Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Günlük Yazılar arrow Önce yabancıyı sonra da kendi vatandaşını kazıkla!
Önce yabancıyı sonra da kendi vatandaşını kazıkla! Yazdır E-posta
Cumartesi, 20 Eylül 2008
Turizm sezonu geride kalırken bizce son günlerin en önemli olayı ünlü bir Alman kanalının Türkiye için yarattığı, görüntülere bakılınca pek de haksız sayılmayan ‘Kazıkçı Ülke’ suçlamasıydı. Son günlerde Bayram Tatili için gazetelerde yayımlanan bazı küçük acentaların gezi ilanlarına bakınca ‘Bizimkiler Almanları bıraktı şimdi kendi vatandaşlarını kazıklamaya başladılar’ diyorum.

O günlerde Türkiye Otelciler Federasyonu Başkanı Ahmet Barut, Türkiye’ye “Kazıkçı Ülke” damgası vurduran kuralsız ticaret örneklerinin gerek ülke gerekse sektör için büyük tehlike içerdiğini vurgulamıştı.

TÜROFED Başkanı Ahmet Barut, “Başta turizmden kazanç elde eden bölgelerin ticaret ve esnaf odalarına sesleniyorum. Hepimiz aynı büyük gemideyiz. Nereden olursa olsun su alacak bir delik açarsanız, batacak olan geminin tümüdür” demişti. Turizm sektörünün, Türkiye ekonomisinin gerek bugünü, gerekse geleceği açısından çok önemli ve lokomotif rolü olduğunu vurgulayan Ahmet Barut, “Alman RTL Televizyonu’nun Antalya’da yaptığı bir haber çalışması, dünyaya “Kazıkçı Türkler” şeklinde yansıtılmıştır. Haberin içeriğini oluşturan ve asla Türkiye için genelleştirilemeyecek bu sınırlı ve olumsuz örneklerin, dünya turizm gelirinden daha fazla pay almak isteyen ülkeler arasındaki

rekabette Türkiye aleyhine sonuçlar yaratmasına fırsat vermemeliyiz” demişti.

Yaşanan olumsuz örneklerin, en çok esnafın eleştirilen ‘Her şey dahil sistemi’ne ilginin nedenleri arasında yer aldığına dikkat çeken Ahmet Barut, misafir, her şey dahil sistemi içinde, tatil süresince konaklama hizmetinin yanı sıra yiyecek-içecek dahil olmak üzere yararlanacağı tüm hizmetler için ne ödeyeceğini bilmektedir. Aynı turist, fiyat ve davranış farklılıkları, suistimaller, vb, nedenlerle en çok esnaftan şikayet etmekte ve tesisin dışına çıkmaktan çekinmektedir. Bu nedenle de, her şey dahil sistemini uygulayan konaklama tesislerine ilgi her geçen gün artmaktadır. Biz, uristin tesis dışına çıkmaktan çekinmeyeceği bir atmosferin gerektiğini, Türk turizmi için “Toplam Kalite”nin vazgeçilmez olduğunu düşünüyoruz ve bunu tüm kesimler için talep ediyoruz. Altyapıdan, üst yapıya en geniş perspektifle konuyu dikkate almalı, yanlışlarımızı azaltmalı, yanlış yapanı korumamalı, ‘devekuşu’ gibi davranmamalıyız’ demişti...

Acentelerin işportacı tavrı

Bayram tatili gezilerine gelince... Filan ülkeye gideceksiniz, gazetede bir ilan şu uçakla, 5 yıldızlı otellerde tatil ama bildirilen rakam akıl-almaz derecede ucuzlukta... Arkadaşım şirkete gitmiş parayı ödeyip turu alacak. Havalimanı vergileri (neredeyse turun fiyatı kadar) ve petrol fiyatı farkı (Petrol 130 dolardan 100 dolara düştükten sonra bu fiyatı nasıl istiyorlar anlamak mümkün değil) derken fiyat iki katına çıkmış. Ama burada bitmiyor. Almak zorunda olduğunuz ekstra turlar var. Bu turları almazsanız öyle fiyat yok. Sonuçta gerçek fiyat gazetede ilan edilen fiyatın üç katını aşıyor. Bütün acenteler böyle yapıyor demiyorum ama arkadaşım çok gazete ilanı gösterdi. Araştırınca haklı olduğunu gördüm.

Acenteler böylelikle ‘müşteri çektiklerini’ zannediyorlar ama yanılıyorlar. Kısa vadede kazandıklarını sanıyorlar ama uzun vadede itibar kaybediyorlar. Ve dünyada en zor kazanılan şey itibar... Yani yabancılardan sonra kendi yurttaşını kazıklamanın ne yararı var anlamıyorum. Gerçek fiyatı ilan edersin gelen gelir gelmeyen gelmez, adam gazetedeki ilanı okuyor acenteye geliyor, gerçeği öğrenince ya küfredip parayı ödüyor ya da vazgeçiyor. Yani böyle işportacı tavra ne gerek var bilmiyorum... Neredeyse her turda ‘zorunlu’ ekstra var. Hem ekstra hem zorunlu! TÜRSAB bu işe el koymalı diye düşünüyorum...




Sabetay Sevi’nin evi İzmir’e para kazandırır

İzmir’in adını bilmeyen milyonlarca Avrupalı Sabetay Sevi’yi bilir. Hâlâ Sevi’nin ortaya koyduğu düşüncelere inanan insanlar vardır. Yıllardır İzmir’e çeşitli ülkelerden TV kanalları gelir ve “Sevi’nin memleketi”nde enteresan programlar yaparlar...

Günümüzde bu türden inançlara “çeşitliliğin zenginliği” olarak bakılıyor. 17. yüzyılda kendini “Mesih” ilan edip peşine her dinden onbinlerce kişiyi takan Sabetay Sevi’nin İzmir’de doğup büyüdüğü Namazgah’taki evin koruma altına alınması bu anlamda sevindiricidir. Elbette o çevre Namazgah’a adını veren kitabenin de koruma altına alınması gerekir.

İzmir Agorası’nın cazibesini artırmak için eskiden çoğu Yahudi yerleşimcilerin oturduğu, şimdi işyeri olan 87 parseldeki eski binalar yıkılarak yeşil alana dönüştürülürken (mezbeleliğin de temizlenmesi demek bir yandan) Sevi’nin metruk evi yıkılmayacak. Ev, müze olarak restore edilecek. Tarihi evi bundan 20 yıl önce ilk kez gezmiştik, şimdi harabeye dönmüş durumda. Birçok yeri, tarihi eser kaçakçıları ve defineciler tarafından kazılmış durumda. Agora çevresindeki düzenlemeler için Büyükşehir Belediyesi’ni şimdiden kutlarız.
 
< Önceki   Sonraki >