Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Günlük Yazılar arrow Emanetçiler Derneği 'nden cevap var
Emanetçiler Derneği 'nden cevap var Yazdır E-posta
Cumartesi, 04 Ekim 2008
Şu tohum meselesine dönelim bugün yine... Emanetçiler Derneği için Tracy Lord ve Arif Şen’den gelen mesajı paylaşmak istiyorum: Yazınız bizi çok sevindirdi, teşekkür ederiz. İlgilendiğiniz için, ilgilenip bitkisel genetik kaynaklar, ülkemizde ve dünyada çiftçinin elinden alınarak üzerinde hak sahipliğinin pekiştirilmesi tarihçesinin önemli parçalarını aktardığınız için. Günde 3 öğün yediklerimizin nereden geldiği, girdilerinden en temeli olan tohumlar üzerindeki patent vs. hak sahipliğindeki yasal gelişmeler bize nasıl bir yarın hazırladığından ipuçları verdiğiniz için...

Atadan kalma tohumlarını kullanan ve bununla geçinen küçük çiftçiler, bu ülkenin en görünmez, hesaplara girmeyen; kısa vadede sofra zevki ve kimyasallardan arınmış beslenme açısından da uzun vadede hayati önem taşıyan bir zenginliğimizdir. Bunu anlamak için neredeyse tümüyle endüstriyel gıda üretimine geçmiş olan birinci dünyadan ABD’nin durumu fikir verir: Yüzde 1.5-9 olup meslek olarak nüfus sayımlarına bile girmeyen çiftçi dışında hiç kimse gıda üretmeyi bilmiyor. Lakin 2. Dünya Savaşı sırasında ABD’de olduğu gibi yarın öbür gün bu ya da şu nedenle gıda üretiminin geliştirilmiş olan yapıları nüfusumuzu beslemek için yetersiz kalırsa?

Her şeyden önce bir ara varili 150 dolara varan, bugünlerde rekor kıran fiyatlara üretilen petrolün üretim düzeyinin 2006 senesinden bu yana bir türlü artırılamaması önümüzdeki 3-5 yılda ne anlama geliyor, nakliyatın ve (petrol ve doğalgazdan üretildiği için) tarım girdilerinin gittikçe daha pahalılaşması anlamına geliyor bir kere. Çalıştığımız köylerden birisinde bir arkadaşımız, yaygın olarak kullanılan bir gübre türünün, geçen yaz çuvalı 40 YTL iken bu yaz 130 YTL’yi geçtiğini söyledi. Üstelik bu yaz sonu sezonu kendi köyünde hanımların; bahçelerinden yiyecek ayırma, saklama ve bunlarla kışı geçirme hazırlıklarına, bugüne kadar hiç görmediği düzeylerde tanık olduğunu aktardı.

Anlaşılan; küçük çiftçi, yüksek petrol fiyatlarıyla paralel olarak artmış olan girdileri alacak kadar güçlü durumda değil, kendi bahçe üretiminin önceki senelere göre daha büyük bir payını saklamakla meşgul. Bu da gelir düzeylerinin görece yüksek olan Balıkesir bölgesinin, dağ köylerinin durumudur; şimdi düşünelim tohumunu hep parayla almak zorunda kalsa çiftçi ne yapar? Özel sektör tohum piyasalarımıza fazla girmediği 20 sene önce domates tohumunun 100 gramı 100 YTL civarındayken (bir aile bahçesine birkaç gram yeter) şu anda 3.500YTL. Yarın bunun ne seviyesine ulaşacağını kim bilir?

Köydeki hanımlar bahçe ürünlerinin; kurutması, salçası, çorbasını, turşusunu, reçelini vs. mamullerini hazırlamayı biliyorsa bunlarla para vermeden ailesini besleme şansı olur. “Geleneksel tarım”ın temel müfredatı içinde, hayatta kalmak için takdir edilebilir önemde bilgiler, endüstriyel tarımın “her şey para karşılığıyla” sisteminin dışında kalmış ve petrol fiyatları çıktıkça dışına çıkan ve çıkacak çiftçimiz.

Tüketici olarak da; küçük çiftçi gıda üretiminden çekilmesiyle birlikte endüstriyel tarım da her yere yayılınca şüpheler listesi uzuyor: besin değerlerinin düşüşleri, katkı maddeleri bakteriler, ilaç kalıntıları, hormonlar, radyasyon, 1. ve 2. nesil GDO’lar, nanoparçalar. Aynı zamanda endüstri, küçük üreticiliğe “standart dışı” damgasını vurarak akıllara müphem kalite sorunları getiriyor.

Bunların hepsi bir yana en görünmeyen, konuşulmayan tehdit bitkisel genetik materyalin (yani atalarımızın tohumları) kullanım biçimlerine yasal kısıtlamalar getirildikçe materyalin kendisi de bu yüzden terk edildikçe kullanım pratiklerinin hafızalardan silinmesi. Bir kere unutulduktan sonra yeniden oluşturulması zor iş, Avrupalı küçük çiftçiye sorulabilir. Geleneksel bilgisini kaybetmiş küçük çiftçi, bilgisiyle kayboldu. Bugünlerde küçük çiftçi denilen kesim, sonradan yani “neo” küçük çiftçi; hobist, aktivist veya kırsal yaşam tarzını tercih eden bilinçli çiftçidir (sayıları da “butik” oranında). Ve ülkemizin Tohumculuk Kanunu’nun model aldığı, çok kısıtlayıcı olarak bilinen hukuki ortamda genetik materyalini, bir gelenek olarak değil bir hareket olarak eski usullerle yeniden kullanmayı öğrenmeye ve birbirine öğretmeye çalışıyorlar.

Lakin yaşadığımız yasalaşma sürecinin sonunda tohum kullanımlarının unutulmasıyla birlikte biz, Avrupa’nın durumuna düşersek önemli bir fark hissedilecek. Avrupa’daki maaşlar küçük ama etkili, bilinçli bir hobist çiftçi kesimi destekleyebiliyor. Burada ise çiftçi sayımız AB’nin istediği gibi birkaç yıl içinde yüzde 30’lardan yüzde 10’lara düşerse, kentlere büyük bir göç dalgası yaşanacak...

Sayın Nedim Bey tekrar, bu gerçeklerden bahsettiğiniz için teşekkür ediyoruz. Hukuki değişikliklerin de önümüzdeki yıllarda kültürümüz, genetik kaynaklarımız, ekonomimiz ve yediğimiz yiyeceklerde ne gibi değişikliklere yol açacağından söz ettiğiniz için minnettarız.

Emanetçiler Derneği’nden gelen mektup böyle. Aslında minnettar olmamız gerekenler biziz...
 
< Önceki   Sonraki >