Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow İzmir Yazıları arrow Yüzyıl önceki İzmir 'in öyküleri
Yüzyıl önceki İzmir 'in öyküleri Yazdır E-posta
Pazartesi, 11 Haziran 2007

Bir yüzyılın dört yılını daha geride bıraktık ve 2005’e girdik… Bugün dertlerimiz bambaşka YTL’ye alışma sürecinde geçecek bu yıl… Önümüzdeki yıl bu zamanlar dünyanın en büyük paraları tarihe karışmış olacak. Ama bundan tam 100 yıl önce böyle miydi?

İnsanların yüz yıl öncenin İzmir’inde durumları nasıldı? Bu sayfaların ortak adı İzmir Eskiden ya, biz de oturup bir yandan malumatfuruşluk yapalım öte yandan İzmir’den  yüz yıl öncesinden küçük öyküler anlatmaya çalışalım…


1905 yılının İzmirliler açısından en önemli yanı kuşku yok ki, dönemin padişahı II. Abdülhamid’in onca korkusuna rağmen elektriği sokaklarda değilse bile Kordon’daki evlerinde ve Basmahane’deki bazı ‘Mağazalarda’ görmüş olmaları… İzmirlilerin Parmakkapı dedikleri Fevzipaşa Bulvarı açılırken yıkılan Roma döneminden kalma tarihi kapının yanında bir ‘manifatura’ mağazası vardı, 1970’lere kadar İzmir’de benzerlerinin yaşamını sürdürdüğü, Anadolu’daki bazı kasabalarda her şeye rağmen direnen manifatura mağazalarının biri… Ispartalı Biraderler Ticarethanesi idi bu mağazanın adı… 1848 yılında tesis edilmişti ve İdare merkezi Londra’da ‘Comercial Union’ ve ‘Deniz’ Sigorta Kumpanyası’nın İzmir ve Ege Adaları için ‘yegane’ acentasıydı.. Ama mağazada Avrupa’dan ithal edilmiş (demek ki o zaman da ithal mal deliliği var) halılar ile fes fabrikasının da şubesi de mağazanın içindeydi… İşte havagazından üretilmiş elektriğin yaktığı ilk ampulleri de Ispartalı biraderler getirmişlerdi İzmir’e… Çok özenle ta Marsilya limanından kalkan bir gemiye binen ampuller onca dalgalı denizi, fırtınayı aşmış ve İzmir’e ulaşmıştı… Dedik ya Abdülhamid’in binbir paranoyası içinde elektrik de vardı. İstanbul bu nedenle diğer Osmanlı şehirlerinden sonra tanışabilmişti elektrikle. Yalnızca Yıldız Sarayı elektrikle o da özel jeneratör yardımıyla aydınlatılabilirken, padişahın karanlığı çökerdi kentin üzerine.

Anneannemin akşam dualarında elektriği bulduğu için ruhuna Fatiha gönderdiği Edison 1879’da ampulün patentini almasından sonra elektrik satan şirketler kurulmaya başlanmıştı. İşte 1905’te İzmir’de ilk ampulle tanışılacaktır… 1860 yılında kurulan Havagazı Fabrikası ile kent sokakları aydınlatılmıştı. İzmir için boşuna İstanbul’dan daha aydınlık kent demezler… 1860 öncesinde ise  şehirde dolaşmak için fener, evde aydınlanmak için ise yağ kandili veya yağ lambasından başka seçenek yoktu. Havagazı ile aydınlatılan ilk Osmanlı şehri İzmir’di, daha sonra sırasıyla Beyrut , Midilli ve Ayvalık aydınlatılacaktır.

İzmir’de elektrik benzeri bir girişim 1898’de Birinci Kordon’daki Pate Sineması’nda gerçekleşecektir. Hüseyin Rıfat Bey’in 1914’de hazırladığı Ticaret Rehberi’nden öğrendiğimize göre ‘Sinematograf Kumpanyası’ tarafından Kramer Oteli’nin Müdürü tarafından açılan Pate Sineması’nda küçük bir jeneratörle üretildiğini öğreniyoruz. Ispartalı kardeşlerden Eksinopoulo ‘geleceği gören adam’olarak tanınırdı, o nedenle elektrikli ampulun ilk kez onların mağazasında görülmesi kimseyi şaşırtmamıştı… 1905 yılında aydınlanan ikinci yer Klonaridi’nin bugünkü Kalearkası’na düşen noktadaki birahanesi olmuştu.

