Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Gezi Notları arrow DİONYSOS
DİONYSOS Yazdır E-posta
Pazar, 02 Kasım 2003
Antik Çağda Dinin Ortaya Çıkışı
(Dionysos - 2003 Kasım)

Helen dininin en eski hali, Yunanistan’ın Hellenler tarafından fethedildiği dönemlere kadar uzanır. Bu dönemde büyü sihir unsurlarının daha derinlemesine duygularla temellendirilmiş inançlar hüküm sürmektedir.

İlkel inançlarla şekillenen bu dinin, Homeros gibi edebiyat unsurlarının, hayal gücünden çıkmış tanrılara hiç benzemeyen esrarengiz ve "kimliksiz" kudretlerine karşı duyulan sevgi ve korku daha büyüktü .

 

Homeros destanlarının halk arasında yayılması üzerine, daha önceleri devlet tanrıları aşamasına yükselmiş olan Olympos Tanrıları halk tarafından da benimsenmeğe başlanmaktadır. Bu dönemde Olympos Tanrıları destan ya da lirik edebiyatta tanımlandığından başka türlü düşünülemez olmuş, bu görüşün sonunda "antropomorfizm" bir adım daha ileri gitmiştir . Fetişizme dayanan bazı bölgesel kültler, Olympos Tanrıları üzerinde etkilerde bulunmakla beraber, yavaş yavaş ortadan kalkmıştır.

Antropomorfizm’in ilerlemesi ve tanrıların başlı başına varlıklar haline gelmesi bunların doğal ve kaba bir güç olmayıp dünya düzeninin kurucusu ve insan topluluklarının esenlik ve mutluluğunun kefili oldukları görüşünü ortaya atmıştır. İşte bu suretle insanlarla tanrılar arasındaki ilişkilerde ahlak ölçüsü büyük rol oynamaya başlamıştır. Bu dönemde, kişilerin ve toplumların temiz olmaları, kanla lekelenmemeleri istenmekte, tanrıların kızgınlığı herhangi bir şekilde kendini gösterdikçe bunun nedeni araştırılmaktadır. Tanrıların ahlak prensiplerinin ve hakkın koruyucusu olduğu görüşünü en açık olarak Apollon’da buluyoruz. Bu tanrı, yeraltı ejderi Piton’u öldürdüğü için çile çıkarmakta ve Admetos’un hayvan sürülerini otlatmaktadır. Delphoi’daki tapınağında tanrı kendilerini kanla lekelemiş olanlara elini uzatmakta, bunların pişmanlık getirip kendi vicdanları ve toplumla uzlaşmalarını kolaylaştırmaktadır. İşte bütün bu görüşlerin bir sonucu olarak din törenlerinde görülen bazı ilkel adetler, mesela insan kurban etme adeti Yunan dünyasının hemen hemen her tarafında ortadan kalkmış, bunun yerine birtakım sembolik törenler geçmiştir . Zamanla, din görevlilerinin yetki alanları artmış böylece devlet içinde ikinci bir güç ortaya çıkmıştır. Bu Yunan şehir devletleri bakımından olumsuz sonuçlar alınmasını doğurmuştur (Pers Harpleri’nde olduğu gibi) .

Eski Yunan’da ölümsüz tanrıların pek faydalı yaratıklar olduğuna inanılmazdı. Zeus, korkunç şimşeğini düşüncesizce kullanan, genç kızların peşine düşen bir tanrıydı; Ares, savaştan, kan dökülmesinden hoşlanırdı; Hera, kıskanç olmayagörsün, adalet diye bir şey tanımazdı; Athena da çarpışmaları severdi; Aphrodite tuzak kurmakta, ağını atmakta pek ustaydı doğrusu. Yakışıklı, güzel tanrılardı bunlar; serüvenleri de keyifle dinlenirdi; ama zararlı olmadıkları zamanlarda bile çekilmez güvenilmezlerdi. Bu açıdan ele alınınca ötekilerden ayrılan iki tanrı vardı; insanoğlunun en iyi arkadaşıydı onlar: Kronos ile Rhea’nın kızları, Bereket, Başak Tanrıçası DEMETER (CERES) ile Şarap Tanrısı DIONYSOS (BACCHUS). Demeter, Dionysos’tan daha yaşlıydı; insanoğlunun üzümden önce buğday yetiştirmiş olmasına bağlanabilir bu. Bolluk, bereket saçan ölümsüzün, tanrı değil de tanrıça olması akla yakındır. Erkekler avda ya da savaştayken tarlalarda kadınlar çalışırdı; bir tanrıça o kadınların duygularını, yaptıkları işleri bir tanrıdan daha iyi anlayabilirdi. Kadınlar da bir tanrıçayı daha iyi anlayabilirlerdi.

Buğdaylar, altın üzümler toplandıktan sonra ne olur? Görünürde başaklar, asmalar kalmayınca ne olur? Tarlaların yeşilliğinin yerini kara kırağı alınca ne olur? İnsanlar, kendi kendilerine bu soruları sorarlardı işte. Günler, geceler, mevsimler geçer, yıldızlar döner, bu olay hep tekrarlanırdı. Demeter ile Dionysos hasat günlerinin mutlu tanrılarıydılar, ama ya kışın ne yaparlardı? Kışın acı çekerdi onlar, toprak da üzüntülere gömülürdü. Bunun neden böyle olduğunu araştıranlar; kaynağı bazı öykülerde bulmuşlardır . Sonuçta tanrının acılarını ve sevinçlerini canlandıran dinsel bayramlar ortaya çıkmıştır.

Dionysos, Antik Yunan Dünyası'nda, ilk olarak şarap sonra bitkilerin ve son olarak ölümün ve hayatın yenilenmesinin tanrısı olarak tapınım görmüştür. Antik Yunan Dünyası'na diğer tanrılardan daha geç girmesine rağmen, O'nun için yapılan şenlikler Grek hayatının daha çok canlanmasını sağlamış ve bu şenliklerde oynanan oyunlardan Tragedia ve Komedia doğmuştur.

Dionysos bir çok yönden diğer Olympos tanrılarından ayrılır. Diğer tanrılardan hiçbiri Dionysos kadar insanlara yakın ve insanlarla içiçe değidir. Bu yönleri sayesinde bir çok yerde kendine müritler bulmuştur. Dionysos'un Anadolu kökenli bir tanrı olduğu ve bu tanrıyı Yunanlılar'a benimsetmek için çeşitli efsanelerin uydurulduğu biliniyor. Dionysos tapımı, ilk zamanlar tanrı ile ilişkili efsaneleri canlandırmakla başlamış ve zamanla bu oyunlar edebi bir içerik kazanmıştır. Daha sonraları bu efsaneler tragedialar ve komedialara konu olmuştur.

