Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Günlük Yazılar arrow Dünyanın en büyük arkeoloji müzesi
Dünyanın en büyük arkeoloji müzesi Yazdır E-posta
Pazar, 13 Eylül 2009
1985'te dünyadaki ilk kültür başkenti ilan edilen Atina'da geçen haziran ayında açılan ve hafta içi 4-5 bin kişinin, hafta sonları günde 10 bin kişinin ziyaret ettiği 'Yeni Akropolis Müzesi' gerçekten büyüleyici.
Kendisine İzmir'i 'büyüme üssü' olarak seçtikten sonra kenti ve Ege Bölgesi'ni Avrupa'ya direkt uçuşlarla bağlayan SunExpress, 18 yıllık aradan sonra İzmir ile Atina arasında direkt uçuşlara başladı. Uçuşların başlaması hem İzmir'de hem de Atina'da sevinç yaratırken ilk sefer Atina'ya bir 'Kültür ve Lezzet Turu' şeklinde düzenlendi.
Atina'nın nüfusu, 1985'te Avrupa'nın ilk kültür başkenti ilan edildiğinde sadece 800 bindi, şimdi ise 4 milyon! O zamanlar Avrupa'nın ilk kültür başkenti olmayı gerçekten hak ediyordu; sonraları aldığı göçlerle yaşanması zor bir kent haline geldi. Avrupa'nın en çok suç işlenen metropolü oldu ve ciddi turist kaybına uğradı. Ancak yeni açılan müze, bütün bunları unutturacak gibi...
Dönemin Kültür Bakanı Melina Mercouri'nin çabalarıyla kültür başkenti ilan edildiğinde dünyaya gelenler, bugün 24 yaşında birer yetişkin oldular, ama Atina'da hala değişmeyen şeylerin olduğunu gördük. Örneğin, Atina, hala Avrupa'nın uyumayan kenti... Öğleden sonra saat 14'te sona eren mesai saatinin ardından, sokaklar önce bir boşalıyor, el ayak çekiliyor; ama ardından öyle bir doluyor ki, tüm ferah ve şık kafeler, lokantalar, meyhaneler tıklım tıklım... Kentin sokaklarındaki ritmi, tempoyu sabahın ilk ışıklarına kadar duyuyorsunuz. Zaten kenti cazip hale getiren de, bu bitmek bilmeyen devinim! Atina'nın ilk kurulduğu yer olan Akropolis'e yılda 15 milyon ziyaretçi geliyor. Yeni açılan müzeden sonra, Atina'ya gelecek turist sayısının her yıl 30 milyonu bulması bekleniyor...

ATİNA 'DEMOKRASİ' DEMEK
Atina deyince, akla gelen ilk kavramlardan biri 'demokrasi'. Klasik demokrasinin başkentidir Atina. Kentin en büyük alanı, Sintagma Meydanı. Bir ülkede meydan ne kadar büyükse, demokrasi de o kadar büyük oluyor. Parlamento'nun bulunduğu bölge, kentin odak noktası, buradan başlayarak bir yelpaze gibi açılıyor. İnsanlar, limanıyla ünlü Pire'ye, tavernaları ve kafeteryalarıyla bilinen Plaka'ya, Akropolis'e ve sürprizlerle dolu ara sokaklara bu noktadan dağılıyor. Hemen yanında da Omonia Meydanı var ki, siz deyin Teşvikiye-Nişantaşı, ben diyeyim Alsancak. Atina'nın Avrupa yakası.
Yeni açılan o güzelim müze, Sintagma'ya yürüyerek 10 dakika mesafede. Aslında kozmopolit ve modern olmak, Atina'nın antik çağdan gelen karakteri; belki de kaderi. Atina, antik çağlarda da önemli bir ticaret ve kültür merkeziymiş. Kentin yeni kültür tapınağı Akropolis Müzesi'ni hayranlık ve keyif karışımı duygularla gezdik. Müzeyi anlatırken söze, 'Elgin Mermerleri'nden başlamak gerek... 2 bin 500 yıldan fazla bir zaman önce oyulan bu duvar mermerlerinde, yüzlerce Atinalı'nın Akropolis'e gidişini anlatan geçit töreni betimleniyor. İşte yeni açılan müzenin asıl yapılış nedeni de dünyaca ünlü bu mermerler...
18. ve 19. yüzyıllarda İstanbul'da görev yapan İngiliz diplomatlar ile daha sonra 'demiryolu mühendisi' kimliği ile Batı Anadolu'ya gelen 'hırsız arkeologlar', Osmanlı coğrafyasındaki tüm antik zenginlikleri İngiltere'ye taşımışlardı. Fransızların pek farklı olduğunu da sanmayın; onlar da Louvre Müzesi'ni zenginleştirmekle meşguldüler. (Götürenlerden çok, göz yumanlar suçlu ya neyse!) Aslında bir Türk olan Lord Elgin'in Atina'dan İngiltere'ye büyük bir bölümünü kaçırdığı (şimdi British Museum'da sergilenen) mermerler, bugün bütün dünyada 'Elgin Mermerleri' olarak biliniyor.

