Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow İzmir Yazıları arrow Gidemediğin yer senin değildir
Gidemediğin yer senin değildir Yazdır E-posta
Pazartesi, 11 Haziran 2007

Yaygın eğitimden orman yangınlarına kadar her konuda düşünen, fikir üreten bir Osmanlı Bürokratı: Halil Rıfat Paşamız….
Gidemediğin yer senin değildir…Bu söz İzmir’in unutulmaz valisi Halil Rıfat Paşa’ya ait. Sadece yol üzerine söyledikleri mi? Yaygın eğitimden, orman yangınların önlenmesine kadar memleketin hemen her meselesi üzerine kafasını yormuş bir insandan söz edeceğim sizlere bu ay…

 Yani Halil Rıfat, Körfez’e bakan, en güzel manzaralı mahallelerden biri, bir caddenin adı değil sadece… İzmir’de görev yaptıktan sonra Sadrazamlığa kadar yükselmiş unutulmaz entelektüel valilerimizden birinin de adıdır….
Öykümüz Serez’de başlıyor. Serez o zamanlar Osmnalı’nın Tuna Vilayeti’nin önemli sancaklarından biriydi. Kimileri Siroz derdi, kimileri ise bugünkü gibi Serez….

Serez Sancağına bağlı Nevrekop Kazası, Lika Köyü’nde, Bölükbaşı lakabiyle maruf İbrahim Ağanın 14 Ekim 1825 tarihinde bir oğlu dünyaya geldi. Adını Halil Rıfat Koydular. Üç yaşında iken ailesi Serez’e geldi. Halil Rifat oradaki Sübyan okuluna ilkokula verildi. Değerli Türk Bibliyografı, İbnilemin Mahmut Kemal İnal, “Osmanlı Sadrazamları ve Osmanlı Şairleri” adlı eserlerinde, Halil Rıfat Paşanın soyu hakkında etraflı bilgiler toplamış…. Bu kayıtlara göre, Serezli usuf Muhlis Paşa’nın damadı Nevrekop ileri gelenlerinden Altun Ahmet Bey 9-10 yaşlarında olan Halil Rifat’ta gördüğü zeka ve kabiliyeti beğenerek, tahsil ettirmek üzere, Serez İleri gelenlerinden Molla Bayraktar’ın oğlu Memoş Ağa’nın emrine vermesini istedi. Memoş Ağa’nın erkek evladı olmadığından, Rifat’ı iyi yürekle kabul ederek, evlat edindi. 2-3 yıl tahsil ettirdikten sonra Serez Tahrirat kaleminde bir işe soktu. Artık memur olmuştu ve “Rifat Efendi” diye anılır olmuştu. İstanbul’a gelip bir süre Yusuf Muhlis Paşa’nın oğlu Mustafa Mahzar Paşanın yanında kaldı. Bu talep üzerine İbrahim Ağa oğlu, Halil Rifat’ı Serez’e götürdü. Halil Rifat çok vefakar bir adamdı, Memoş Ağa’yı hiç unutmadı… Selanik Valisi tayin edildiğinde, Serez’e gitmişti. Mahalli Hükümetçe, Serez’de mükellef bir ikametgah hazırlandığı halde, o, ilk geceyi Memoş Ağa’nın evinde geçirmeyi ihtiyar etmiş ve ondan gördüğü insaniyete karşı şükranını izhar etmiştir. Sadareti sırasında dahi, Memoş ağanın, evlat ve torunlarına, rütbeler, nişanlar vererek vefakarlık göstermiştir.

Halil Rifat, 1876 da Vezirlik rütbesine yükseltildi ve Paşa oldu. Halil Rifat Paşa 1876 yılının birkaç ayını Tuna Valiliğinde, 1877 yılını Kosova Valiliği’nde geçirdikten sonra 21 Haziran 1978 de Selanik Valiliğinden istifa ettiğini görüyoruz. Daha sonra Sivas’ın unutulmaz valilerinden biri oldu. İzmir Valiliği’ne atandığında yıl 1885’ti…  1851’den itibaren merkez İzmir’e taşınmış olmasına rağmen Vilayetin adı hâla Aydın idi….