Dionysos, Zeus ve Semele'nin olğu olarak doğmuş. Semele'nin Zeus'un yıldırımları sonucu ölmesinin ardından, Zeus'un baldırına yerleştirdiği Dipnysos 2. kez doğmuştur ve Nysa Dağı perileri tarafından büyütülmüştür.

Dionysos, büyümesinin ardından bir yolculuğa çıkmış ve Hindistan'a kadar gitmiştir. Gittiği yerde insanları şarap ve üzüm yetiştiriciliği konusunda eğitmiştir. Bu yolla kendine tapınanların sayısını arttırmış, ancak kendisine kötü davranan veya karşı çıkanları da cezalandırmaktan çekinmemiştir.

Dionysos, dininin gelişmesini ve insanlar üzerindeki etkisini biraz da kendisi için yapılan şenliklerin içeriğine borçludur. Onun için yapılan şenlikler, zamanla diğer tanrılarınkiyle karşılaştırılamayacak ölçüde önem kazanmıştır. Dionysos için Atina'da Aralık ayı başından Nisan ayı ortasına kadar olan sürede 4 şenlik yapılıyordu. Bu şenliklerin en önemlisi Anthesterion'du. Dionysos Bayramları'nda yapılan şenlikler insanın 5 duyusuna hitap edecek nitelikte idi.

Dionysos şenliklerinde oynanan satyr oyunlarından Tragedia türemiştir. Ayrıca ilk başlarda yuvarlak orkestrada oynanan oyunlar, zamanla Atina Akropolünün güney yamacına inşa edilen Dionysos Tiyatrosu'na taşınmıştır. Bu, Yunan Dünyasının ilk taş tiyatrosudur.

Anadolu'da Dionysos'la aşağı yukarı aynı özellikleri taşıyan tanrılar vardır. Phrigia'da Sabazius ve Lydia'da Bassareus bu özellikte tanrılar olarak Anadolu'da tapınım görmüşlerdir. Buna rağmen Dionysos hiçbir zaman Yunanistan'da gördüğü kadar fazla ilgiyi Anadolu'da görememiştir. Dionysos dini daha sonra Kuzey Yunanistan'a yayılmış, Roma Dönemi'nde de Bakkhos olarak varlığını sürdürmüştür.

DİONYSOS'UN DOĞUMU

Doğumu ile ilgili en yaygın söylence şudur; Dionysos Zeus ile Semele'nin oğludur. Zeus Thebai Kralı Kadmos'un kızı Semele'nin kusursuz güzelliğine kapılır ve Semele ile birleşir. Çok kıskanç olan Zeus'un karısı Hera Semele'yi çocukla birlikte yok etmeyi planlar. Bir gün Semele'nin dadısı Beroe'nin kılığına girerek, ak saçı ve buruşuk yüzüyle Semele'nin yanına gelir. Kesik ve titrek sesiyle ona nasihatte bulunur. Sevgilisi Zeus'tan karısına göründüğü gibi, bütün haşmetiyle, şimşekler arasında görünmesini istemesini tavsiye eder. Çok genç olan Semele nasihate uyar, ve hiç bir itimatsızlık göstermez. Önce Zeus'tan bütün isteklerini yapacağına dair söz alır. Zeus buna memnunlukla razı olur. Fakat istediği şeyin Semele için pek tehlikeli olduğunu öğrenince, bu tehlikenin şiddetini Kadmos'un kızına anlatmak ister. Semele isteğinde ısrar eder. Bunun üzerine yeminine dağlı olan Zeus da sözünü yerine getirir. Altın tekerlekli arabasına binerek, büyüklüğünün bütün ihtişamıyla görünür. Fakat saçtığı yıldırımların ateşi Kadmos'un Sarayı'nı tutuşturur. Şimşekler arasında görünen sevgilisine dayanamayan Semele ölür. Yedi aylık çocuğu Zeus Hephaistos vasıtasıyla kurtarır. Zeus çocuğu alıp baldırına koyar ve ikinci bir doğumla meydana çıkarır. Bu ikinci doğum motifıni Athena' da şu farkla görülür; Athena Zeus'un kafasından, Dionysos ise baldırından doğar. Azra Erhat'a göre efsanenin anlam ve simgesi de şudur: Hellenler'in baştanrısı Zeus'tur, dışardan gelme bir tanrısal varlığı ne yapıp yapıp onun buyruğuna sokmak, ondan çıkmış olarak göstermek gerekiyordu. Semele efsanesi işte bu amaçla uydurulmuş, böyle bir bağlantı kurma çabasının ürünüdür. Bu efsanenin merkezi olarak gösterilen bölge de önemli: Boiotia ve başkenti Thebai Yunanistan'da en tutucu ve gerici bir yöre sayılırdı. Bir başka söylenceye göre Dionysos Naksos Adasında doğmuştur ve Hermes tarafından Nysa Dağı'na götürülmüştür.

Zeus'un emriyle Hermes Dionysos'u geçici olarak bir çocuk şeklinde Nysa Dağı Nympheleri olan Macris, Nysa, Erata, Bromie ve Bacche'ye vermiştir. Nympheler Dionysos'u bir mağarada saklamışlar, ve onu balla beslemişlerdir. Daha sonra Dionysos Nysa Dağı'nda şarabı icat etmiştir.

