Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Günlük Yazılar arrow Çalışkan bir tarihçinin kitapları
Çalışkan bir tarihçinin kitapları Yazdır E-posta
Pazar, 21 Eylül 2008
Bir yandan Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Tarih Bölümü’nde öğrenci yetiştiren, diğer yandan sessiz sedasız önemli işlere imza atan bir dostumuz Erkan Serçe... Geçen hafta Göztepe Rotary Kulübü’nde 26 Ağustos’tan 9 Eylül’e uzanan süreci ne de güzel anlattı. Ben bugün size Erkan Serçe’nin denetiminde ya da bizzat kaleme aldığı bazı kitaplardan söz etmek istiyorum. Kitapların tamamı “İstiklal Kitabevi”nden yayımlanmış... Meraklılarına özellikle öneririm...

Doğu Mektupları...

Joseph François Michaud -Jean-Joseph François Poujoulat 1830 yılında geldikleri Anadolu notlarını “İzmir’den İstanbul’a Batı Anadolu” başlığı ile kitaplaştırmışlar. Kitaptan bir bölümü paylaşayım: “Rüzgar bizi İyonya kıyılarına itiyordu. Bir tarafımızda Karaburun, öte yanda antik Foça görüş alanımıza girmişti. Bu sitenin çevresinde yer alan adacıklar, Plinius’un (Gaius Plinius Secundus (M.S. 23-79), Naturalis Historia (Doğa Tarihi) adlı ünlü ansiklopedik eserin yazarı Romalı bilgin) Myrmeces adıyla andığı kayalıklar. İzmir’e doğru ilerlerken, güneş altında mermer ya da kar gibi parlayan, piramit biçimli tuz yığınları görüyoruz. Sol yanımızda Hermos(Gediz) Ovası uzanıyor. Tayfalar bize nehir ağzındaki kum katmanları gösteriyorlar, bunlar aynı zamanda o civardaki kör kayalıkların işaretleri. Körfezin diğer yakasında Urla ve rüzgar değirmenleri, Tavşan adaları, Klazomenia kıyıları görülüyor. Erythrai ve Teos ardımız sıra gözden kayboluyorlar. Mimas Dağı’nın (Akdağ) dorukları karşımızda beliriyor. Körfezi koruyan Sancak Kalesi’nin önünden geçiyoruz; güneşte parlayan beyaz surlar, kaleyi çevreleyen yeşilliklerle hoş bir zıtlık yaratıyor. Güçlü bir rüzgar var. Bu çok çeşitli bitki örtüsüne sahip, özellikle tarih açısından çok zengin kıyıları ancak fark edilebilecek kadar bir zaman bulabiliyoruz. Günbatımında neredeyse İzmir’e girmek üzereyiz, iki millik bir yolumuz kaldı. Rahatlıkla seçebildiğimiz Pagos Dağı’ndaki kalenin (Kadifekale) surları, minareleri, mezarlıkları gölgeleyen serviler, bir Müslüman şehrine yaklaştığımızın habercileri. Bir gemi direği ormanına, savaş gemilerinin, her milletten ticari teknelerin arasına dalıyor olmamız da, Doğu’nun en işlek limanına girdiğimizi gösteriyor. Bu kıyılarda her gün esip yakıcı yaz güneşinin etkisini hafifleten imbat, Loiret’nin yelkenlerini şişirmiş, saatte on mil yol almamamızı sağlamıştı; ama imbat, adeti üzere, karanlığın çökmesiyle kesiliyor ve onca sabırsızlığa karşın istediğimiz yere ulaşıp karaya çıkamıyoruz. Kıyıya iki mil kadar açıkta demir atmak ve geceyi gemimizin güvertesinde geçirmek zorunda kalıyoruz.”

Aradan geçen 200 yıllık süreç İzmir’i neredeyse hiç değiştirmemiş...

Kırım Savaşı Sonrasında İstanbul Günleri

Baronne Durand de Fontmagne’nin kitabının adı ise “Kırım Savaşı Sonrasında İstanbul Günleri” başlığını taşıyor. Kitabın arkasında şöyle yazıyor: “Yeniçeriliğin kaldırılmasından ve reform hareketlerinden sonra pek az gelişme olmuş. Bir adım ileri iki adım geri... Bütün bunların nedeni sadece Sultan’ın duraksamaları değil. Çevresinde sürekli kapışan iki taraf var; bir taraf eski rejimi savunuyor; daha zayıf olan öbür taraf yeniliklerden yana bir tavır içinde. Bu duruma tek kelimeyle ‘Avrupalılarla birlikte ya da onlara karşı yürümek’ denebilir.”

İki kitap daha

Bir Osmanlı Aydınının Londra Seyahatnamesi ise Dr. Erkan Serçe’nin dilimize çevirisi: Londra’nın her şeyi hoşuma gitmişse de, meyhane binalarından daha zarif bir binasını göremedim. İngilizlerin sohbet yerleri meyhaneler olduğundan kadın erkek girip çıkanın haddi hesabı olmaz. Tezgahlarında kadınlar çalışmaktaysa da Rumların meyhaneleri gibi içki öyle fıçıdan çıkartılmaz. Arak ve diğer içkilerin tezgah civarında muslukları vardır ve müşteriler hangisinden isterse o musluktan doldurulup verilir. Bu İngilizlerin hiçbir şeyde karar ve sebatı olmadığı gibi, yeme içmede de olması gereken sınırı geçerler.”

Akdeniz’in Büyük Korsanları adlı kitabı E. Hamilton Currey yazmış, Barbaros’un çevresinde toplananların öyküsünü anlatıyor.

“İstanbul’a Seyahat; Guillaume Martin, “İstanbul’a Seyahat” adlı kitapta bizim bölgeden de söz ediyor: Uzunada’dan Çanakkale’ye doğru yola çıktık; ama bir günlük yolculuktan

sonra, rüzgar kuzeyden estiğinden ve Çanakkale’ye girişimizi engellediğinden, yön değiştirdik ve İzmir körfezine doğru yöneldik, Urla yakınlarında demir attık. Vebadan falan korkmuyorduk ve dört beş fersahlık mesafe olan İzmir’i görecektik. Bu kent doğunun en tüccar kenti; körfezin dibinde, Meles ırmağı üstündedir ve yüce Homeros da adını buradan almıştır; Melesigenes. İzmir, adını bu şaire vermiş olmaktan gurur duyuyor ve heykeli dikilmiş bu kente . Clazomenae, Andros, Atina vb bu gururu paylaşma konusunda İzmir

kentiyle çekişirler.”

Erkan Serçe ile İstiklal Kitabevi’ne bu güzel kitaplardan ötürü teşekkür borcumuz var.
 
< Önceki   Sonraki >