Mahmut Kemal İnal’ın deyimiyle, “Mithat Paşa gibi, Valilik İçin, yaratılmış olan bu zat, vaktiyle faal ve cevval olduğundan, tayin olduğu Vilayetlerde, emsaline faik ve takdire layık surette hüsnü hizmet ve memleketin imarına gayret etmiştir. Aydın’daki valiliği sırasında pek çok yol ve İzmir’in kaldırımlarını yenilenme ve tamir suretiyle yaptırdığı gibi İzmir ve Aydın İdadi Mekteplerini,   İzmir Askeri Hastanesini, Karakolhaneyi inşa ettirdi. Bataklıkları kuruttu, büyük bir Belediye Dairesini ve bu daireye iratlar, daha sair nafi eserler vücuda getirdi. Salgın illet gibi Vilayeti istila eden eşkiyayı az zamanda tenkil etti. Yukarıda belirtildiği gibi Halil Rifat Paşa imarcı bir idare adamı idi. İzmir’de adını taşıyan caddeyi açtı.  Balçova kaplıcalarını ihya etti. Düşkünler evini kurdu. Aydın Vilayetine ait salnameyi  Cavit Beye hazırlatmıştır. Halil Rifat Paşa, İzmir Valileri arasında unutulmaz simalardan biridir.”

Hizmet ve Ahenk Gazetelerine öncülük eder…

Kemeraltı Beyler Sokağı’nda bugün bir kitabevi olarak hizmet vermekte olan tarihi bina, İzmir’in kültürel dokusunun biçimlendirilmeye başlandığı yerlerden biridir. Gerek gazetecilik, gerekse matbaacılığın İzmir’deki seyri açısından büyük önem taşıyan yapı, Halil Rıfat Paşa’nın valilik yıllarındaki girişimlerin ev sahipliğini yapar.     

İzmir’e büyük emekleri geçmiş olan Halil Rıfat Paşa Vilayet Gazetesinin dışında, resmi olmayan bir gazete yayımlama düşüncesini ortaya atar. İstanbul’dan imtiyaz için izin alan ve bundan sonra da işin önündeki her türlü zorluğu yenen Vali Halil Rıfat Paşa’dır.. 5 Kasım 1886’da  kurulan ve adı Hizmet Gazetesi olan gazetenin tüm sorumluluğunu daha sonra Hürriyet kahramanları arasında sayılacak olan Tevfik Nevzat ve Halit Ziya (Uşaklıgil) üstlenir.

Hizmet Gazetesi’nin imtiyazı alınırken, “kazaya karşı bir sermaye olarak beklemek” ilkesi gereğince, yani herhangi bir nedenle gazetenin kapanma olasığına hazır olunabilmesi için,asıl ismin yerini tutabilecek ikinci bir imtiyaza gerek duyulmuş ki gazete bir süre sonra 21 Şubat 1895 yılında AHENK adıyla hizmete girmiştir. Gazete, önceleri haftada iki kere yayımlanmaya başlar. Aynı zamanda ilk Türkçe basım yapan gazete ve matbaalardan biri olur. 1902’de Ali Nazmi Bey’in yönetimine geçen gazete, dönemin hemen hemen tek kültür yayını haline gelmiş, İzmir’in  işgali süresince de gazetenin yayımlanmasına devam edilmiştir. Gazete olarak 1930 yılında, matbaa olarak da 1950’li yıllara kadar yaşamını sürdürmüştür.

Osmanlı’daki ilk piyangoyu İzmir’de ‘tertip etti’

İzmirlife’ın sürekli okurları anımsayacaktır. Bir yılbaşı döneminde yazmış idik. (Rahmi Abi eski piyangoları bulabilirsen iyi olur, galiba 2004 Aralık sayısında kullanmıştık, belki de 2003 Aralık… Üzerlerinde Halil Rıfat Paşa’nın imzası olacak )İlk devlet piyangosu işleri İzmir’de Halil Rıfat Paşa döneminde gerçekleşmiştir. 1887 yılı başlarında İzmir Islahhanesi' ne yardım ve hapishanede bir sanayihane inşası için, Halil Rıfat Paşa ve Defterdar Kadri Bey Padişahtan izin alarak bir piyango düzenleme girişiminde bulunmuştur. 1889 Şubatında yine Islahhane yararına bir eşya piyangosu tertip edilmiş ve ödül olarak Islahhane mamulatından değerine göre 15 sınıf eşya konulmuştur. Birinci ikramiye 15.500 kuruş kıymetindedir. Piyango 28 Nisan 1889'da Vali’nin huzurunda çekilmiştir. Her biri bir çeyreklik (yani Mecidiye çeyreği, 5 kuruş) altı büyük kupürden oluşan altı bin bilet satıldığı hesaplanmaktadır. Vali Halil Rıfat Paşa Padişah II. Abdülhamid' den izin alarak, yine Islahhane yararına, 14 Mart 1890' dan başlamak üzere 12 aylık nakit para ödüllü bir sınıf piyangosu tesis etmiştir. Toplam ikramiye 7.100 lira, bilet fiyatı 12 Mecidiyedir

