ona, “Sen İzmir’in sanat danışmanısın.” diyorlardı.

Brezilya’daki kaldırımlar örnek alınıyor.

Tam da o günlerde, Birinci Kordon’da bulunan dalgakıran biçimindeki beton setin bir metreye ulaşan yüksekliği yıkılmış, Başkan Tunca, yeni bir kaldırım düzenlemesi yapmaya karar vermişti. O sırada kulaktan kulağa bir söylenti yayıldı: “Yeni kaldırımları Günseli Hanım Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde görmüş ve Başkan olan eşine önermiş.” diye… Yolları bir şekilde Brezilya’ya düşen İzmirliler de, Kordon’a yapılan siyah-beyaz desenli kaldırımların benzerini sahil yolunda gördüler. Walt Disney yapımı bir animasyon filminde Rio kenti, bu kaldırımlarla sembolize edilmiştir. Gerçekten de Günseli Hanım’ın vesile olduğu bu desenli kaldırımlar, daha sonra İzmir ve Kordon ile özdeşleşti.

O günlerde, özellikle de gri kış günlerinde çok sıkıldığından, gidilecek fazla bir yer bulamadığından yakınır Günseli Başar. Yaşamına renk katan tek şey, yerine getirmek zorunda kaldığı protokol görevleri olur bir süre sonra… İzmir’de yaşadığı yıllarda, Federal Almanya Cumhurbaşkanı Erhard’ın kenti ziyareti ise, özel bir anlam taşıyacaktır hayatında… 

Belediye Başkanı’nın eşi olarak, üstelik de yabancı dil bilen bir kadın olarak, bu ziyaretin tamamında konuk Cumhurbaşkanı ile eşine refakat eder. Hatta Cumhurbaşkanı konakladığı İzmir Palas otelinin kral dairesini beğenmeyince, evinden taşıdığı antika eşyalarla otelin açığını kapatmaya bile çalışır.

Ancak bir süre sonra eşinin yeni çapkınlık hikâyeleri gelmeye başlar kulağına… Zaten kendini yalnız hissetmektedir, bir de bu söylentiler üzerine tuz biber eker. Ne yazık ki hiçbir şey gizli kalmaz ve dedikodular ayyuka çıkar. Evliliğinin dayanılmaz hale geldiğini gören Günseli Başar, başını dinlemek istediğini söyleyerek annesinin yanına İstanbul’a döner.

İstanbul’a döndükten çok kısa bir süre sonra fenalaşarak hastaneye kaldırılır ve altı haftalık hamile olduğunu öğrenir. Yıl 1960, aylardan Mayıs’tır ve Türkiye büyük bir kargaşa içindedir. Başbakan Menderes’e moral vermek için Ankara’ya giden Faruk Tunca, eşinin ziyaretinin uzadığını düşünerek Ankara’dan da İstanbul’a geçer. Niyeti karısını da alıp İzmir’e dönmektir. Karı koca İstanbul’da buluştuklarında günlerden 26 Mayıs’tır… Günseli Hanım, “Artık boşanalım, bu çocuğu da kürtajla aldıralım.” demekten yanadır. Ancak nedendir bilinmez, bir türlü söyleyemez. Ama gizlice doktorlarla görüşmekten de vazgeçmez.

Ertesi sabah yani 27 Mayıs sabahı Türkiye, Alparslan Türkeş’in radyoda yaptığı bir konuşmayla yeni bir döneme uyanmış ve askerler yönetime el koymuştur. Bir gün önce Günseli Başar’ın İzmir Belediye Başkanı olan itibarlı eşine “Hoş geldiniz” diyen komşular; ertesi gün devran değişince, damadı yeni yönetime ihbar etmekte gecikmezler. “İzmir’in DP’li Belediye Başkanı bu adreste saklanıyor.” derler. Evin önüne bir tank gelir, askerler eve doluşur, başkanın ellerine kelepçe takılır ve Yassıada’ya götürülür.

Günseli Başar bütün planlarını ertelemek zorunda kalır. Tutuklanan kocasının yanında yedek bir gömlek bile yoktur. Eşyalarını toplamak üzere İzmir’e gelir. Kocasının giysilerini, çoğu taklit olan mücevherlerini ve özel eşyalarını alarak İstanbul’a dönmek ister. O gün İzmir’de bazı kendini bilmez insanların kendisine hakaretler yağdırmasını hiçbir zaman anlamayacaktır; ama unutmayacaktır da… Bana, “Nereye gitmişti benim o medeni İzmirlilerim, göremedim hiçbiri” demişti o günü anlatırken…

Hava Kuvvetleri’nin etkin isimlerinden General İrfan Tansel, İzmir’de görev yapmaktadır. Günseli Hanım’a telefon açarak bir isteği olup olmadığını sorar. Dönemin CHP İl Başkanı Dr. Lebib Yurdoğlu da, Günseli Başar’ın babasının CHP’li olduğunu bildiği için, kendisine her zaman yardımcı olmak istediğini söyler. Bir taksi ile havaalanına doğru yola çıkarlar. Günseli Hanım bu sırada bir kanama geçirmeye başlar. Kendisini çok kötü hissetmektedir, buna rağmen Çiğli’deki havaalanında eşyaları tek tek aranır ve neredeyse tamamı taklit olan, hiçbir değeri bulunmayan takılarının bir kısmına el konur. Ertesi gün gazetelerde manşettir: “Günseli Başar 10 kilo mücevher kaçırırken yakalandı.” Herhangi bir soruşturma bile geçirmemiş, sadece uçağa biraz geç binip doğruca ailesinin yanına gitmiştir. Haberin yalanlanması için tam iki yıl bekleyecektir.

İzmir Belediye Başkanı olarak yargılanan Faruk Tunca, Yassıada’da 2,5 yıl kalır. Sonuçta yargılama biter, milletvekilleri Kayseri’ye, diğer parti yöneticileri Adana Cezaevi’ne gönderilir. Hayli zorlu bir hamilelik döneminden sonra, Günseli Başar bir kız çocuğu dünyaya getirir. Aslı adı verilen bu güzel kız çocuğu, ancak 3 yaşına geldiğinde babasıyla tanışacaktır. Boşanmak için Faruk Bey’in hapisten çıkması beklenir.

Günseli Başar, İzmir’de kötü bir evlilik yaşamıştır, ama büyük dostluklar edinmiştir. O dostluklarına da her zaman sahip çıkmayı bilmiştir. Aslında o İstanbulludur, ama bir gün İstanbullu olmaktan da vazgeçer. Kendisi ayrılış nedenini “İstanbul’da yaşanan görsel ve insani kirlilik nedeniyle” diye açıklar ve soluğu Bodrum’da alır. Torunu ile birlikte Bodrum’da ‘Ortakent Yalısı’nda mütevazı bir evde yaşlanırken, bu kez kötü bir trafik kazası geçirir. 

Onu son kez 2008’de Çeşme’de gördüm. Bir dostunun torununun nikâh töreni için gelmişti ve o kötü kazanın etkilerini de üzerinden atmıştı. Mihrap yerindeydi yani… Bodrum’dan gelen sosyal aktivite haberleri içinde hep onun adını görürdük, Cumhuriyet mitinglerinden, hayvan haklarına kadar hep en öndeydi. Beş-altı kez İstanbul ve İzmir’de resim sergisi açmış, orada vasatın hayli üzerinde bir ressam olduğunu görmüştük… Hayatı boyunca “kraliçe” unvanı taşıdı, ama bir “kraliçe” kadar mutlu muydu?  Evet demek zor…

 
< Önceki   Sonraki >