Elektrik işine yeniden döneceğiz 2005 yılındaki ‘İzmir Eskiden’ yazılarında… İzmir’in en eski dertlerinden biri olan elektrik ve tramvay şirketi  İzmir Tenzivat ve Kudrei Elektiriye Şirketi’nin kurulması ; ardından millileştirilmesi başlı başına bir yazı konusu olacak…


Fanila dokuma fabrikası  


1905’in İzmir açısından bir başka önemli tarihi ise Tabah Georgie Anton Fanila Dokuma Fabrikasının kurulmuş olmasıydı … İzmir’de sanayileşmenin öyküsünü bize anlatan

 

1905 yılı izmir’deki önemli ailelerden biri olan Sümer’lerin ‘Ayetullah’ isimli çocuklarının da doğduğu yıldı… Ayetullah  Sümer daha sonra ülkemizin önemli ressamlarından biri olacaktır. İzmir 1905 doğumlu olan Ayetullah Sümer, Marsilya'da ticaret eğitimi gördüğü sırada ressam Theophile Berengier'den özel resim dersleri alarak resim sanatına geçmiştir. Aynı kentteki akademide resim öğrenimi gören sanatçı, Paris'te on yıllık fresk çalışmaları da yaptı. Türkiye'ye dönüşünde, yani 1938 yılında Güzel Sanatlar Akademisi'ne öğretim üyesi olarak girmiş ve burada kurduğu fresk atölyesini 38 yıl yönetmiştir. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'nden 1971 yılında emekli olan Ayetullah Sümer, ilk kişisel sergisini Paris'te açmıştır.

Bu sergiyle gümüş madalya kazanan sanatçının, resim anlayışı yıllar içinde doğalcı, yalın bir anlatım biçimi benimsemiştir. 1932 yılında halkevleri tarafından Anadolu'ya gönderilen sanatçı, resimlerine Anadolu çizgilerini de yansıtmıştır. 1939 yılında çizdiği Afyon görünümlerini, natürmort ve portre çalışmaları izlemiştir. Ayetullah Sümer, ayrıca Atatürk ve İnönü'nün de birçok tablosunu yapmıştır.

Genellikle koyu tonların egemen olduğu resimlerdeki buğulu atmosferler, onun karamsar ve içedönük dünyasını yansıtmaktadır. 1979 yılında vefat eden sanatçının birçok özel koleksiyonda eserleri mevcuttur. Ayrıca, "Bir İstanbul Manzarası-1943", "Kitaplar Hayatın Masalı- 1951", "Bakır Kaplar-1955" gibi önemli eserleri de İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'ndedir.