Firmicus'un anlattığına göre, Girit söylencesi şöyleydi: Bir Girit kralı olan Zeus'un yasadışı oğluydu Dionysos. Zeus yurtdışına çıkarken tahtını ve asasını çocuk Dionysos'a bırakır, fakat karısı Hera'nın çocuğa karşı kıskançlık dolu bir nefret beslediğini bildiği için Dionysos'u bağlılıklarına güvenebileceğine inandığı muhafızların bakımına emanet eder. Ama Hera muhafızlara rüşvet vererek çocuğa eğlenmesi için oyuncaklar verir; ustaca yapılmış bir ayna, çocuğu bir çalığın içine çeker, orada onun emrindeki Titanlar çocuğun üzerine, saldırır, bacaklarını, kollarını koparır; bedenini çeşitli otlarla kaynatıp yerler. Ama bu olaya kendisi de karışmış olan kız kardeşi Athena onun kalbini saklar ve döndüğünde Zeus' a verir, işlenen cinayetin tüm öyküsünü ona anlatır. Zeus öfkeye kapılıp Titanlar'ı işkenceyle öldürtür, oğlunu yitirmekten duyduğu acıyı dindirmek için bir tasvir yapar ve çocuğun kalbini onun içinde gizler, daha sonra da onun onuruna bir tapınak yaptırır. Bu anlatıda, Zeus ve Hera'yı bir Girit kral ve kraliçesi olarak göstermek yoluyla söylencede geleneksel olaylarla bir benzerlik yaratılmıştır. Adı geçen muhafızlar, bebek Dionysos'un çevresinde gürültüyle dans ederek döndüğü söylenen söylencesel Kuretalar'dır. Anemonlar Adonis'in, menekşelerse Attis'in kanından nasıl fışkırmışsa, narların da Dionysos'un kanından fışkırmış olması gerekiyor. Bazılarına göre, Dionysos'un kesilmiş olan kol ve bacakları, Zeus'un buyruğu üzerine, onları Parnassos'ta gömmüş olan Apollon tarafından birleştirilmişti: Dionysos'un mezarı Delphoi Tapınağı'nda Apollon'un altından bir heykelinin yanında gösterilmektedir. Dionysos'un Demeter'in oğlu olarak gösterildiği bir anlatıda onun kesilmiş kol ve bacaklarının, anası tarafından bir araya getirilip yeniden gençleştirildiği ileri sürülmektedir. Ötekilerde, yalnızca, gömülüşünden kısa süre sonra dirilip ayatğa kalktığı ve göklere yükseldiği söyleniyor; ya da Zeus'un onu ölüm derecesinde yaralı olarak yerde yatarken ayağa kaldırdığı; ya da Dionysos'un kalbini Zeus'un yuttuğu ve ortak söylencede Dionysos'un anası olarak görülen Semele'nin onu canlı olarak yeniden doğurduğu. Ya da bir başka anlatıda, kalbi ezilmiş ve bir ilaç içinde Semele'ye verilmişti; o da bu yolla onu karnına almıştı. Bu mit, Girit'te geleneksel çocuk kurban etme olayından biridir. Dionysos'a (Zagreus) Titanlar tarafından verilen armağanlar ise orgik fılozoflar tarafından kullanılır. Boğa kükremesi adı verilen ve bir çeşit kap olan oyuncak bir iple döndürüldüğünde gürültülü bir ses çıkarır.

 

GEZİLERİ VE İŞLERİ

Dionysos büyüdüğünde, Hera onu Zeus'un oğlu olarak tanımış, sonra da onu, delirten yenilgiye uğratmıştır. Dionysos, özel öğretmeni Silenus, vahşi Satyr ordusu ve Maenadlar (ki bunların silahları thyrsoslar, kılıçlar ve yılanlardı) eşliğinde tüm dünyayı dolaşmak üzere yola çıkmıştır.

Deniz yoluyla Mısır'a gitmiş ve asma kütüğünü oradan alarak Pharos'a gelmiş ve kral Proteus tarafından konukseverce karşılanmıştır. Nil Deltası'ndaki Libyalılar arasındaki Pharos karşıtlarını ve Amazonlar'ın Kraliçesi'ni kendisiyle birlikte Titanların üzerine yürümeye ve krallıktan kovulan Kral Ammon'un yeniden yerine getirilmesine çalışmaya davet etmiştir. Titanlar yenilmiş ve Kral Ammon yerine getirilmiştir ki bu Dionysos'un ilk askeri başarısıdır.

Daha sonra Dionysos doğuya yönelmiş ve Hindistan üzerine yürümüştür. Euphrates'e gelerek, nehri geçmek için asma kütüğü ve sarmaşıktan bir köprü yapış, sonra da babası Zeus'un gönderdiği bir kaplanın yardımıyla Tigris Nehri'ni geçmiştir. Hindistan'a ulaştığında bir çok muhalifle karşılaşmış, ancak burayı zaptederek onlara asmacılık sanatını ve kurallarını öğretmiştir.

Dönüşünde, kontrolden çıkmış olan Amazon sürüsünün muhalifliğiyle karşılaşmış ve onları Ephesos'a kadar kovalamıştır. Amazonlar'ın az bir bölümü soyundan geldikleri Artemis'in Tapınağı'na sığınnıış, kalanları da Samos'a kaçmış. Dionysos, gemilerle onları takip ederek Panhaema'da bir çoğunu öldürmüştür. Phlaeum yakınlarında, Dionysos'un Hindistan'dan getirdiği fıllerin bazıları ölmüştür.

Daha sonra Dionysos Phrygia'ya gelmiş, buradan da Europe'ye geçmiştir. Burada büyük annesi Rhea tarafından deliliği sırasında işlediği cinayetler ve yaptığı kötülüklerin günahından arındırılmış ve Rhea ona bazı kutsal gizlerini öğretmeye başlamıştır. Daha sonra, Dionysos Trakya'yı işgal etmiş burada onun yandaşları Srymon Nehri ağzında yerleşmişler fakat bunları Lykurgos kovmuş ve tüm ordu esir edilmiştir. Dionysos ise kendini denize atarak Thetis' in denizaltındaki mağarasına sığınmıştır. Rhea, bu duruma çok sinirlenmiş, kaçanlara yardım edip Lykurgos'u çıldırtmıştır. Lykurgos kendi oğlu Dryas'ı asma kütüğü gibi görerek baltayla öldürmüştür. Bu delilik geçmeden bir asma kütüğünü budadığını sanarak ölü oğlunun kulaklarını, burnunu el ve ayak parmaklarını kesmiştir. Dionysos denizden tekrar geri döndükten sonra, Lykurgos'un yaptıklarını ve halkı tarafından vücudunun vahşi atlara bağlanıp sürüklendiğini ve Pangaeum Dağı'na götürüldüğünü haber almıştır.

Dionysos bundan sonra Trakhia'da daha fazla karşıtlarla karşılaşmamış, buradan Boiotia'ya gitmiş, Thebes' i ziyaret etmiş ve ardından da kadınları kendisi için Kithaeron Dağı'nda yapılacak olan şenliklere katılmaları için davet etmiştir. Fakat Thebes kralı Pentheus, Dionysos'un yaptıklarından hoşlanmamış Maenadlarla birlikte onu da kovmuştur. Maenadlar kaçarak dağdaki bir mağaraya sığınmaya çalışmışlardır. Pentheus, onları durdurmaya çalışmış ve bu kargaşaya katılan ve hatta önderlik eden annesi Agave onun kafasını koparmıştır (res.8). Bu olay Euripides'in son oyunu Bakhalar'a konu olmuştur.

