Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Günlük Yazılar arrow Fuar sevinci
Fuar sevinci Yazdır E-posta
Cuma, 22 Ağustos 2008
Eskiden daha mı çok sevinirdik fuar açılacak diye bilmem ki... Ama nedense bu sene fuar açılacak diye seviniyorum yine... Çünkü kentin bayraklarla donanmasını sevdim, temayı sevdim, onur konuğu ülkeyi sevdim, Neşe Karaböcek’in de aralarında bulunduğu dev bir kadronun nostaljik gazinosunu sevdim , kente çağrılan bandoları sevdim, fuarın İzmir’in her yerine yayılmasını sevdim... Baştaki iki gün yokum ama sonra her gece fuardayım inşallah, çocukluğumdaki gibi...

Fuar bu yıl ramazanın da etkisi ile eski tarihine yaklaştı. Öncelikle seçilen temadan fazlasıyla memnunum. Bugün biraz fuar nostaltijisi yapacağım, yarın da İEF’te bu yılki teması; Küresel Isınma ve İklim Değişikliği üzerine son bilgilerimi paylaşacağım sizlerle...

İEF ilk kez Kültürpark sınırlarının dışına çıktı. Aziz Kocaoğlu ve ekibi İEF ve fuar kapsamında düzenlenecek Uluslararası Kültürpark Festivali’ni başlatıyorlar. Kentteki bayraklar bile övgüye değer. Aziz Bey “İzmir bir şenlik havası yaşayacak. Çeşitli ülkelerin katılımlarıyla müzik ve dans gösterileri, spor karşılaşmaları gerçekleştirilecek. İEF coşkusu kente yayılırken; etkinliklere katılacak ekipler ülkelerini ve ülkemizi tanıtacak, İzmir turizminin gelişimine katkı sağlayacak” diyordu. Umarız gerçekleşir bu düş...

Küba’nın başvurusu üzerine İZFAŞ Yönetim Kurulu 2008 yılının onur konuğu ülkesi olarak Küba’yı seçmiş. Dünya gözü ile bizim gibi Küba’yı görememiş olanlar için iyi bir fırsat.

Gelelim fuarın malumatfuruşluğuna. Eskiden bir Ali Naci Sisamlı Bey vardı o yazardı böyle şeyleri, artık pek esamisi okunmuyor neden acaba? Ben size bugün Osmanlı’nın fuarcılığını anlatayım da Ali Naci Bey’in hatrı kalmasın bari.

Osmanlı’nın fuarcılığı

Fuarların da bir tarihi var hem de çok eski. En erken biçimi, yerleşik hayata geçen ve tarımsal üretim yapabilen toplumlara kadar gerilere gidiyor. Ancak bunlar daha çok hasat zamanı şenlikleriydi. Günümüz fuarcılığının son 20-30 yıl öncesine kadar geçerli şekli ise Ortaçağ Avrupa şehirlerinde gerçekleşen sergi ve ürün pazarlarından evrilmişti. Avrupa Ortaçağı’nın sonlarında, sergi ve panayır arası bir nitelik taşıyordu fuarlar. Her bölgenin en büyük kentinde düzenlenirdi ve işin ilginç yanı ticari niteliği yanında günler süren eğlence özelliği de taşırdı. “Eğlence özelliği taşımasını” ilginç diye nitelememin sebebi, artık bu özelliğinin tamamen terk edilmekte olduğundandır. Fuarcılık tarihinde en önemli kırılma sanayi devrimi sonrasına rastlıyor. Sınai mamullerin artmasına bağlı olarak ortaya çıkan pazar ihtiyacı tanıtım ve tüketim için araçlar yaratırken, modern fuarcılığı da dönüştürdü yavaş bir seyirle.