1905 yılı İzmir’in halen kullanılan en görkemli Havrası olan Beth İsrael Sinagogu’nun da ibadete açıldığı yıldır… Beth İsrael Sinagogu: İzmir'in Karataş Semti'nde Sultan II. Abdulhamit'in fermanıyla 1905'te yaptırılmış olup, İzmir'in en büyük sinagogudur.  On sekizinci yüzyılın ikinci yarısında İzmir şehrinin gelişmeye başlaması ile birlikte Museviler de bazı sosyal değişiklikler görülmüştür. O tarihe kadar Musevi cemaatinde görülen sosyo - ekonomik çöküş batılı Musevi Kuruluşların da desteği ile durdurulmuştu. Cemaat üyelerinin şehrin ticari potansiyelinden tekrar önemli paylar alması ile de İzmir de Musevi Burjuva sınıfı oluşmuştu. Bu yeni sınıfın büyük kısmı şehir merkezindeki geleneksel Musevi mahallesinden taşınmıştı. Pek azı zamanın önemli kısmı Frenk mahallesine göçmüş, önemli kısmı şehrin batısındaki Karataş Karantina, Göztepe yönünde yerleşmişlerdi.
On dokuzuncu y.y sonunda İzmir'in Toplam nüfusu 250.000 Musevi nüfusu 25000 idi. 15 adet sinagog ile 50 civarında midraşim faaliyet gösteriyordu.
Zamanın büyük hayır severi Nisim Levi Bayraklı Karataş 'ta Bet Levi ve Yukarı Karataş'ta Bet Ester adındaki iki küçük sinagog inşaa ettirdi Bu zat aynı zamanda Karataş Musevi Hastanesi ile semtte adını veren "Asansör"ü inşaa ettirmiştir.
Bu iki sinagog ihtiyaca cevap vermeyince, yeni bir sinagog inşası yer ve tahsisi için Vilayet Makamına müraacat edildi. Osmanlı yasalarınca gereğince bir sinagogun bir sinagogun tamiri ve inşası için ilgili makama başvuruda bulunmak ve izin almak gerek idi. Başvuruya 14 Şubat 1320 (1904) 'de olumlu cevap verilmiş ve ruhsat niteliği taşıyan Sultan II. Abdülhamit 'in fermanı ile tahsis edilen devlet arazisinin cemaat zenginliklerinden temin edilecek para ile satın alınacağı , binanın 35 santranç uzunluk 20,5 santranç genişlik ve 12 arşın yükseklikte kagir olarak yapılacağı (920 m2 arsa üzerinde 717.5 m2 bina ) 1200 altın lira'ya malolacağı ve bu maliyetin tümünün Cemaat ve üyelerinden tahsil edilecek para ile karşılanacağı hükme bağlanmıştır.
İnşaata 1905 yılında başlanmış ve 5668 - 1907 'den itibaren Sinagog kullanımına açılmıştır. Gerek Osmanlı İmparatorluğunun genel ekonomik krizleri gerekse İtalya'dan getirilen zanaatkar ve malzeme maliyetindeki artışlar nedeni ile kullanıma açılmasına rağmen inşaat ve iç tenziyatların uzun yıllar devam ettiği anlaşılmaktadır. Sinagog 1950'ler ortalarında Gizbar Avraam Ribi zamanında bugünkü haline getirilmiştir.
Sinagogun en güzel tarafı ahşap süslemelerdir. Masif Maun 'dan İnşa edilmiş olan iki adet Tevah (Bimah) ile Ehal Akodeş bloku o devrin en meşhur ustaları tarafından yapılmıştır. El yazması Tevratların saklandığı Ehal Akodeş 'in sürme kapıları üzerinde Tevratta bahsi geçen ve Tu Bişvat gününde yenmesi gelenek olan meyvelerin kabartmaları dikkat çekicidir.
Sinanogun alt kısımları erkeklere üst kısmı hanımlara tahsis edilmiştir. Erkekler kısmı 400 kişi için tasarlanmış olup aradaki boşluklar ile giriş holüne sandalyeler konarak 600 kişiye hizmet verecek şekilde hizmet verecek şekilde düzenlenmiştir. Yapı sitili ve oturma planı ile geleneksel Türk Musevi tarzı dışına çıkılmıştır. Özellikle Ehal Akodeş'in doğuda değil de güneyde olması dışarıdan gelenleri şaşırtır. Sinagog tavanın başlangıçta tüm kubbeli planlandığı ancak maddi imkansızlıklar nedeniyle merkezde mevcut küçük kubbesi ile yapıldığı eskiler tarafından aktarılmaktadır. Sinagog içinde doğu yönünde kalan oda daha sonra "Yeşiva" olarak düzenlenmiş ve hahamlar burada düzenledikleri oturumlarda Tevrat - Talmut ve içtihatları üzerinde önemli fikri çalışmalar yaparak öğrenciler yetiştirmişlerdir.
Burası aynı zamanda Yahidler için alternatif sinagog olarak düzenlenmiş ve özellikle Cumartesi ve kutsal gün sabahları Şahritte İkinci Aftara imkanı Yeşiva da sağlanmıştır.
Sinagog ön girişinde sağ üstte açılış yılı olan 5668 rakamı ve sol üstte Şaday (Tanrı) yazıları dikkat çeker Alt taraftaki mermer kaidelerde ise 1925 yılında oluşturulan iç tüzük uyarınca teberuruda bulunmuş kişilerin adları yazılıdır. Bu kişilerin isimleri aynı zamanda Sinagog Anı Defterinde de mevcuttur.
Onları Erev Kipur Kal Nidre sonrası Arvit öncesi yaşayanları Mişeberah ile, vefat edenleri ise Aşkava ile anmak gelenek idi. Bu gelenek yakın zamanlara kadar sürmüştür.