Orhomenus'ta, Minyas'ın üç kızı Alcitoe, Leucippe ve Arsipel (veya Arsirıoe)'i Dionysos bir kız kılığına girerek bu şenliklere davet etmiştir fakat kızlar Dionysos şerıliklerine katılmak istememişler. Bunun ardından da, sırayla aslan, boğa ve panter kılığına girerek onları çıldırtmış ve insan etine karşı çılgınca bir isteğe tutulmuşlardır. Leucippe kendi öz oğlu Hipposos'u bir kurban gibi kesmiş ve üç kız kardeş Hipposos'un cesedini parçalayarak kıtlıktan çıkmış gibi yemişlerdir. George Thomson'a göre bu seçim kura ile yapılımıştır. Daha sonra bu çılgınlık içinde dağlara gitmişler Plutarkhos'a göre asma yaprağı, porsukağacı yaprağı ve defne yaprağıyla beslenmişler ve en sonunda da Hermes onları kuşa çevirmiştir. Bir başka söylenceye göre Dionysos tarafından yarasaya çevrilmişlerdir. Yine Plutarkhos "kadınlar coşup kendilerinden geçtiklerinde asmaların üzerine atılır, onları parçalayıp yutarlardı" diyor. Hipposos'un öldürülüşü, Orchomenos'taki geleneksel "Agrionia" bayramında olmuştur. Bu bayramda Dionysos'un kadınlardan oluşan hayranları onu bulmaya çalışırlar, fakat onun Musalarla birlikte gittiğini düşünürler ve bir daire içinde oturarak bilmeceler sorarlar, daha sonra da Dionysos'un rahibi tapınaktan elinde kılıcıyla hızla çıkarak ilk yakaladığı kadını öldürürdü. George Thomson'a göre Boiatia'daki Agriania Şenliğinde, bir bölük kadın, Dionysos rahibi tarafından kovalanırdı. Rahip en arkada kalanı yakalarsa öldürme hakkına sahipti. Bu hak Plutharkhos'un zamanına kadar geçerliliğini sürdürür. Bu bayramın adı bayramın içeriğine uygun düşecek biçimde (Agriania) vahşiliğin, şiddetin kışkırtılması anlamındadır.

Diğer inanışlarda da bu tur törenlere rastlanır. İnsanlar arasından seçilen bir kurban ülkenin dışına bir yere götürülür, orada topluluğun günahları adına kurban edilirdi.

Agriania Şenliği, Argos'ta da gözlemleniyor ve orada Proitos'un kızlarına bağlanıyordu. Dionysos Argos'a geldiğinde, kadınlar onun gizli tapınımına girmeye yanaşmamışlardır. O zaman Dionysos Tanrı da onları çıldırtmış, kadınlar kucaklarındaki bebekleri öldürüp yemişlerdir. Özellikle de Proitos'un kızları Peloponnesos'un dört bir yanında çılgınlar gibi dolaşmaya koyulmuşlardır. Melampus'da, kendilerinden geçercesine dans eden delikanlıların başını çekerek, Proitos kızlarının ardına düşmüştür. Bu kovalama sırasında Proitos kızlarından biri ölmüştür. Onu Melampus'un öldürdüğü söylenmiyor gerçi, ama öyle görünüyor. En sonunda, sağ kalanlar Olympia yakınlarındaki Minyeios Irmağı'na erişmişlerdir. Orada, Melampus onları yıkayıp arındırmış ve içlerinden birini kendine eş seçmiştir. Bu olayı Herodotos şöyle aktarır: "Argos'lu kadınlar delirdikleri zaman, Argos'lular Melampus'u Pylos'dan getirtip, altın karşılığında, karılarını iyileştirmesini istemişlerdi; o, ödenek olarak krallığın yarısını istedi. Argos'lular, olmaz deyip geri döndüler; ama deliren kadınların sayısı habire artıyordu, inadı bırakıp Melampus'a bir daha başvurup, olur dediler. O zaman o da yeni istekler ileri sürdü, krallığın üçte birini de kardeşi Bias için istedi, vermezseniz gelmem, dedi. Darda kalan Argos' lular, bunu da kabul ettiler".

Ayrıca Agria Şenlikleri Boitia, Sparta, Rhodos, Kos, Kalymnos, ve Bizans'ta da kutlanırdı.

İki söylence arasındaki benzerlik, Argos'daki Agriania'nın Boiotia'daki aynı kutsal törene dayandığını açıkça ortaya koyuyor. Dolayısıyla, bu kutsal törenin, Peloponnesos'a soyağaçlarında Melampus tarafından temsil edilen Tyroidler'in bir kolu tarafından getirildiği, onların da bunu, Orhomenos'lu Miny'lerden aldıkları sonucunu çıkarabiliriz.

Pausanias'ın bildirdiğine göre İasson soyundan gelen Attika'lı Euneidler de, Dionysos Kittos, Asma Dionysos'a bağlanan bir Dionysos tapımı vardı. Bu tapımın belirleyici özelliklerinden biri de, tapım üyelerinin flüt çalarak dans etmeleriydi. Tören alaylarının (pompai) yönetilmesi bu klanın bir ayrıcalığıydı.

Dionysos, tüm Boiotia, işgal ettiği tüm yerler ve Ege Adaları'nda zevk ve terörü birlikte götürmüştür. İcria'ya ulaştığında buradaki gemisinin deniz yolculuğuna elverişsiz hale geldiğini görmüş, Naksos'a gidecek olan başka bir gemiyi Tyrrhenaia'lı gemicilerden kiralamıştır. Daha sonra bu gemicilerin korsan olduğu ortaya çıkar. Gemiciler Dionysos'tan habersiz Asia'ya doğru yönelmişler ve Dionysos'u bir köle olarak satmayı planlamışlardır. Fakat Dionysos güvertede bir asma kütüğünün yetişmesini sağlamış, bundan yetişen sarmaşıklar geminin iplerinin ve yelkenlerinin asılı olduğu direğe dolanmıştır. Daha sonra geminin kürekleri yılan haline Dionysos'un kendisi de aslan kılığına girerek. İçecek kaplarının içini de çirkin hayaletler ve flüt sesiyle doldurmuştur. Korsanlar korkarak denize atlamışlar ve birer yunus balığı haline gelmişlerdir. (Resim:1)

Naksos'a gelen Dionysos, burada kendisine karşı çıkan ve kendisinin takipçisini öldüren Perseus'u cezalandırmıştır. Argos'lu kadınları çıldırtmış ve bu kadınlar kendi öz çocuklarını çiğ çiğ yemişlerdir. Hatasını fark eden Perseus, Dionysos'u yatıştırmak için onun adına bir tapınak yaptırmıştır.

Kültünü dünyanın çeşitli yerlerine yayan Dionysos, Olympos'a geri dönmüş ve burada diğer 12 tanrıyla birlikte oturmuştur. Hestia, ailesinden çekişmeler için özür dilememiş ve yerini Dionysos'a bırakarak kendisini memnuniyetle karşılayarak herhangi bir Yunan kentine gitmek üzere yola çıkmıştır. Daha sonra Dionysos aşağı inmiş Lerna yoluyla Tartaros' a gidip Persophoneye rüşvet olarak bir hediye vermiş ve ölmüş annesini görmek istemiştir. Annesini görmüş ve daha sonra annesiyle birlikte yeryüzüne çıkıp Troezen Artemis Tapınağı'na gitmiştir. Fakat Dionysos diğer hayaletler kızmasın diye Semele'yi Olympia'lı arkadaşı Thyone olarak tanıtmıştır. Zeus, Semele'ye sadece ona ait bir yer vermiştir. Hera bu olaya çok kızmış fakat ses çıkarmamıştır. Bu olaya bağlantılı olarak Argoslular bir bayram kutlamaktadırlar.