İkinci kez İzmir Valisi

Paşayı 1889 da ikinci kez Aydın (İzmir) Valiliğinde görüyoruz. Bugün TÜLOV tarafından korunmakta olan bina 1889’da nşa edilen Halil Rıfat Paşa Köşkü’dür. Ana yapı ve ek yapıdan oluşmaktadır. Ana yapı iki katlı olup, ek yapı ise tek mekanlı bir yapıdır. Köşk aslına uygun onarım ve yeniden düzenleme çalışmalarının tamamlanmasından sonra hizmete açılarak TULOV Vakfı tarafından Kültür ve Eğitim Merkezi olarak işlevlendirilmiş.

İzmir Valiliği’nden İçişleri Bakanlığı’na atanır Paşa….. 1 ağustos 1891 de 30.bin kuruş maaşla Dahiliye Nazırı’dır. 1892 de aylığı 40 bin kuruşa çıkarıldı. 1895 de Şurayı Devlet (Danıştay) Riyaseti Vekaleti de kendisine verildi. Halil Rifat Paşa 27 Ekim 1895 de 85.bin kuruş aylıkla Sadrazam oldu. II. Abdülhamid döneminde yükselen her insana takılan ‘kulplar’ ona da takıldı ve ‘Mevki düşkünü’ suçlaması ile karşı karşıya kaldı.

Ali Fuat Bey’in, Serveti Fünun’da çıkan bir yazısına, Paşa’nın torunlarından Fuat Simavi Bey, devletin çok zor günler geçirdiği dönemde  Sadrazamlık görevini kabul etmesini şöyle açıklıyordu: “Buhranlı bir zamanda ve Sultan Hamid’in haftalarca süren ısrarı üzerine Sadareti kabul etmiştir. Ali Fuat Beyin iddia ettiği gibi mevki düşkünü olsaydı, bu teklife karşı uzun müddet düşünmezdi”

Halil Rifat Paşa o sıralarda baş gösteren Ermeni ve Girit meseleleri, Yunan harbi gibi önemli sayılan olaylarla karşılaşmış, ancak oğlunun bir suikaste kurban gitmesi yüzünden de, çok sarsılmış ve hastalanmıştı. Burada hemen belirtelim, Halil Rıfat Paşa’nın oğlu Cevat Bey daha sonra çok benzerleri görüleceği gibi babasının nüfuzunu fazlasıyla kullanan hatta ticaretini yapan bir insan olarak tanınmıştı.

Halil Rıfat Paşa bu dünyadan 1907’de ayrılır ama Sivas ve Aydın (İzmir) valilikleri döneminde yayımladığı genelgeler daha sonra görev yapacak olan bütün yerel yöneticilerine ‘örnek’ olarak gösterilecektir. Halil Rıfat paşa’nın bütün bu bilgileri alabilmek için kendini çok iyi yetiştirdiği Abdülhamid’in onca baskısına rağmen Avrupa’dan kitaplar getirterek okuduğunu ölümünden sonra yayımlanan anılardan öğreniyoruz. Özellikle Alman Birliği’ni sağlayan Bismark’ı kendine örnek aldığı iddia edilmektedir.

Köprüleri yapın….

Yazımızın başına aldığımız ‘Gidemediğn yer senin değildir’ sözünü ettiği ‘Yol talimatı’nda başka neler söylemektedir bir bakın: “ Bir köyden bir köye ya da köylerden kasabalara giden yollar üzerinde bulunan köprülerden yıkılanlar ve onarıma muhtaç olanlar hangi köy toprağında ise, o köy halkınca yaptırılması gerekir. İş, büyük ve çoksa oradan ve o köprüden geçen diğer köyler halkı da onarım ve yapıma katılacaktır”.

