Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Günlük Yazılar arrow Çerkes aşkıyla vatan hasreti metafizikle buluştu
Çerkes aşkıyla vatan hasreti metafizikle buluştu Yazdır E-posta
Salı, 26 Mart 2013
Halit Kakınç, son romanı ‘Çerkes Aşkı/Adıge Şuleğu’ için, “Tarihçilerin ve ideologların peşin hükümlerinden, resmî tarihten, bilim adamlarının tartışmaktan kaçındığı konuların romanı” diyor…

Yazar dostumuz Halit Kakınç, Çerkesler’in acı ve sıkıntılarla dolu vatan hasretini ve Elbruz ile Blena’nın aşkını, tarih ve metafiziğin iç içe geçtiği ‘Çerkes Aşkı/Adıge Şuleğu’ adlı yeni kitabıyla okuyucularına “Merhaba” dedi.
Belgesel niteliği de taşıyan romanı ‘Struma’nın ardından resmî tarihi bir kez daha sorgulayan Kakınç, Çerkesya’nın hazin hikâyesini tarafsız bir bakış açısıyla kaleme almış. Toplumsal belleğin mümkün olabildiğince objektif verilerle doldurulması gerektiğine dikkat çeken Kakınç, üç milyon Çerkes’in yaşadığı Türkiye’de güçlü bağlarımız olmasına karşın bilmediğimiz konular olduğunu hatırlatıyor.
Yılların dostu Halit Kakınç’la son romanını konuştuk. Halit Kakınç’a ilk sorumuz, “Sevgili Kakınç, ne yapmak istiyorsun?” oldu. Cevabı, “Öncelikle belgesel roman türünü yerleştirmek istiyorum. Bunu yaparken de sosyal tabula rasa’mızın yani toplumsal boş levhamızın, eksiklerini gidermeye, boşluklarını doldurmaya çalışıyorum. Bu kitapta Çerkesler’in 150 yıl önce maruz kaldıkları 19. yüzyıl’ın Kızılderililer’den sonraki ikinci büyük soykırımı ön planda” oldu.
- Son romanında metafizik, parapsikoloji, uçan daireler de var… Bilimsel yaklaşmaya mı çalıştın anlayamadım açıkçası…
Metafizik konuları, yani ruhçuluk-parapsikoloji ve uçan daireler üçlemesini ilk kez bir hipotez olarak aktarıyorum. Çerkes Aşkı’nda ruhçuluk-yeniden dünyaya geliş, parapsikoloji-beş duyu ötesi algılama ve UFOloji-uçan daire gözlemleri gibi konular, henüz ampirik olamasalar da, ‘Bilimsel çerçevede nasıl değerlendirilebilirler?’ sorusu inceleniyor… Ve hipotetik bir sentez içinde birlikte değerlendiriliyor. Aynı zamanda bu bir aşk romanı… Geçmişle bugün, fizikle metafizik, soykırımla politika ve 150 yıllık bitmeyen bir sevgi, harman oluyor. İç içe eriyor.
- Peki, neden Çerkesler’i seçtin?
Bunun biri genel, diğeri özel iki nedeni var. Önce genelinden başlayalım. Çerkesler, 150 yıldan bu yana bu ülkenin önemli parçalarından birini oluşturmuşlardır. Osmanlı’ya, sonra da Türkiye Cumhuriyeti’ne hizmetleri, toplumsal işbirliği ve işbölümü alanlarındaki katkıları, tartışılmaz düzeydedir. Türkiye’deki ebrû yapının en temel renklerinden biridirler. ‘Çerkes Aşkı’, Çerkesler’in acılar ve sıkıntılarla dolu 150 yıllık yakın geçmişlerini, tamamen tarafsız bir şekilde mercek altına yatıran bir çalışmadır.
- Yani, tarihsel yanlışları düzelttin… Geleceğin rotası ile ilgili olarak yönlendirici bilgiler verdin…
Sevgili Nedim, yapma ne olur… Tabula rasa’ya fırça başka, yanlışları düzeltebilmek bambaşka. Bu kadarı benim kapasitemi de aşar, haddimi de…  Ünlü Sloven yazar ve yönetmen Zarko Petan’ın güzel bir sözü var: “Tarihçiler geçmişi, ideologlar da geleceği çarpıtırlar!” Çerkes Aşkı, tarihçilerin ve ideologların peşin hükümlerini, resmî tarih söylemlerini, bilim adamlarının var olanı ve bilineni mikromize etmekle yetinip henüz bilim olmayan konuları ampirik nitelik taşımadıkları için incelemekten kaçındıkları alanları harmanlayan bir aşk romanıdır, hepsi o. 
- Özel neden nedir?
Eşim Zeynep, Çerkes. Doğal olarak bu çevreyi yakından tanıdım. Sıkıntılarını, üzüntülerini öğrendim. Eh bir Çerkes damadı olarak herhalde Pigme aşkını yazacak değildim…
- Romanda sanki Çerkes Ethem ve Ali Eşref Kuşçubaşı gibi Çerkes asıllı isimleri aklamak istiyormuşsun gibi bir hava aldım… İsmet Paşa’ya, birtakım göndermelerin var...
Yanılmıyorsun. Resmî tarihi sorgulamanın bir parçası bu… Çerkes Ethem’in hain olduğu iddialarına katılmıyorum. Hiç katılmadım. İstiklâl Savaşı’nın başlarında, henüz düzenli bir ordumuz yok. Sanki kötü bir şeymiş gibi kökeniyle yaftalanan Ethem Bey, başarı üzerine başarı kazanıyor. Normalde Mustafa Kemal’den sonra ikinci adamlığa gidiyor. İnönü, politik ayak oyunlarıyla Ethem Bey’i dışlatıyor. Ethem Bey’in Mustafa Kemal aleyhine hiçbir ifadesi yok. Yunan tarafına sığınıyor ama adamlarına Türk askerine tek bir kurşun sıkılmaması için emri var. Ali Eşref Kuşçubaşı ise gerçek bir kahraman… Bugünkü MİT’in öncüsünün kurucusu. O da pasifize ediliyor. Kuşçubaşı da yıllar sonra Türkiye’ye dönüyor. Ege’deki bir çiftliğe çekiliyor. Politikaya hiç bulaşmıyor. Artık konuşma dönemindeyiz. Eteklerimizdeki taşları dökmemiz gerek. Kırılan kollar yenlerinden çıkartılmalı.
- “İnönü’nün yerine Çerkes Ethem ikinci adam olabilseydi, işler nereye giderdi?” diye de soruyorsun…
Bu tarihe yönelik bir fikir jimnastiği… Sen söyle daha mı iyi olurdu, kötü mü?

 

 
< Önceki   Sonraki >