AKROPOLİS'İN AYAKLARI ALTINDA
İngiltere'ye ait olduğunu söyleyenlere göre Elgin Mermerleri (1806 yılında götürülmüştü), çalınmış olduğunu söyleyenlere göre Parthenon Mermerleri, dünyanın paylaşılamayan en ünlü ve önemli sanat eserlerinden. Fakat tüm diplomatik girişimlere rağmen, Atina'ya geri getirilmeleri mümkün olmadı. İngiliz yetkililerin mermerleri geri vermemek için öne sürdükleri birçok nedenden biri de Yunanistan'ın uygun bir müzeye sahip olmayışıydı! Bu nedenle, 1998 yılında Yunan Hükümeti'nin sponsorluğunda uluslararası bir yarışma düzenlendi ve ünlü Belçika asıllı New Yorklu mimar Bernard Tschumi, Akropolis'in ayakları altında yeni bir müze inşa etmek üzere seçildi.
Bernard Tschumi ve Atinalı mimar Michael Photiadis, ortak yaptıkları tasarımla Daniel Libeskind ve Arata Isozaki'yi geride bırakarak yarışmayı kazanmışlardı. Tschumi, müzenin stili için, 'Binanın tezi, çağdaş olup duygusal olmadan geçmişe hitap etmesi. Eski Yunanların çalışmalarında matematiksel bir kesinlik vardı; ben de bu binada, ona eşit bir kesinlik yakalamaya çalışıyorum' diyordu.
Aslında hedef, müzeyi '2004 Olimpiyatları'na yetiştirmekti. Oyunların başlamasıyla birlikte dünyadaki tüm televizyonlar, yeni müzenin görüntülerini yayınlayacak ve Yunanistan'ın kayıp zenginliklerinin muzaffer geri dönüşünü anons edecekti. Mermerler geri verilmemiş olursa, bina da İngiltere'nin uzlaşmazlığına karşı bir sitem olarak anıtlaşacaktı... Çünkü İngiltere'nin Osmanlı Büyükelçisi Lord Elgin, 19. yüzyıl başında mermerleri İngiltere'ye götürmesinin sebebini, 'Onları saçma zevkleri için bozan, kötü niyetli Türklerin elinden kurtarmak' olarak açıklamıştı.
Zaman içinde, tartışmayı yatıştırma niyetindeki yapının kendisi tam bir tartışma konusu haline geldi ve müze olimpiyatlara yetiştirilemedi. Bazı eleştiriler tasarımın yerleşimle çatıştığı yönündeydi; bazıları ise arkeolojik bölgeyi tehlikeye attığı görüşünde... Ve müze, Yunanistan'ın devlet yatırımları konusunda bizden pek de farklı olmaması nedeniyle, öngörülen tarihten tam beş yıl sonra bitirilebildi; açılışı 2009'un 21 Haziran günü yapıldı. Ancak, kaçırılan eserler ait oldukları yere, evlerine hala geri dönmedi, dönemedi. Sonuç hüsran, ama beklentiler hala yüksek. İngilizler sonunda pes edecektir, diye düşünülüyor.

HİÇBİR KÖTÜLÜK İÇERİ GİRMESİN
Tam 130 milyon Euro harcanmış bu rüyanın gerçekleşmesi için. Tarihi Akropolis Tapınağı'na sadece 300 metre uzaklıkta ve 25 bin metrekarelik bir alanda inşa edilen Akropolis Müzesi'nde (sadece müze bölümü 14 bin metrekare), toplam 297 ton ağırlığında 4 binden fazla eser sergileniyor. Günün belirli saatlerinde Akropolis, bütün ihtişamıyla müzenin cam cephesine yansıyor. Girişte de, rahmetli hocamız Prof. Ekrem Akurgal'ın Bayraklı, Athena Tapınağı'nda bulduğu çubuktakine benzer bir deyiş yer alıyor: 'Athena burada kalıyor. Hiçbir kötülük içeri girmesin.'

MÜZENİN EN ÇARPICI YERİ CAM DUVARLI GALERİ
Müze yüzlerce, binlerce antik eseri aynı anda sergilemek amacıyla planlandı. Bu anlamda, yani arkeolojik eser sergileme açısından metrekare olarak Louvre'dan ve British Museum'dan büyük. Fakat var oluşunun gerçek nedeni, üst katta ünlü mermerlerin ve değerli heykellerin sergilendiği cam duvarlı galeri. Burada Elgin'in götüremediği mermer bölümler ve kaçırılan bölümlerin de alçı kopyaları sergileniyor. 21 metreye 58 metre boyutlarında dışa dönük bir dikdörtgen camın içine yerleştirilen canım eserler, 2.500 yıl önce oldukları gibi duruyor ve orijinal yerleri arkalarından görünüyor...

Giriş sadece 1 Euro
İnşasında cam, paslanmaz çelik ve beton kullanılan üç katlı Akropolis Müzesi'nde Arkaik dönemden Roma İmparatorluğu'na kadar heykel, kabartma, plaka ve frizler, örnek alınacak bir müzecilik ustalığıyla sergileniyor. Gezerken insan üzülüyor, hadi açıkça söyleyeyim fena halde kıskanıyor. Çünkü bizde de şeker var, un var, hem de yağın sütün hası var; niye helva yapamıyoruz? Giriş ücreti şimdilik 1 Euro olarak belirlenmiş. 2010'da 5 Euro olacak. Akropolis Müzesi, kısa süre önce Yunanistan'da özel olarak bastırılan   10 Euro değerindeki madeni paranın bir yüzünde de motif olarak kullanılmış.
 
< Önceki   Sonraki >