Dionysos kültünün esası olan Dionysos'un asma kütüğü ile ilgili hikayelerdir ki bunlar sayesinde bu kült Europe, Asia ve Kuzey Afrika ya yayılmıştır. Fakat şarap Grekler tarafından icat edilmemiş, Giritliler tarafından kaplar içinde Yunanistan'a getirilmiştir. Üzümle, Karadeniz'in kuzey kıyılarında yetiştirilmiş, Libyada'ki Nysa Dağı'ndan üzüm yetiştiriciliği geniş bir alana yayılmış, Palastine yoluyla Girit'e ve Hindistana kadar gitmiştir (Perekyds'e göre Nysa ağaç anlamına geliyor). Asia Minor ve Palastine'deki şarap şenlikleri, Phrygia ve Trakhia'daki bira şenliklerindeki bir çok öğeyle benzerlik gösterir ve hemen-hemen aynı şeyleri kapsar. Dionysos'un zaferleri sayesinde, şarap her yerde diğer sarhoş edici maddelerin yerini almıştır.

J.E. Harrison Şarap Tanrısı Dionysos'un bira tanrısı Sabazius'la aynı özellikleri taşıdığını farkeden ilk kişidir. Ayrıca tragedianın da pandan (keçi) dan gelmediğini ileri sürmektedir. Yine aynı kışı erken dönem vazo ressamlarının keçi veya at adamları Dionysos'un arkadaşı gibi resmettiklerine ve burada kullanılan Dionysos'un üzüm sepetlerine değinmektedir. Gerçekten de Libyalı ve Giritli keçinin şarapla, Helladik atın da bira ve nektarla ilişkisi olduğu düşünülmektedir.

Dionysos'un epifanileri ise aslan, boğa ve yılan şeklindedir. Çünkü bunlar yılın 3 bölümünün amblemleridir. Dionysos bir yılan gibi kış ortasında doğmuştur. Baharda aslana, yaz ortasında da boğa, keçi veya geyiğe döner. Orhomenosta yılan yerine pantere dönüşmüştür.

DİONYSOS FESTİVALLERİ

Yunan dilinde bayramların isimleri çoğuldur. Bayram isimleri, şenliklerde yer alan aktivitelerin ortak adıdır. Örneğin Dionysia, Dionysos Festivalleri'nde yer alan bir bölüm aktivitenin değil, hepsinin genel adıdır. Dionysos Bayramları, ilk zamanlar agorada yapılıyordu. 5. yüzyılda agora çarşı ve pazar anlamı kazanınca buna son verildi.

Dithyramboslar, Tragedialar, Satyr oyunları ve komediler Dionysos Dini'nin aktiviteleridir. Bundan dolayı, bu tür gösteriler Dionysos'un kutsal alanında ve O'nun bayramlarında yer almıştır. Attika'da, kış ortasından bahar başlangıcına kadar dört Dionysos Bayramı yapılırdı. Lebedos'ta olduğu gibi bazen Dionysiak sanatçılar bir araya gelirlerdi. Bu tanrının tiyatro ile yakın ilişkisinden olsa gerek Vitruvius Dionysos tapınaklarının tiyatrolara yakınlarına tapınıldığını söyler. Yine tiyatrolar Dionysos tapınakları ile ilişkili olduğundan orkestranın ortasında, ya da kenarında, oyunlardan önce dini vecibeleri yerine getirmek için, Dionysos'a adanımış bir sunak bulunurdu. Dionysos, dininin gelişmesini ve insanlar üzerindeki etkisini birazda kendisi için yapılan şenliklerin içeriğine borçludur. Ayrıca onun mucizeleri daha çok duyarlı şenlikleri ve bu şenliklere katılan üyelerin 5 duyusuna da hitap edecek şeyleri içermesi onun önemini daha da arttırmıştır.

KIRSAL VEYA KÜÇÜK DİONYSOS ŞENLİKLERİ

Poseidon Ayı'nda, yani Aralık ayı ve Ocak ayı başlangıcında, yapılırdı. Bu festivalde komoi veya insanların çılgınca yiyip içtikleri, eğlendikleri gösteriler Dionysos şerefine yapılırdı ve bunun yanında dinsel şarkılar söylenirdi. Aristothales'e göre bu eğlencelerin liderlerinden dolayı ve onların sayesinde komedi evrim geçirmiş ve gelişmiştir. Yine bu bayramlarda kurbanlar kesilir, şarap içilir ve tanrıya armağanlar sunulurdu. Daha sonraki yıllarda Trajik, satyrik ve komik oyunlar daha da önemli hale gelmiş ve Attika'nın daha geniş bölgelerine de yayılmış ve önemli hale gelmiştir.

LENAEA

Kelime kökeni ????? (=şarap presi) olabilir. ????? (=Şarap presleyen kadınlar), ??????? (=şarabın preslendiği kutsal ev Dionysos'un Atina'daki alanı) olabilir. Tüm bunlar festival zamanıyla birlikte Lenea'nın açık atmosferiyle ilgili şeylerdir. Gamelion Ayı'nda kutlanan bir bayramdı. Gamelion, evlerıme ayı anlamına gelir (?????=evlenmek). İnsanlar evlenmek için bu ayı daha uygun görürlerdi. Ayrıca bir de evlilik festivali kutlanırdı (bu festival Zeus ile Hera'nın gizlice evlenmelerinin yıldönümü nedeniyle kutlanırdı.