Eğitim kahramanı…

Öte yandan bir eğitim kahramanıdır Paşa… Halil Rifat Paşa’nın köy okulları açtırmak ve köy çocuklarını okula kavuşturmak tedbirleri olarak bakınız, bir Valilik genelgesinde neler söylüyor: “Köylülerin bir kısmında okul varsa da çoğunda olmadığından, köy çocukları cahil kalmakta, bu yüzden büyüdüklerinde adam öldürmek ve haydutluk etmek gibi fena hareketlerde bulundukları için hapse girerler, kimi ölür, kimi öldürür, kimisi de çürüyüp gider. Çocuklar küçükken okutulup terbiye edilirse, öyle fena işlerde bulunmazlar. Bunun için kız, erkek çocuğu okutmak ve her köyde okul yaptırmak ve okullarda ehliyetli öğretmenler bulundurmak lazımdır. Lakin böyle ehliyetli öğretmenlere yeterince ücret verilmedikçe, öğretmen bulunmaz. Ve öğretmenlere vermek içinde ahaliden çok para almak uygun düşmez, zor olur. İşti ahaliden para almaksızın, okullara para tedariki için vilayetçe bir çare düşünüldü. Bu kolay bir iştir. Şöyle ki. Okul olsun olmasın her kasabada ve köyde kaç çift ziraat hayvanı varsa, çift başına yirmişer okka buğday, İhtiyar Kurulu eliyle çift sahiplerinden ödünç alınacak ve kasaba ve köyün münasip yerinde ve güzel toprağında yeterince bir tarlaya, güzelce sürülerek ve bu yılki güz vaktinde ekilecek ve cümlece gözetilip bakılacak ve ekin yetişince biçilip kaldırılarak harman edildikten sonra, ödünç olarak çift sahiplerinden alınmış olan yirmişer kıyye tohumluk, sahibine geri verilecek ve kimin tarlasına ekilmişse ona da uygun bir miktar tahıl verilecek, geride ne kalırsa satılarak parası Maarif Sandığı namiyle İlçe merkezinde yapılacak sandığa konulmak üzere her köyde ne kadar ürün olduğunu bildiren İhtiyar Kurulu tutanağı Müdüre verilecek, müdür dahi bu tutanağı Kaymakama götürecek ve Kaymakam her köyde ne kadar ürün olduğunu, ne elde ettiğini gösterir bu tutanaklara dayalı defter tutturacaklar ve bu defterler her ilçede kurulacak olan Maarif Meclislerine teslim edilecektir.

Patates ekimi…

Halil Rifat Paşa’nın Tarım ve Orman konusunda da o dönemin başka yöneticilerine benzemeyen görüşleri vardır: “Patates denilen ürün ki, yerelması gibi bir şeydir. Bu ürünün insan ve hayvan da yer ve ekmek yerini tutar. Çok yerlerde halk bununla beslenir ve bu ürün yağmur yamasa da yine olur ve Tanrı korusun Çekirge belası düşse ve ekinleri yese, patatese zarar gelmez. Hasılı patates pek faydalı bir üründür. Hangi köylerde ekilebilir ise, her ev kendi idaresine yetecek kadar mevsiminde patates ekecektir. Ekmeyen ahaliye ve ektirmeyen Müdürlere Hükümetin duyurularını dinlemeyenler hakkında cezalar uygulanacaktır.”

Ormanları koruyun…

Halil Rifat Paşa Orman için de, “ Ormanlar kesile kesile ve kökler çıkarıla çıkarıla bitiyor. Sonra ahali odun ve kereste bulamayacaktır. Bunun için her köyde her adamın kaç parça tarlası varsa, her parça tarlanın kenarına bir dönüm orman yetiştirmesi ve ağaç kökünün sökülmemesi önemli duyurularımızdandır. Ağaç kesmek, ormanları yakmak ve tüm ağaçtan ev, kulübe ve baraka yapmak, tarla bahçe ve harman kenarlarını ağaç kütük ve gövdeleriyle çevrelemek yasaktır. Şimdiye kadar kesilmiş ve kullanılmış olanlar için, bir şey demeyiz. Fakat bundan sonra her kim ev ve dam duvarları, tarla, bahçe ve ağılları korumak için taze ve yaş ağaç keser ise en ağır para cezasiyle cezalandırılacaktır. Bu duyurularımı her köyde okuyup ahaliye aktarılmasını ve tamamiyle ve dikkatle uygulanmasını Bucak Müdürlerinden isterim. Aksi halde ahaliye uygulanan cezanın bir misli dahi Bucak Müdüründen alınacaktır. Tarla açmak için ormanlar yakılmayacaktır.”

Orman yangınlarının günümüzde olduğu gibi 120-130 yıl önce de dertli bir iş olduğunu yine Halil Rıfat Paşa’nın duyurularından anlıyoruz: “Ormanda ateş görülürse en yakın köy ahalisi acele gidip söndürecektir. Ateş mahsus konulmuşsa, ateş koyanı köylü bulup hükümete teslim edecektir. Ormanı ateşe veren bulunmazsa ormandaki, zararı köylü ödeyecektir. Bu duyuruları devamlı olarak ve harfiyen Mutasarrıflar, Kaymakamlar, Bucak müdürleri ve Zabıta Memurları uygulamaktan derece derece sorumludurlar.”

Halil Rıfat Paşa’yı saygıyla analım efendim…

 

 

 
< Önceki   Sonraki >