Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow İzmir Yazıları arrow Şehirli davranışları...
Şehirli davranışları... Yazdır E-posta
Perşembe, 16 Ağustos 2007

Y. Şehir Plancısı dostumuz Cengiz Türksoy'un geçen salı Akşam Ege'de yayınlanan yazısında uygarlık ve kentlilik üzerine şöyle bir vurgu vardı:

 

'Uygar kentler, uygar insanların ürünü ve onların mekanıdır. İnsanlar kendiliğinden uygar olmadıkları gibi kentler de kendiliğinden uygar yaşam alanları olmazlar. Kendiliğinden uygar yaşam alanı olamayacağını söylediğimiz kenti kendiliğinden gelişmeye bırakmayacak en önemli araç kent planıdır. Kentin gelişimini ve biçimlenişini belirleme savında olan planın başarısı onun kararlılıkla uygulanmasına bağlıdır.'

Geçen pazar akşamı Çeşme Otoyolu'nu kullanarak şehre dönerken otoyoldaki davranışlara bakarak Sevgili Türksoy'un bu sözlerini düşünüyordum ve kendi kendime soruyordum: Türkiye'nin en uygar kentinde yaşadığımızı söylüyoruz. İyi de bu araçları kullananların yüzde 99'unun plakası 35, peki neden uygar bir yurttaş gibi davranmıyorlar?'

Tam bir ralli havasında geldik gişelere kadar. Hani şu İngilizlerin 'hard-driving' dedikleri de bizim Türkçe'ye nasıl çevirebileceğimizi bilmediğimiz bir sözcük var ya, tam olarak onu tanımlıyor. İtalya'nın güneyindekii bazı kentlerin özellikle de Palermo ve Napoli çevre yollarında sabahlara kadar ölümüne yapılan gizli yarışları bu sözcükle tanımlamışlardı... Otomobili kullananın giderek tüm insani değerlerini yitirerek adeta 'hayvanlaşması' durumu... Önceki gece Çeşme-İzmir arasında 'hard-driving' yapanlardan bu deyim nedeniyle özür dilerim ama altını çizdiğim 'hayvanlaşma' durumu bir hakaret değil daha çok 'sosyoljik' tanımlama... Ardından da uygar bir kentlinin yapmayacağı davranışların tarifi...

Bu yazıyı asıl yazma nedenim zaten yol boyunca karşılaştığımız gayri insani davranışlar değil. Gişelerdeki durum... Pazar dönüşü olduğu için inanılmaz bir kalabalık var ve neredeyse bütün gişelerin açık olmasına karşın uzun kuyruklar oluşmuş. Aracı kullanan arkadaşım bu yaz ilk kez Çeşme Otoyolu'nu kullanacak o nedenle OGS denilen aletten Ziraat Bankası'nda kuyruğa girip henüz alamamış, bekleşiyoruz... Kuyrukta canı sıkılan bir kısım 'kentli' arkadaş ilk olarak arabanın çöpünü yola boşaltıyor. En iyi ihtimalle dolmuş kül tablalarını boşaltıyorlar, yol boyunca çoluk çocuğun yediği kuru yemiş ve meyvelerin çöpleri ayrıca...

Bu manzarayı seyrederken beyaz bir Şahin içinde bir aile olduğunu tahmin ettiğimiz insanlarla dolu halde biz kuyrukta yaklaşık 20 dakika beklemişken, yanımızdan geçip gişelere yönelmek istemesin mi, eşim 'ben olsam hayatta yol vermem' dedi. Biz iyimserler yorum yaptık, 'herhalde bir hastası filan vardır, hastaneye gidecektir acilen ' dedik. Beklememiz sürerken bu kez kuzguni yeşil bir son model araç geçmesin mi? Bu kadar da olmaz dedik, hava kararmış plakasını alamıyoruz. Gişe yakınlarında bir kavga gürültü ama bu kez kurnaz olduğuna kanaat getirdiğimiz araçtakiler de geçiyor. Biz 'saflar' beklemeye devam ediyoruz... Ve üçüncüsü bu kez motosikletli bir çift, karıkoca veya sevgili... Kuyruktakilerin canı burnunda. Birisi kapısını açıp motosikletlinin önünü kesiyor. Vay sen misin kapı açan, motosikletten inen çift bu adamcağızın üzerine yürüyorlar... Bir tartışmadır gidiyor... Uzaktalar, anlamıyoruz ne olduğunu, bizim araçtaki son iyimser olarak 'motosikletliler belki de pek yakındaki Dokuz Eylül Üniversitesi'ne acil olarak çağrılmış doktorlardır' diyorum ama diğer arkadaşlar 'bu kadar da uyanıklık fazla' diyerek karşı çıkıyorlar...

Anlattıklarımdan hangisi, -şayet çok haklı, çok masum istekleri yoksa- kentliliğe yakışıyor? Kentlilik kurnazlık kaldırmaz. Kurnazlığın olmazsa olmaz koşulu, karşındakine saygı duymamak onu yok farzetmektir... Kentliliğin olmazsa olmaz koşulu ise kentteki her bireye tek tek saygı duymak... Gökdelen dikerken de, otoyol gişesi kuyruğunda beklerken de...

 

 

 
Sonraki >