Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Günlük Yazılar arrow Sahilleri bitirmek
Sahilleri bitirmek Yazdır E-posta
Cuma, 03 Ekim 2008
Bayram öncesi hafta sonu Kuşadası’ndaydım... Biz İzmir’den Kuşadası’na doğru yola çıkarken okuduğum AKŞAM Ege’nin manşetinde Ada esnafının şikayeti yer alıyordu: Gemi çok alışveriş yapan yok...  Konuğu olduğum ev ve giderek içinde bulunan site Kuşadası’nın içine düştüğü keşmekeşe sırtını dönmüş Ege Denizi’ni ve karşısındaki Sisam Adası’nı kucaklayan bir yer olduğu için hafta sonunu huzurlu geçirebildik ama Kuşadası’nda yıllardır çevrilen imar dolapları, acayip ve garip hesaplar kasabayı daha da yaşanamaz hale getirmişti.

Sadece Kuşadası mı? Sahillerimizi her yıl giderek daha da yaşanmaz hale getiriyoruz. Balık çiftlikleri bu konunun dışında, ayrı bir tartışma konusu... Turizm yatırımcılarının balık çiftliklerine nasıl baktıkları da başka bir yazının önemli konusu... Bodrum’daki yeni planlama sürecinde duyduklarımız olup bitene nispeten dayanabilen bu güzelim yerin de pek yakında yenik düşeceği yolunda. Kültür Bakanı Günay’ın da bu işleri engellemediğini duymak, inanmak istemediğimiz bir konu. Kültür ve Turizm Bakanı Günay’ın hedefi Türkiye’yi İtalya ve İspanya’dan sonra Akdeniz’in üçüncü büyük turizm ülkesi yapmak...

Ama bu anlayışlarla Bodrum’u da Kuşadası’na çevirerek bu hedeflere ulaşılabileceğini sananlar yanılıyor... Bakın ne yazmıştı geçen hafta Kaan Sezyum Radikal Cumartesi’deki köşesinde: “Ya bırakın dünyayı, Akdeniz sahillerine uzanalım sizinle, mesela Kaş’a... Her yıl Kaş’ın denize bakan yamacından bir kısım daha betonlaşıyor. Dünya Türk olsun da her yere alışveriş merkezi mi yapalım... Kızmaca gücenmece yok. Kaş’ın üç-beş kilometre ilerisinde bir ada var. Meis (Bazıları Meis, Göz anlamına geliyor da der). Hiç gittiniz mi Meis’e? Gitmediyseniz gitmeyin, moraliniz bozulur öyle diyeyim. Meis’in sokaklarında gezmeye kıyamazsınız. İnsan gibi bakmışlar adaya. Ben diyeyim badem, siz deyin sülün”

Emin olun, Sisam’a, İstanköy’e gittiğimde ben de aynı duyguya kapılıyorum... Turizm, Türk ekonomisinin en hızlı büyüyen sektörü... Yaklaşık 1.5 milyon kişiye iş imkânı sağlayan turizm sektöründe istihdam yaratmanın maliyeti diğer pek çok sektöre göre daha az... Sektör gerek yatırım, gerek işletme safhalarında en az ithal girdisi kullanan bir yapıya da sahip. Dünyanın içine girdiği ekonomik krizden de en hızlı etkilenecek sektör. Her 6-7 yılda bir Türkiye’ye gelen turist sayısı ikiye katlanıyor. 2007’de 23.3 milyon olan yabancı turist sayısının ekonomik kriz öncesinde bu yıl 26 milyonu aşacağı, 5 yıl sonra ise 40 milyona ulaşacağı tahmin ediliyordu.

Yerli turist sayısında da artış hızla sürüyor. Turistik tesislerde konaklayan Türklerin sayısı giderek yükseliyor. Yabancı ve yerli turist sayısının hızlı yükselmesi, konaklama yatırımlarını artırıyor. Bugün ülkemizde Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan belgeli (uluslararası standartlara sahip) yaklaşık 650 bin yatak bulunuyor. Daha düşük kalitede olan belediye belgeli yatak sayısı ise 350-400 bini buluyor. Yani yaklaşık 1 milyon yatak...

Bu yatak kapasitesinden Ege’nin aldığı pay çok ama çok düşük. Bu kafayla gidilirse Bodrum’un kuzeyinde turizm geliri diye bir şey kalmayacak. Bu da böyle biline.




Okaliptüsle mücadele

Haber Ege Ajans’tan geldi. Konuşan kişi de güvenimizin tam olduğu bir insan: Prof. Mehmet Sıkı. Her zaman dediklerine kulak verdiğimiz bir insan. Türkiye’de küresel ısınmanın olumsuz etkisini en aza indirmek için ülkemizdeki okaliptüs ağaçlarının kökünün kazınması gerektiğini açıklayan Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Sıkı, “Anavatanı Avustralya olan okaliptüs ağacının büyük boylu olanları günde ortalama 400 litre suyu topraktan kendi bünyesine alarak özelikle bataklıkların kurutulmasında yararlanılmıştır. 10 yaşındaki okaliptüs ağacı ise yılda 250 ton su tüketmektedir” diyor.

Türkiye’nin kendi bitkisi olmayan okaliptüs ağacının 1885 yılında Adana-Mersin demiryolunun kenarına Fransız şirketi tarafından süs bitkisi olarak dikildiğini açıklayan Prof. Dr. Sıkı, “Ekonomik amaçlı ilk okaliptüs ağaçlandırması ise 1939 yılında Tarsus-Karabucak yöresinde 885 hektarlık alanda gerçekleştirilmiş olup 1960’lı yıllardan sonra da bataklıkların kurutulması amacıyla hemen hemen her yere denetimsiz bir şekilde dikilmiştir. Okaliptüs ağacı ağırlıklı olarak Doğu Akdeniz’de yaygın olup Akdeniz ve Ege Bölgesi’nde de denize yakın yerlerde plantasyonları bulunmaktadır” diyor... Belediyeler artık okaliptüs ekmekten vazgeçmeli. Gökova’daki gibi koruma altına alınmamışsa da bu ağaçlardan kurtulmalı...
 
< Önceki   Sonraki >