 

 

İzmir'in 'kardeş'i

Simi'de gezmek için bir eşek ya da katır kiralamak en iyisi. Yol ağının çok sınırlı olduğu Simi'de plajlarıyla ünlü Pedi kasabasına adanın tek minibüsü çalışırken, adanın doyumsuz güzelliklerini izleyebilmek için katırla patika yollara girmek en iyisi. Bütün adalarda olduğu gibi Simi'de de, 'taksi tekneler' bulunuyor. Pedi plajından taksi tekne-lerle Agios Nikolaos kumsalına ulaşmak mümkün. 'Kutsal deniz' anlamına gelen, 'Agia Marina' da yine keyifli plajlardan biri...

Simi'nin en çok görülmek istenen yeri ise Rodos'tan gelen teknelerin ayrı bir mola verdikleri Panormiti koyu. Panormiti'de bulunan Moni Taksiharki Mikhail kilisesi, Yunanlı denizcilerin hac yeri özelliklerini taşıyor. 20. yüzyılın başlarında Simi ile İzmir (Smyrne) bölgenin Rumları tarafından 'kardeş' ilan edilmişler. Bu çerçevede 1905 yılında İzmir'deki Aya Fotini Kilisesi'nin 'barok' çan kulesinin bir kopyası Panormiti'ye dikilmiş. 1922'deki büyük İzmir Yangını'nda kül olan Aya Fotini Kilisesi'nden kalan son parçalar da Simi'ye getirilmiş...


Doç. Dr. İnci KUYULU*
 
Tanzimat ile hız kazanan Osmanlı Devleti'nin yenileşme ve gelişme çabaları, her alanda olduğu gibi eğitim alanında da birtakım değişiklikleri beraberinde getirmiştir. Bu aşamada, Osmanlı eğitim kurumlarına yeniden yön verme çabalarıyla, Batı'yı örnek alan yeni öğretim kurumları kurulmuştur. Osmanlı eğitim kurumlarında düzenleme ve yeniden yapılanma çalışmaları uzun yıllar sürmüş ve Osmanlı eğitim ve öğretim sistemine köklü değişimler getiren 1869 tarihli Maarif Nizamnamesi ile yeni bir boyut kazanmıştır.1 Bu nizamnameye göre ilköğretim zorunlu hale getirilirken; 500 evlik köyde en az bir rüştiye; kasabalarda her 500 eve bir rüştiye; kasaba ve kentlerde bin aileye bir idadi; vilayet merkezlerinde bir Mektebi-i Sultani açılması kabul edilmiştir. Osmanlı Devleti'nin önemli vilayet merkezlerinden biri olan İzmir'de de böyle bir okulun açılması plânlanmıştır:2 Bu yazımızda, tanıtacağımız, şimdi Mithat paşa Endüstri Meslek Lisesi'ne ait olan bina İzmir'de açılması plânlanan Mektebi-i Sultani için yaptırılmış olan binadır. Ancak, bina, hiçbir zaman Mektebi-i Sultani olarak açılamamıştır. Mektebi-i Sultaniler gibi, yine bu dönemde ortaya çıkan bir başka kuruma, İzmir Islahhanesi'ne tahsis edilmiştir.
 
Mithat Paşa'nın Niş, Ruscuk ve Sofya'da kimsesiz ve yetim çocukları eğitmek amacıyla açmış olduğu ıslahhanelerin başarıya ulaşması ve devletin aynı zamanda sanayi eğitimini yaygınlaştırmak istemesi sonucu, tüm vilayetlerde ıslahhanelerin açılması kararı alınmıştır. 21 Haziran 1867 tarihinde alınan bu karar üzerine Mithat Paşa'nın hazırladığı Islahhanelere Dair Nizamname, 25 Temmuz 1867 yılında tüm vilayetlere gönderilmiştir.3 İzmir Islahhanesi de, bu nizamnameye göre kurulan ilk ıslahhanelerden biridir.4Ancak, İzmir Islahhanesi'nin açıldığı ilk bina, Mektebi-i Sultani binası olmamıştır.
 