Zeus ile Hera Gamelion Ayı'nın 26'sında evlenmişlerdir). Aynı zamanda bu aya Leneion' da deniyordu. Ocak ayında (Gamelion Ayı'nın 12. günü) başlayan bu festival Şubat ayı başına kadar sürüyordu. Festivalin ismi Atina'da Dionysos'a adanmış olan Lenaion'dan (?????) ve burada yapılan dramatik yarışmalardan almış olmalıdır. Buranın Dionysos'un ilk, belkide en eski kült merkezi olduğu söylenebilir. Ancak 6. yüzyıl ortalarında Dionysos kültü yayılmaya başlayınca Eleutheros daha önemli hale gelmiş ve Dionysos'un kenti olalarak anılmaya başlanmıştır. Lenaion'daki bu festival daha sonraki yıllarda, Dionysos Kutsal Alanı'na ve burada Atina Akropolü'nün güney yamacına inşa edilen Atina Dionysos Eleuthereus Tiyatrosu'na taşınmış ve orada yapılmaya başlanmıştır. Dramatik oyunlar ve yarışmalar da burada kurulan Dionysos Tiyatrosu'nda yer almaya başlamıştır. Klasik Dönem boyunca Eleuthereus, Dionysos'un kenti olması nedeniyle Lenea'dan daha fazla prestij kazanmıştır. Ayın adı ise çimenlik yerde nişanlı kadınlar -ki bunlar Dionysos sırlarını yeni öğrenmeye başlayan kadınlardır- Lenaion'da yapılan törenlerden gelmektedir. Bu ayın son günü, gecenin karanlığıyla bir dahaki ay veya festival evlilikler tamamlanmış olurdu.

Şenlikler kral (????????) tarafından organize edilirdi ve bu dini görev en azından yönetim kadar önemliydi. 4. yüzyıl ile birlikte kral hem tören alayını düzenlemiş hem de bu törene iştirak etmiştir. 5. yüzyılda bu törenler için (kral tarafından) düşük sosyal düzeydeki insanlar aristokratlardan daha fazla seçilmeye başlanmıştır.

Lenaean Festivali'nde komedi ilk kez birden bire ortaya çıkmıştır (Atina'da). Komedi edebi ve artistik formunu edindikten sonra, Lenea'da 5. yüzyılın ilk yarısından itibaren üretilmeye başlamıştır. Trajedi ise, 15 yıl sonra, 442 yıllarında belirmeye başlamıştır, fakat festivallerde daima komik oyunlar daha önemli olmuştur.

ANTHESTERİA

Dionysos için yapılan en büyük bayramdır. Bu bayram Dionysos ile Ariadne'nin evlenmesinin onuruna yapılırdı. Anthesterion Ayı'nda (çiçeklerin ayı ????????) yapılıyordu. Şubat ayından Mart ayının başlangıcına kadar sürüyordu. Bu festival üç bölümden oluşuyordu. Birinci bölümde, Pithoegia'da yeni şaraplar kaplara boşaltılıyordu. Daha sonra yeni evliler ve tüm vatandaşlar kutlamalara katılıyordu ki buna Choes deniyor ve sürahilere boşaltılan kaplardan kutlamaya katılanlar yeni şaraptan içiyorlardı. Son gün ise kapların bayramı anlamına gelen, Chytroi idi.

Atinalılar'ın geleneklerine göre bu günde 3 yaşındaki çocuklar çiçeklerle taçlandırılırlardı. Anthesteria görünüşüne göre bir çocuk bayramı gibiydi. Choes, yani bayramın ikinci bölümünde, çocuklar kendilerine hediye gibi sunulan küçük kapları kabul ediyorlardı ki bu kapların bir çok örneği bulunmuştur ve bu kapların üzeri çocuk oyunlarından alınan sahnelerle süslenmiştir. Bir örnekte, Dionysos atribütlerini (thyrsos ve kantharos) taşıyan kral bir düğün arabasında oturmaktadır ve arabada oturan karısıda ona yardım etmektedir. Onların arkasında üç erkek çocuğu evliliğin simgesi olan bir saban taşımaktadır (resim:2-3). Daha sonra yeni evliler Dionysos Tapınağı'nın en kutsal bölümüne gelerek, Dionysos ile Ariadne'nin evlenmelerini ve yemin etmelerini canlandırmaktadırlar. Görünüşe göre bu kapların festivalde özel bir yeri vardı. Daha ileriki dönemlerde ise okullardaki erkek öğretmenler kendi boyadıkları yıllık niteliğindeki hediyeleri, tıpkı ailelerinin çocuklarına verdikleri hediyeler gibi vermişlerdir. Bu bayram, Dionysos'un sadece şarap değil, aynı zamanda doğum ve büyüyüp gelişmenin de tanrısı olduğunu gösterir niteliktedir.

Anthesterion Festivali, Anthesteria Ayı'nın 11, 12 ve 13. günleri kutlanırdı. İlk gün (Pithoigia pithostan gelir), kapların açılıp, yeni şarabın tadılıp, test edildiği gündür. Atinalılar, bu ayda yeni üzüm ve şarap için şenlik yaptıkları halde yaz sonundaki üzüm hasadında şenlik yapmıyorlardı. Anthesteria, şarap yapımı için kullanılan üzümün meydana çıkmaya başladığı zaman yapılıyordu. Üzümler toplanıp, preslendikten sonra mayalanmak üzere pithoslara konuyordu. Bu kaplar pişmiş topraktan yapılmış iri kaplardı. Bundan sonra diğer, Anthesteria Bayramı'nın Pithoigia günü gelene kadar bu kaplara dokunulmuyordu. Pithoigia günü yeni şaraplar Anthesteria şenliklerinin ve törenlerinin yapılacağı alana taşınıyordu. Dionysos Şenlikleri'nin yapılacağı alana getirilen şarap doğru şekilde ve oranda suyla karıştırılıyordu. Şarap, Eski Yunanlılar'da düzenli bir şekilde ve Dionysos'un onlara önerdiği gibi suyla karıştırılarak içiliyordu. Dionysos'un kendilerine sunduğu bu onurlu armağan için insanlar şenliğin ilk bölümünde tanrıya sunularda bulunuyorlar, daha sonra dua ediyor ve ardından şaraptan kendileri de içiyorlardı. Dua gelecek bağbozumu, şarabın büyüsü ve onu kontrol edebilecek tek kişi olan Dionysos için yapılıyordu.

Anthesterion Ayı'nın 12. günü Choes (kulplu şarap kapları) için yapılan festival idi. Bu kaplar kısa boyunlu, (ki bu boyu gövdeye iyice birleşmiş şişkince karınlı kaplardı) minyatür kaplar olup, Anthesteria sırasında çocuklara hediye ediliyordu. Çok sayıda üretilen bu kaplar üzerinde çoğunlukla bir oyun sahnesinde görevli olarak gösterilen çocuklar ve buna benzer konular yer alıyordu.

2. gün düzenlenen geçit alayının başkanı ve yöneticisi Dionysos'tur. Dionysos'un törenlere tekerlekler üzerine yerleştirilmiş bir gemiye binmiş halde geldiği düşünülmesine rağmen, Attik Litaretür'de bunun her hangi bir kanıtına rastlanamamıştır. Ancak siyah fıgür tekniğindeki bir vazoda bunun örneği vardır (resim:4-5).

