Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Arkeoloji arrow İnanç Turizmi ve İzmir
İnanç Turizmi ve İzmir Yazdır E-posta
Perşembe, 16 Ağustos 2007

 

İnsanoğlunun yaradılışında şiddet var mı, yok mu bilmiyoruz. Bildiğimiz insanların neredeyse yaradılışından bu yana savaşla, şiddetle iç içe yaşadığı, bu savaşları da bütün sosyo-ekonomik yönlerini bir yana bırakıp dine dayandırdığı. İzmir'de önceki gün başlayan ve dün de süren 'İkinci İnanç Turizmi Günleri' üç semavi dinin temsilcilerini bir araya getirerek barış ve kardeşlik mesajları vermesinden öte anlamlar taşıyor.

İzmir'de çok tanrılı dinler döneminden bu yana insanların bir arada, yan yana yaşaması tarihsel olduğu kadar sosyolojik de bir gerçek. 'Osmanlı Hoşgörüsü' diyebileceğimiz yüksek toleransın 15. yüzyılda İzmir'e hakim olmasından bu yana 1919-1922 arasında Yunanlıların emperyalizmin oyununa gelerek yaptıkları kanlı işgal dışında İzmir hep barışın ve hoşgörünün kenti olmuş.

İzmir'de halen de az sayıda Ortodoks, 500 yılı aşkın süredir bu bölgede yaşamakta olan Sefarad Musevileri, onlardan da eski Romaniot denilen Yahudiler, Katolik Ermeniler ve Levanten olarak tanımlanan Katolikliğin çeşitli mezheplerinden Hıristiyanlar ile milyonlarca Müslüman, tüm mezhep ve tarikatlarıyla birlikte kardeşçe yaşıyor. Onların arasını açmayı kimse düşünmezken, İzmir, 20. Yüzyıl başının çok renkliliği çok dilliliği hakimiyetini koruyor. Buradan bakıldığında da İzmir böyle bir kongreye ev sahipliği yapmaya da hak kazanıyor.

Mehmet Aydın katılmalıydı

Öncelikle TÜRSAB Başkanı Başaran Ulusoy ve ekibine bu önemli kongreyi İzmir'e taşıdıkları için teşekkür borcumuz var. Elbette, tarihte yaşanan olumsuz olayların unutularak geleceğe barış ve hoşgörü içinde bakılması gerektiğini savunan tüm din adamlarına da teşekkür borçluyuz. Keşke İzmirli Devlet Bakanı Mehmet Aydın da bu toplantıya katılsaydı.

Burada Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Bardakoğlu'nun, Türkiye'nin özgürlüğün, sevgi ve hoşgörünün bulunduğu bir ülke olduğunu belirterek söylediği, 'Gönlümüz arzu ediyor ki, din özgürlüğü Kafkasya, Rusya ve diğer komşularda da gelişsin ve aynı ibadet rahatlığını oradaki insanlar da yaşasınlar' sözlerinin altını özellikle çizmek isteriz.

Bu kültürel zenginliğimizin turizm faaliyetine dönüşmesini savunan Prof. Bardakoğlu'nun şu sözlerinden turizmle ilgili herkes payını almalı: 'Bu kadar zengin kültür, din tarihi mirası olan ülke az bulunur. Bunun değerini bilmek zorundayız. İstanbul, İzmir, Antalya, Antakya kentleri başta olmak üzere farklı din ve kültürlerin barış içinde yaşadığını gösteren açık müze konumundadır. Gelin örnek bir şehir olarak İstanbul'u kurtaralım. İstanbul'un tarihi dini mirasını eski asude tarzına kavuşturmak en büyük isteğimiz. Bu konuda destek alıyoruz ve önümüzdeki yıllarda önemli adımlar atılacağına inanıyoruz.'

Bu yazıyı Laik Türkiye Cumhuriyeti'nin özgür bir yurttaşı olarak Süryani Katolik Cemaati Patrik Vekili Yusuf Sağ'ın şu sözleri ile tamamlamak isterim: 'İnsanları dilinden, dininden ırkından dolayı yargılamak artık dünyanın her yerinde sona ermeli. Allah'ın yarattığı ve Allah'ın ruhunu taşıyan herkesin birbirinin kardeşidir. Dinler kelimesini yanlış buluyorum. Din yargıç demektir. Bir tek yargıç vardır. Oda Allah'tır. Dinler yerine din denmelidir. Çünkü herkes tek Allah'a inanır. Aynı Allah'ın mensupları olarak birbirimizi sevmek zorundayız.'

 

 
Sonraki >