Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Günlük Yazılar arrow Mübadele 'nin en çok satan hikayesi
Mübadele 'nin en çok satan hikayesi Yazdır E-posta
Salı, 26 Mart 2013
Dido Sotiriyu’nun yazdığı ‘Benden Selam Söyle Anadolu’ya’ adlı kitap, belki de mübadeleyi anlatan en iyi klasiktir. Ülkesinden gönderilmiş Manoli’nin hatıralarını anlatan kitabı, mübadele uzmanı Prof. Dr. Kemal Arı ile konu ettik.

İzmir’in Şirince Köyü’nde geçen ve hem ülkemizde hem de Yunanistan’da en çok satan kitaplardan biri oldu ‘Benden Selam Söyle Anadolu’ya’. Romanın kahramanı Manoli’nin olayların üzerinden yaklaşık         50 yıl geçtikten sonra Şirince’ye gelerek, eski evinin yeni sahipleriyle dostluk kurduğu, eski güzel günlerini yad ettiği, ölünceye kadar da mektuplaşarak Türk-Yunan dostluğuna destek verdiği ortaya çıkmıştı. Mübadele uzmanı Prof. Dr. Kemal Arı’dan kitabı dinledik, sohbet ettik.

- Romanda ele alınan ana karakter Aksiyotis Manoli… Bu kişi gerçek bir kişilik değil mi?
Elbette gerçek… Romantik yanları da olan bir tragedyayı anlatıyor. Ancak, bu aynı zamanda Aksiyotis Manolis’in anılarıdır… Ve hatta bu kişinin, romanın yazarı olarak bildiğimiz; Aydın Germencik doğumlu Dido Sotiriyu ile de yakınlığı var. Bildiğim kadarıyla bir arkadaşının kızı… Ve yine bildiğime göre, Anadolu aklına geldiğinde, eski komşulukları; geride kalan güzel günler; “Yaz kızım!” demiş. “Yaz… Ben anlatayım, sen yaz!” Ve Sotiriyu da onun anlattıklarını yazmış… Ancak onunla da yetinmemiş; Türkiye’ye gelmiş; Manoli’nin yaşadığı yerleri gezmiş. Bir coğrafya ve toplumsal doku algısı yaparak, anı-romanının kurgusunu buna göre yazmış…

- Nereli Manolis?
Şirinceli… Eski adı Kırkınca… Türk’ün dili zorlanmış, “Çirkince” demiş buraya. İşte Manoli de Şirinceli… Romanda tanıklıklarını anlatıyor. Hüzün dolu pek çok öykü bulabiliyorsunuz bu kitabı okuduğunuz zaman.

- Şirince’ye nasıl geliyor?
Bir gün Şirince’ye bir mektup gelir 1969 yılında: “Şirince’nin Efendisi’ne” diyerek… Kim var bu tarihlerde Şirince’de? Yunanistan’dan getirilip, Şirince’ye yerleştirilen mübadiller… Mübadeleden önce Şirince bütünüyle Ortodokslar’dan oluşuyordu. İşte onlardan geride kalan evlere, Mübadil Türkler yerleştirilmiştir. Yıllar geçmiş… Ve artık Manoli de yaşlanmıştır. Şirince’nin hasretiyle yanıp tutuşur. Şirince’nin Efendisi dediği; köyün muhtarı… Ve mektubunda artık yaşlandığını, memleketini ve evini çok özlediğini, bu eve kim yerleşmişse, onlara bu mektubun iletilmesini istiyor.
Mehmet Ali Dağlı ve ailesine ait bir bağ evidir Manoli’nin evi… Dolayısıyla mektup, aileye ulaştığında, ailenin küçük oğlu; Erdem Dağlı, Manoli ile mektuplaşmaya başlar. Tam üç yıl sürmüştür bu mektuplaşmalar… Ve uzun uzadıya evinden, yaşadıklarından söz ederek; adeta yalvarmaktadır Erdem Dağlı’ya Manoli; “Bu mektuplar kesilmesin” diye…
Sonunda ne olmuş? Günün birinde, yani 1972 yılında çıkmış gelmiş Manoli, Şirince’ye… Haber veriliyor aileye; “Yunanistan’dan bir Rum geldi Şirince Kahvesi’nin önünde sizi bekliyor.” Koşup gitmiş Erdem Bey ve Manoli’yle orada yüz yüze gelmiş ilk kez. Yaşlı, ancak uzun boylu ve kalıplı haliyle Manoli karşısındadır. Bu yolculuk sırasında bacaklarında kısmi bir felç olmuş. Üç gün, Şirince’deki evlerinde konuk etmişler Manoli’yi.
Üç gün sonra da, köye yedi sekiz kilometre uzaklıktaki bağ evine götürmüşler. Yürüme zorluğu olduğu için; bir ata bindirilmiş Manoli… O zaman; ailenin torunu Ayhan Dağlı, sekiz dokuz yaşlarında bir çocuk. Olayın bire bir tanığı olmuş. Atın üstünde Manoli bağ evine gelince; attan inmekte zorlanır önce. Ve bir elma kasası getirilir; ona basarak attan inecektir güya. Ancak, Ayhan Hanım diyor ki; “Adam küt diye kendini yere attı.” Yere düştüğünü sanmış. Ancak Manoli toprağa atmış kendini hüngür hüngür ağlıyor; kaldırmak istiyorlar, “Bırakın beni diyor…” Yerden toprakları alıp, göğsüne dolduruyor, yüzüne gözüne sürüyor… Gözyaşları bulaşan toprak, çamur halinde yüzüne sıvanıyor… Sonra bir ceviz ağacından söz ediyor. “Beni oraya götürün” diyor. Ceviz ağacının yanına götürüyorlar. Biraz yalnız kalmayı rica ediyor. Ceviz ağacının altında öyle bir ağlıyor ki; mekân da akustik bir mekân, ağlaması yankılar yapıyor, geri dönüyor…

- Çok hüzünlü anlar yaşanmış…
Kolay değil elbette… Bakın aile Manoli’yi öyle bağrına basıyor ki; tam üç hafta ailenin yanında kalıyor. Diyor ki mesela bir gün; “Canım domuz eti istedi”… Ne yapsın aile? Domuz yemez ki Müslümanlar… Erdem Bey, konuğunu mutlu etmek için ava çıkıyor, domuz avlayıp getiriyor.

- Kuşkusuz enteresan öyküler barındırıyor mübadele süreci...
Bir öykü var mesela. Bir gün Manoli, o yaşlı halinde evden çıkıyor; bahçede elinde baston, küt küt yere vurarak bir şeyler arıyor. Diyor ki, “Ablamın çeyiz sandığını buraya gömdük, onu arıyorum”… Bir yer işaret ediyor, kazıyorlar gösterilen yeri. Sandık bulunuyor. Ancak içi bomboş… Rum göçünden sonra, mübadele göçmenleri gelinceye kadar, iki yıl o evler boş kalmıştı. Fikir yürütülüyor, hazine avcıları bulmuştur sandığı, içinde ne varsa almıştır, sandığı çıkarmak zor olduğundan, öylece bırakmışlardır…

- Nasıl bir sonuç çıkar bu hikâyeden...
Ne olursa olsun, özünde halklar masumdur. Anadolu’nun binlerce yıllık hoşgörü kültürü, bu ayrılıkları tek bir potada kaynaştırmayı başardı. Tarih, belgeler üzerinden gidilerek yapılır. İşte bu anlatılanların belgeleri de Manoli’nin yazdığı mektuplar ve aileyle birlikte çekilen fotoğraflardır…

 
< Önceki   Sonraki >