Anthesteria'nın 3. günü, kapların günü (Chytroi) diğerlerinden daha değişik bir karakter taşırdı. Adını yemek pişirme kaplarından (bu kaplarda her çeşit sebze karıştırılarak kaynatılırdı) almaktadır. Fakat burada kastedilen yaşayanlar için yemek fikri algılanmamalıdır. Onun yerine ev sahipleri o gün ölüler için yemek yaparlardı (bu yeraltı Hermesi için kutlanırdı). Bu yemek, ölülerin ruhlarını yatıştırmak amacıyla hazırlanırdı. Bununla birlikte, o gün içinde, kötü alametleri tahmin etmek de yer alıyordu. Ölülerin ruhlarının o gün serbest kalıp, etrafta. başıboş dolaştığına inanılır ve bu nedenle ev sahipleri kapı eşiklerine zift ve buna benzer yapışkan maddeler sürmek gibi önlemler alırlardı. Ayrıca kuvvetli inancın ruhların girişini engelleyeceği düşünülürdü. Yine bu gün tapınakların en kutsal bölümleri de kapalı olurdu. Kutsal yerlere girişlere de ruhların izin vermeyeceği inancı vardı.

Gün bittiğinde ise ruhların güvenli bir şekilde geri gittiğine inanılır ve ev sahipleri dışarı çıkıp, etrafa "Defolun hayaletler (keres), Anthesteria bitti" diye bağırırlardı. Bunlar Grekler tarafından çok sık kullanılan türde "İambik" dizelerdi. Hiç şüphesiz bunun orijinal bir anlamı ve önemli bir gayesi vardı. Bazı kanılara göre ruhların özgür olup başıboş dolaştığı yılın belli günlerinde ilkel ve alışılagelmiş bir çok yarışmalar düzenlenir. Kuzey Avrupa'da Halloweien (Cadılar Bayramı ve Romalılar'ın kutladığı Lemuria 9-10-11 Mayısta) gibi benzer kutlamalar görülmektedir. Bunlarda da hayaletleri yatıştırmak için onlara çeşitli hediyeler sunulur. Aslında "Keres", zarar veren ruhlar için kullanılan bir kelimedir. ' Bu anlam festivalin genel karakteriyle de uyum göstermektedir. İnsanlar atalarının ölülerine ait olan ve oldukça az kişileştirdikleri bu ruhlarla duygusal olarak her hangi bir yakın ilişkiye girmemişlerdi. Daha sonraki dönemlerde "Keres" kelimesi Kares (Karialılar) olarak değişikliğe uğramıştır. Anhtesteria süresince, evsahipleri kölelerin evin özgür sahipleri gibi davranmalarına izin verirlerdi Anthesteria bittikten sonra köleler eski konumlarına dönerlerdi.

Yunanistan'da kutlanan bu bayramlar Doğu'ya da yayılmış fakat hiç bir zaman popülerlik kazanmamıştır. Fakat Kuzey Yunanistan'da çabucak benimsenmiştir.

Anthesteria'nın 3. günü ilginç törenlerin karışımıdır. Dini törenler yeni şarap kaplarının açılması, törensel olarak şarabın içilmesi (yeni bağbozumunun gerektirdiği şekilde) ile başlardı.

Son gün olan Chytrai'da yemekler ayrılan kişiler için yola çıkarılırdı. Bu gibi festivallerde belkide komedi aktörleri arasında yarışmalar da yapılıyordu ve çok renkli alaylar ve danslar düzenleniyordu.

Dionysos, şarap tanrısı olmakla birlikte, o gün özel olarak halkın kendisine saygısı nedeniyle sunduğu yıllık hediye vs alırdı. Ancak bununla birlikte kötü niyetli ruhları, hayaletleri de yatıştırmak gerekliydi ki bunu da Şarap Tanrısı olan Dionysos ile pek fazla bağlantısının olduğunu söylemek doğru olmaz. Her nekadar Dionysos aynı zamanda yeraltı tanrısı olarak gösterilse de Dionysos için kutlanan Anthesteria'nın 3. günü ölüler için yemek pişirmeye ayrılmıştır. Dionysos'tan çok Hermes'le bağlantılıdır.

Dionysos Bayramları, bir bakıma bugünki modern karnavalların temeli sayılır. Bunlar da yılın belli zamanlarında yapılır (karnaval kelimesi Latince Carrus - Navalisten geliyor. Anlamı gemi ve tanrının arabası).

Aristophanes oyununda savaş ve barış arasındaki farklılığı ustaca ve zekice sahneye koymuştur. Hiç şüphesiz oyunu, Antesteria'nın 1. günü olan şarap kaplarının gününde sahneye koymuştur. 4. yüzyılda oyun ve oyun yazarları arasındaki yarışmalar daha özenli bir stil kazanmıştır. Timaeus (3.y.y. da yaşamış bir tarihci) Dionysos'un atası olduğu kente, Syrakusa Tyranı'nın Anthesreria'nın 1. günü düzenlenecek şenliklerin çok özel olması için yüklüce bir masrafta bulunduğunu aktarır. Bunun için yüz kadar konuğun katıldığını ve altından kaplar içinde şarapların taşındığını (köleler tarafından) ve her konuğa bir kap şarabın düştüğünü aktarır. Ayrıca yarışmayı kazanana da altından bir çelenk verildiği yine Timaeus tarafından aktarılmaktadır. Yarışinayı kazanan Xenocrates (bir fılozof) bu tacı evinin önünde duran Hermes heykelinin başına takmıştır (iyi şans için).

ELAPHEBOLİON

Bu ayda düzenlenen büyük bayram (erkek geyiklerin ayı) Mart'ta başlayıp Nisan ayı başına kadar sürüyordu. Bu en önemli bayramdı. Bu bayrama sadece bir kent değil, Attika'nın federal birliğine bağlı olan 10 kent ve birçok yabancı katılıyordu. Yönetim ise devletin en yüksek görevlisinin elinde bulunuyordu ve bu yöneticinin adı her bir tiyatro kaydının başında yazılıydı. Festival için yazılan oyunlar önce bu yöneticiye gönderiliyor, yönetici bu oyunlar arasından seçme yapıyor ve her oyunu yazan ozan veya şaire bir koro ve korobaşı veriliyordu. Bu korobaşı zengin vatandaşları arasından seçiliyor ve seçilen bu kişi tüm koronun kostüm ve buna benzer ihtiyaçlarını karşılıyordu.

Bayramın ilk günü 10 tane dithyrambos gösterisi yapılıyordu. Ancak 487/6'da 5 komik oyun oynanıyordu ve bu oyunların yazarları arasında yarışmalar düzenleniyordu. Fakat Peloponnesos Savaşları sonrasında komedi sayısı 3'e düşürülmüş ve 3 gün süren bayramın her bir gününde birer komedi oynanmasına izin verilmiştir.

