Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Günlük Yazılar arrow Bayram tıraşı
Bayram tıraşı Yazdır E-posta
Pazar, 28 Eylül 2008
Başlığa bakıp ‘bugün yine hangi tıraşı keseceksin’ diye düşünmeyin. Dünden beri memleketimiz hayli uzun bir tatile girdi. Okurların çoğu tatilde ama gazeteciler çalışmaya devam ediyor...  Bu tatil içinde biz de yumuşak bir yazı yazalım dedik ortaya bu tıraş yazısı çıktı. Tatilin son günlerinde ciddi mevzulara döneceğiz elbette.

25 yıllık berberim, Necdet Kurt ağabeyim, Ramazanın üçüncü haftasında anlatıyordu. (Necdet Abi piyasanın bozamadığı nadir insanlardan biridir.) İnsanlar bayramdan önce uzun bir süre saç tıraşı olmazlarmış. Hatta Ramazanın ikinci üçüncü haftası işler çok düşermiş ama son hafta o eksiği giderecek kadar ‘iş’ olurmuş. Eskiden Hakkı Kesirli’nin çıkardığı yayınlarda Ali Naci Sisamlı adında bir yazar vardı. Yazılarından çok şey öğrenirdik. Bugün onun eskiden kestiğim bir yazısını sizinle özetleyerek paylaşmak istiyorum. Unutmayın bayram tıraşı için pazartesi son gün...

Saç, sakal, alabros...

Ne güzel bir Karadeniz manisidir: ‘Suyin altinda testi / Esti dağlarum esti / Kakul züliflerini/ E kız sağa kim kesti’... Bu mani aslında ‘niye evlendin, ben seni alacağumdum’ serzenişinden başka bir şey değildir satır arasını okursanız. Çünkü antik çağdan gelen bir geleneğin de etkisi ile Anadolu’da şundan 20-30 sene öncesine kadar evlenmemiş kızlar saçlarını kesmezler, uzatırlar, ancak gerdek gecesinin ertesi ‘zülüf kesilirdi’. Uşağumun kakul zülüf dediği kakül saçlardan başka bir şey değildi.

Orta Asya’dan gelen Türklerde de erkeklerin de saç kesmesi, hatta Çin’deki gibi imparatora, başbuğa bağlılık gereği kafayı tamamen kazıtmanın gelenek olduğu biliniyor. Saçın kadına yakıştığına inanırmış atalar. Türkler ve Çinliler dışında uzun saçın güç sembolü olmasının nedeni Eski Ahit’in daha sonra sinemalaştırılmış kahramanlarından Şimşon’un etkisidir. Anadolu’daki bazı Kalenderi dervişleri ile bazı ‘Dedeler’ kafalarının, bir bölümünü kazıtıp arkadaki saçlarını uzatırlardı.

Bizde Ursula Andres’in ‘Dalila’ olarak başrolünü oynadığı filmle tanındığı için Kirk Douglas’ın oynadığı Samson örneğini verelim. Samson gücünü hiç kesmediği saçlarından aldığı için İbraniler ve daha sonraki bazı Hıristiyan etkisinde kendini gösterir. Bu gün de fanatik Yahudileri diğerlerinden ayırt etmenin yolu ‘zülüflerine’ bakmaktır. Tevrat geleneğine bağlı Hasidikler ve Rastafaryanlar hâlâ saçlarını kesmeyi büyük günah sayarlar.

Erkeklerin uzun saçlı olması Avrupa’yı bir süre kasıp kavuran kuzeyli aşiret barbarlarındaki yöneticilerin egemenlik simgesiydi. Bugün de çizilen Vikinglere bakın... Zaten yıkanmayı pek sevmeyen bu arkadaşların uzun saçın getirdiği pislik ve hastalıkları yayıyor olması Kilise’yi harekete geçirdi. Bir yandan daha sonra Hitler’in katliamlarında kendini gösterecek olan Yahudi düşmanlığının etkisi diğer yandan da ‘halk sağlığını’ koruma çabaları ile uzun saç kilise tarafından yasaklandı. 1100’lerde İngiltere Kralı olan I. Henry uzun saçın ne kadar da günah olduğunu anlatan papaza inanıp saçlarını kestirmişti.

Osmanlı’nın ilk tarihçisi Aşıkpaşaoğlu Derviş, daha 15. yüzyılda, ‘Devir çok değişti arkadaşlar, olacak şey mi bu, erkekler sakallarını saçlarını kesmeye başladılar’ diye yazar. Ancak Avrupa usulü saç ve düzgün sakal tıraşı ve ancak II. Mahmut döneminde başlar. Saraya bir ‘berberbaşı’ atanması da bu zamanda olur.

Uzun saç modasını dünyaya yeniden yayan ve 68 kuşağını da etkileyen Beatles grubudur. Ama Türkiye’de hippilerle solcuları aynı insanlar zanneden sağ kesim kalemşorları sosyalist gençleri aşağılamak için önce uzun saç ve sakallarına takmışlardı. Ancak üzerinden 12 Mart geçen bu şarabî çocukların hiç biri saç uzatmazdı ama gel de o zamanların Rauf Tamer’ine anlat bu durumu...

Biz çocukken saçlarımızı ya ‘üç numara’ kestirirdik, ya da Fransızcasını daha sonra öğrendiğimiz ‘fırça gibi’ anlamında ‘a la brosse’ (alabros) şeklinde... İzmir’e Amerikalılar gelince aniden ‘Amerikan traşı’ moda olmuştu Alsancak ve Karşıyaka’daki berberlerde. Amerikalıların okuyup eskiciye verdikleri dergileri berberler adeta kapışır, dönemin gençleri de sayfada gördükleri ve o zamanlar bir matah zannettikleri Amerikalı gençlere en azından saç sakal açısından benzemek için sıkıcı berber koltuğunda saatlerce oturmayı göze alırlardı...

Efendim bu bayramdan önceki son yazı... Tatlı ve mutlu bayramlar, iyi tatiller...
 
< Önceki   Sonraki >