1868 yılında açılan İzmir Islahhanesi'nin, şimdiki Askerî Hastahane'nin bulunduğu alanda, Urla'ya taşınmadan evvel, Sahil Sıhhiye Karantina Tahaffuzhanesi'nin işgal ettiği uzun pavyonlar halindeki binalarda kurulduğu bilinmektedir.5Bu pavyonlarda varlığını sürdüren okul, 1878-1881 yılları arasında İzmir Mekteb-i Sanayi; 1882-1890 yılları arasında ise İzmir Islahhanesi olarak adlandırılmıştır. II. Abdülhamit'in daveti üzerine, Ocak 1891'de İstanbul'a giden okulun Musika Heyeti'nin, burada başarılı olması üzerine, İzmir Valisi Rıfat Paşa'nın da desteğiyle, padişah, o güne kadar öğrenci ve gelir sağlanamadığı için açılamamış olan Mekteb-i Sultani binasını İzmir Islahhanesi'ne bağışlamıştır. Okul, 23 Nisan 1891 tarihinde, Mekteb-i Sultani binasına taşınarak Hami6 diye Mekteb-i Sanayi adını almıştır. İzmir Islahhanesi olarak açılan okul, II. Meşrutiyet'ten sonra Osmanlı Sanayi Mektebi; Cumhuriyet'in ilk yıllarında ise İzmir Sanatlar Mektebi olarak isimlendirilmiştir. 1931 yılında Bölge Sanat Okulu; 1943 yılında kurucusuna izafeten Mithat paşa Sanat Okulu adını alan yapı, 1974-1975 öğretim yılından beri de, Mithat Paşa Endüstri Meslek Lisesi ismiyle eğitimini sürdürmektedir.
 
1307/1889-90 tarihli Aydın Vilayeti Salnamesi'nde; bundan yedi sekiz yıl evvel 18 bin liraya yaptırılan Mekteb-i Sultani binasının öğrenci ve gelir sağlanamadığı için açılamadığı; kullanılmadığı için de harap olmaya yüz tuttuğu ve İzmir Islahhanesi buraya taşınırken harap olan kısımlarının onartıldığı belirtilmektedir.7 Verilen bilgilerden, Mekteb-i Sultani binasının, 1881-83 yıllarında inşa ettirilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
 
Bugün Mithat Paşa Endüstri ve Meslek Lisesi çeşitli yapılardan oluşmaktadır. Geniş bir alana yayılan bu yapıların ana binası, Mekteb-i Sultani olarak yaptırılan binadır (Resim 1). Ancak, okulun ihtiyaçlarına yönelik olarak, bu ana binanın etrafına çeşitli binalar eklenmiştir. Yapının doğu ve güney cephelerinin önünde çeşitli binalar bulunmaktadır. Bunlardan doğuda bulunanının İzmir Sanayi Mektebi'nin eski binası olduğu ve daha sonra zencilere misafirhane olarak tahsis edildiği bilinmektedir.8 Ayrıca, 1900 yılı başlarında mektebin yanına alt katı yemekhane, üst katı yatakhane olan yeni bir binanın inşa edildiği ve bu binanın açılışının da 1 Eylül 1905 tarihinde yapılmış olduğu anlaşılmaktadır.9 Fakat böyle bir yapı tespit edilememiştir.
 
31 Mart 1997 tarihinde çıkan bir yangınla, büyük ölçüde tahrip olan yapı, 7 ay gibi çok kısa bir süre içinde, halktan toplanan bağışlarla onarılarak, 14 Ekim 1997 tarihinde resmî açılışı yapılmıştır (Resim 2, 8, 11).10 Bir bodrum kat üzerine iki kat halinde yükselen Mekteb-i Sultani binası, derinlemesine dikdörtgen plânlı ve orta avlulu bir yapıdır (Resim 1-2) (Plân 1-2).I 11 Orta avlunun üzeri çelik konstrüksiyonlu camla; avlunun dört tarafını dolanan kapalı mekânların üzeri ise kiremit kaplı çift pahlı çatıyla örtülmüştü. Yangın sırasında, tamamen yanan çatısı orijinaline uygun olarak yeniden yapılarak kiremitle kaplanmıştır. Çift duvar konstrüksiyonuyla oluşturulmuş yapıda içte ahşap karkas arası taş+tuğla dolgu, dışta ise tuğla hatıllı moloz taş (taş-tuğla yığma sistem) örgüye sahipti. Ahşap elemanlarının çoğu yanmış olan duvar sistemi onarılmıştır.
 

 

AREVELYAN MAMUL (Haftalik dergi; sahibi Hrand efendi Mamuryan), bu dergi Izmir'de cikiyormus.

 

 
< Önceki   Sonraki >