DİONYSOS DİNİNİN ETKİLERİ VE TİYATRONUN DOĞUŞU

TRAGEDİA

Koro topluluklarının okudukları şarkılar ve yaptıkları danslar öteden beri din duygularının bir gösterisi olagelmişti. Türlü tanrı kültlerine göre değişen bu lirik ağıtlar ve danslar Dionysos kültünde özel bir şekil almış ve Attika'da dikkate değer bir gelişme geçirmek suretiyle tragedya'nın temellerinin atılmasına yol açmıştır. Yunanistan'ın birçok yerlerinde olduğu gibi Attika'da da ilkbaharda Dionysos onuruna yapılan törenlerde özellikle üzümlerin kurutulması, öküzlerin tahılları çekmesi vb. konular işlenir, bunların yanında da Satyrik, Trajik ve komik oyunlar oynanırdı. Trajik sahne oyununun doğuşu, Şarap Tanrısı Dionysos'un şerefıne yapılan şenliklerle ilgilidir bu şenliklerde teke postu giymiş, Satyr kılığına bürünmüş insanlar bir arada şarkı söyleyip dans ederlerdi. Yunan Tiyatrosu'nun en büyük varlığı olan "Tragedia" bu Satyr oyunlarından doğmuştur. Bu törenler Dionysos kültünden başka kültlerde de bulunan ve "dromena" adını taşıyan ("dram" sözcüğü bundan gelmektedir) tanrı ile ilgili kutsal bir olayın halka sunulmasını sağlayan temsillerden başka birşey değillerdi. Fakat ilk zamanlar bu Satyr ya da teke korolarının okudukları şarkılar ve oynadıkları danslar kaba ve ilkel nitelikte idiler. M.Ö. 534 yılında tiran Peisistratos tarafından Atina'da resmen teşkilatlandırılan Dionysos şenliklerinde teke maskeleri taşıyan kişilerin okudukları şarkıları manzum olarak "iambos" vezninde cevaplandıran ve tören anındaki duygularını açığa vuran bir "hipokrites", yani "cevap verici" bir aktör ortaya çıkmış, bu suretle koro ile aktör arasında bir konuşma yapılması mümkün olmuştur. Bu hipokrites de, koro üyeleri gibi, teke kıyafetindeydi. Fakat gerektiği zamanlar elbiselerini değiştirir, hatta bazen araba içinde kalabalık maiyyetiyle birlikte ortaya çıkabilirdi. Tarih geleneği bu konuşmayı, dolayısıyla belli bir olayın temsilini mümkün kılan bu oyun türünün icadını İkaryalı Tespis'e maletmektedir. Yunancada teke "tragos" ve söylenen manzum şarkı "aoide" adını taşıdığından bu temsil türü "tragoidia" adını almıştır. Tragoidia ya da bugünkü deyimiyle tragedia Atina'da büyük revaç bulmuş, zamanla Dionysos törenlerinin en önemli bir kısmı haline gelmiştir. Fakat bu tarihten sonra tragedya'nın Attika'da geçirdiği gelişimi izleyemiyor, ancak M.Ö. 5 inci yüzyılda bu edebiyat türünün Aishylos' la klasik şeklini aldığını görüyoruz.

 

KOMEDİA

Komedyanın Dionysos onuruna bağ bozumunda tertiplenen gürültülü törenlerden doğduğu anlaşılıyor. Bu temsil türünde uzun zaman görülen hayvan maskeli koro toplulukları, halka hitaben söylenen nutuk ve "kômos' adını taşıyan geçit töreni komedyanın Dionysos karnavallarıyla olan yakın ilgisini açıkça göstermektedir. Komedyanın ilk gelişim evrelerini saptayamıyor, yalnız Sirakuzai'da Gelon ve Hieron zamanında İstanköylü Epiharmos'un tragedya tekniğinde birtakım komedyalar kaleme aldığını, fakat o zamanlar Sirakuzai'da siyasal özgürlük olmadığından tanrılara ve kahramanlara ait bazı mitos'ları gülünç bir şekle sokarak sahneye koyduğunu öğreniyoruz.

Fakat komedya da, tragedya gibi, asıl gelişimini Atina'da geçirmiştir. Burada resmi bir karakter taşıyan Dionysos şenlikleri esnasında yapılan yarışmalara ilk kez M. Ö. 487/86 yılında "komik korolar" da almıştır.

Gerek tragedya, gerek komedya uzun süre bir din töreni sayıldığından ve bunları seyredenler kendilerini din törenlerine katılmış addettiklerinden aktörler Dionysos kültüyle ilgili maskeleri taşımak suretiyle sahneye çıkarlardı. Piyesler Atina Akropolü'nün güney yamacındaki "Dionysos Tiyatrosu"nda ekser hallerde üç gün arka arkaya oynanırdı. Dekor diye hemen hemen hiçbir şey yoktu. Seyirciler yarımdaire ya da onu aşan bir kavis şeklinde tahta kerevetler veya toprak setler üzerinde otururlar, piyeslerin konularını önceden bilmekle beraber her temsilde bunların dillerinin güzelliği ve düşüncelerinin derinliğinin etkisi altında kalırlardı. Dionysos tiyatrosu ancak 4 üncü yüzyılda, yani tragedyanın en parlak çağı geçtikten sonra, taş bir yapıt şeklini almış, bu zamandan başlayarak taş tiyatrolar Yunanistan'ın her tarafında yapılmağa başlanmıştır.

İlk oyunlar, yuvarlak bir alanın ortasında oynanır ve seyirciler bu alanın etrafına toplanırlardı. Sonraları seyircilerin oturmaları için "ikria" denen ahşap oturma sıralarının yapıldığı bilinmektedir. Tiyatronun mimari bir şekil kazanması ise arkası kapalı bir sahneye gereksinim gösteren tragedia türünün ortaya çıkmasıyla mümkün olmuştur.

İlk başlarda sadece Dionysos için şenlikler yapılır ve bu şenliklerde Satyrik, Trajik ve Komik oyunlar oynanırdı. Klasik Dönem boyunca yeralan bu gösterilerin Anadolu'da yapıldığına dair herhangi bir kanıt olmamasına rağmen, Yunanistan'da Atina Agorası'nda Dionysos için yazılan oyunların oynandığı ve bu oyunlarda Dionysos Rahipleri'nin de hazır bulunduğu bilinmektedir. Agora'daki bu ilk gösterilerde izleyicilerin tahta banklara oturdukları ve oyunun oynadığı alanın daire şeklinde bir orkestra olduğu düşünülmektedir. Bir süre sonra Atina'da Dionysos Kutsal Alanı'nda Yunan Dünyası'nın ilk taş tiyatrosu inşa edilmiş ve seyirciler için daha rahat bir ortam sağlanmıştır.

 
< Önceki