Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Kültür-Sanat arrow Gümüşlük 'ün eski adını biliyor musunuz?
Gümüşlük 'ün eski adını biliyor musunuz? Yazdır E-posta
Cumartesi, 04 Ağustos 2007


Adil Öztop, 1933'te doğmuş, 2002 yılında 69 yaşındayken yitirdiğimiz bir köy enstitülü... Ortaklar Köy Enstitüsü Mezunu, ilköğretim müfettişliği yapmış, biz kendisini İzmir'de Eğitim Fakültesi'nde dersler verirken tanımıştık. Bugün Bodrum'un en güzel köşelerinden biri olduğundan kimsenin kuşku duymadığı Gümüşlük'ün eski yerleşiminin ismi Karakaya idi... Karakaya'yı örneklerle inceleyen bir kitap yazmıştı Adil Öztop... 1954 yılında daktilo ile yazılmış, yaklaşık 50 yıl önce çekilmiş siyah beyaz fotoğrafların tutturulduğu toplu iğneleri ile birlikte Gümüşlük Belediyesi arşivinde koruma altına alınmış olan kitap şimdi yeni baskısıyla elimizde. Kitabın sunuşunu yapan Gümüşlük Belediye Başkanı Mehmet Ülküm, 'Bu kitabı bastırmaya karar verdiğimizde sevgili dostum, arkadaşım, ağabeyim Adil Öztop ağır hastaydı, bugün kendisine rahmet diliyorum. Herhalde onu en çok mutlu edecek bu kitabın basıldığını bilmek ve görmekti ama olmadı' demiş. Bazen bu köşede de yazdığımız gibi bir insan ancak onu en son anan insan öldüğünde ölüyor. Adil Öztop bu çalışmayla 'ölümsüzler' kervanına katıldı. Şimdi entelektüeller de, araştırmacılar da Gümüşlük hakkında geçmişe yönelik bir çalışma içine girdiklerinde karşılarına çıkacak ilk yayın 'Karakaya' olacak.

Kitabın önsözünü okurken daha, ağlayayım mı güleyim mi bilemedim... Adil Öztop, kitabı gerçekten zorlukla hazırlamış, 'Bir defasında' diyor, 'Düğün yerinde gelinin fotoğrafını çekeyim diye gizlice makineyi alıp faaliyete geçtim, tam çekeceğim zaman kadınların çığlıklarıyla beraber taş yağmuruna tutuldum. Bir yere varıyorum, bir şey sormak istediğim zaman defalarca maksadımı anlatmak mecburiyetimde kalıyorum...'

Adil Öztop, Türkçe öğretmeni Tahir Alangu'ya da saygılarını ifade etmiş girişte... Tahir Alangu'yu yeni nesiller pek bilmez. Ama bizim gibi, rahmetli Adil Öztop gibi halk bilimcilerinin 'babası'dır kendileri!.. Ortaklar Köy Enstitüsü'nde de öğretmenlik yaptı Galatasaray Lisesi'nde de. Tahir Alangu'nun en önemli hizmeti Ömer Seyfettin'in bütün eserlerini baskıya hazırlamış olması... Ancak edebiyatımıza asıl katkısını halkbilim dalında yaptı. Masallar, gölge oyunları, destanlar, göçmen folkloru ve bunlarla ilgili kuramsal sorunlar hakkında araştırmalar yaptı. Halkbilimin geleneklerin incelenmesinde eskiye bağlı kalınması yöntemine karşı çıktı, bu bilimin eskinin temelleri üzerinde yeni bir çağdaş toplum yapısı oluşturulmasına katkı sağlayacağını savundu... Adil Öztop sayesinde Alangu'yu da anmış olduk...

Gümüşlük... Gerçek bir doğa hazinesi... Balığın bolluğu karşısında Balık Tutan Şaşı Kedi Sokağı'na sahip bir Bodrum Köyü... Son zamanlarda eskilerin pek de bilmediği türde kebap yapılır gibi ahtapot pişirilen restoranlara bakıldığında 'bozulupduru' bir yerleşim. Ya eski hali... Merak ediyorsanız Gümüşlük Belediyesi'ne yazın, Başkan Mehmet Ülküm size de bu güzel kitabı gönderecektir. Yerel yönetimlerin geçmişe sahip çıkması ne güzel...

Önce ekmek, söylemek ve ruhu kurtarmak

Kendini ifade edebilen insan mutlu insandır. 21. yüzyılın bir deyimi de bu olacak galiba... Internet kendini ifade etmek isteyip de edemeyenler için büyük olanaklar sunuyor. Bizim 'yazıinsanları' grubuna gelen Ahmet Büke'nin mesajından öğrendik bu siteyi: 'biz bir grup arkadaş deniz kenarında, hamaklı, rakılı, fesleğenli, cibinlikli falan bir site kurduk da, gelip uğrarsanız başımız üstüne :)' diyordu Ahmet Büke... Site'nin adresi 'http://www.onceekmek.com/' Yazarları Ahmet Büke, Ali Türkan, Meltem Tolunay, Utku Ünal ve Ümit Otan.. Site'nin sloganı, 'Söyledik ve ruhumuzu kurtardık...' Meltem Tolunay'dan bir alıntı yapayım: Geçenlerde Elias Canetti'nin 'İnsanın Taşrası' kitabını okurken şu cümleye rastladım: 'Bir insana yapılacak en büyük kötülük yalnızca onunla ilgilenmektir.' Sizi saplantı haline getirmiş bir insanla yaşamak, ya da birlikte olmak çoğumuzun başına gelmiştir. Önce insanın çok hoşuna gider, dünyadaki bir insan için 'olmazsa olmaz' olmak, onun yaşamı için ekmek kadar, hava kadar önem taşımak. Egomuz okşanır, kendimizi iyi hissederiz. Ama nedense, bir süre sonra bu duygu yerini ağır bir can sıkıntısına ve taşınması zor bir yüke bırakır. Artık o ruhu ele geçirmişsinizdir ve sahip olunan her şey gibi bir önemi kalmamıştır. Aradığında telefona çıkmamaya başlarsınız, iltifatları bile yüzünüzü güldürmez, hatta 'aman canım o mu, boş versene kafayı benimle bozmuş, deli midir nedir!' dersiniz yakın arkadaşınıza...

Devamı 'once ekmek' te. Kendini özgürce ifade edebileceklere ne mutlu...

 
< Önceki   Sonraki >