Dönüşüm yılları ve Londra EXPO’su

Söz konusu dönüşüm yıllarında 1851 Londra Fuarı’nın yani EXPO’sunun özel bir yeri var. Londra Fuarı, Avrupa devletleri arasındaki ulusal ve ticari rekabetin ürünler üzerinden yaşandığı bir sahne oldu adeta! Aynı şekilde 1868 Paris Dünya Sergisi, 1873 Viyana Dünya Sergisi, 1851 Londra Sergisi’nden sonra imparatorlukların ve devletlerin yarışma arenasına dönmüştü. Osmanlı Devleti’nin de, bu sergilere katılım için, her geçen sergiden sonrakine daha iddialı hazırlandığını söylemek mümkün. Hatta bizzat sultanın teşviki ile Osmanlılar da bir sergi düzenlediler. “Sergi-yi Umumi-yi Osmani” adıyla 1863 yılında Sultanahmet Meydanı’nda düzenlenen sergi, Avrupa başkentlerindeki örnekleri kadar parlak olmasa da ciddi bir organizasyondu. Özellikle ipekli dokumalar, halılar, yerli kumaşlar, çiniler ve dönemin ünlü ressamlarının tabloları hatırlanan sergi unsurlarından. 21-Haziran/7-Ağustos-1867 tarihleri arasında çıktığı Avrupa gezisinde Paris Sergisi’ni de ziyaret eden Sultan Abdülaziz’in de bu sergi vesilesiyle imparatorluğu uluslararası arenada temsil etme kaygısı taşıdığına şüphe yoktur. Sultan Aziz’in bu konunun önemini kavradığını söylemek zorlama değildir.

1873 Viyana Dünya Sergisi’ne daha iddialı hazırlanan Osmanlı Devleti’nin, sergi için yaptığı çalışmalardan ilk akla gelenlerinden birisi de Osman Hamdi Bey tarafından hazırlanan ve fotoğraflarını İstanbul’un ünlü fotoğrafçılarından Pascal Sebah’ın çektiği ünlü “Elbise-yi Osmani”(Le Costumes populaires de la Turquie) kitabıdır. Sultan Aziz’in çabaları, onun tahttan indirilmesiyle kesildi ve II. Abdülhamit’in kapalı döneminde ısrarlı bir şekilde ele alınmadı. Tahmin edileceği üzere, 1908 yılında II. Meşrutiyet’in ilanından sonra yeniden gündeme geldi. Ancak, aradan geçen 30 yılı aşkın zaman nedeniyle Osmanlılar fuarcılık dünyasından ve milletlerarası ilişki ağından kopmuşlardı. Süreklilik isteyen bir konuda, bu affedilmez bir kusurdu tabii ki.

Yarın 77. fuarımızın teması üzerine konuşacağız, gelecek hafta da 77. fuarın sanatından kültüründen dem vuracağız...




Büyük geçmiş olsun

TERÖRÜN hedefinde artık büyük kentler ve bu kentlerde yaşayan asker ve polisler var... Dün sabah saatlerinde Yeşillik Caddesi’nden gelen patlama haberi hepimizi yürekten yaraladı. Elbette terörün amacı yıldırmaktır, elbette şenlikli bir fuar yaşamaya hazırlanan İzmir’de yüzlerin asılmasını sağlamaktır ama o bombayı koyanlar da biliyorlar hiçbir şekilde başarı şansları yok. Öncelikle yaralı asker ve polislerimize acil şifalar dileyelim ve ekleyelim: Kafkasya’daki gelişmeler sonrasında Türkiye’deki terör olaylarındaki artış dikkat çekicidir. Terörizmin sonuçlarını kendi deneyimleriyle en iyi bilen ülkelerden biri olarak Türkiye, terörizme karşı uluslararası işbirliğinin ve dayanışmanın zorunlu olduğunu her fırsatta dile getirmekte ama ne yazık ki en yakın ‘dostları’ tarafından yalnız bırakılmaktadır... Türkiye, ülkelerin, ulusal olanak ve yetenekleriyle tek başlarına üstesinden gelemeyecekleri bu sorun karşısında, güç ve kararlılıklarını uluslararası düzeyde birleştirmeleri, NATO ve BM başta olmak üzere, uluslararası kuruluşların teröre karşı ortak tutum alması ve düzenekler geliştirmesi gereğini savunmaktadır ama yalnızdır. Ne yazık ki böyledir. Türkiye, uzun yıllar terörden zarar görmüştür. Terörü haklı gösterecek hiçbir gerekçenin varlığını kabul etmeyen bir ülkenin insanları olarak daha dikkatli olmamız gereken günlerden geçiyoruz. Bir kez daha büyük geçmiş olsun...
 
< Önceki   Sonraki >