Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow İzmir Yazıları arrow 19. Yüzyıl Anadolu Şehirleri
19. Yüzyıl Anadolu Şehirleri Yazdır E-posta
Pazartesi, 11 Haziran 2007
/ Manisa, Edirne, Kütahya, Ankara, İstanbul, Trabzon, Antalya, Diyarbakır, Konya, İzmir
Toplumsal ilerlememize katkıda bulunabilecek bilgi ve buna bağlı olarak düşünce üretemediğimiz -üretiliyor dense dahi, en azından bu düşüncelerin toplumsal izdüşümü olmadığı- muhakaktır. Böyle bir durumun nedeni, kendimize bakmayı bilmekten ya da kendimizi merak etmemekten geçiyordur, diye düşünüyorum.

Merakın ve ona bağlı olarak bilginin olmadığı bir ortamda, meydan, önyargı ve şablonlara daha kolay kalmaktadır. Bu durum, sanki, biri diğerini besleyen ve büyüten, adına kolayca -en azından bu saptamayı yapanlar için geçerli olmak üzere- ikilem diyebileceğimiz bir durumdur. Tabii kendimiz için merak etmediğimiz bilgiyi, başka toplumları tanımak ve öğrenmek için de geliştiremiyoruz. Tüm bunlara bağlı olarak günlük yaşamımızı düzenlemede, iradeden çok, bir kendiliğindenlik meydana gelmektedir; günlük yaşama kendiliğindenlik hakim olanca da, karmaşa ve kargaşa kendiliğinden düzen şekline bürünmektedir.

Gezginlerin Gözüyle İzmir / 18. Yüzyıl / Cilt: 2
Bu çalışma, adından da anlaşılacağı üzere gezginlerin İzmir anlatılarından oluşmaktadır. Elbette adı geçen gezginler Batılı gezginlerdir; çünkü, Anadolu şehirlerinin tarihleriyle ilgili en önemli kaynaklardan biri de seyahatnamelerdir. Her ne kadar bu metinlerde yanlış ve abartılı bilgilere rastlansa da, yine bu metinler içinde süzülmüş, damıtılmış bir bilgi bulmak mümkündür. Çünkü, her gelen gezgin hem şehirlerin antik dönemi hakkında bilgi edinmiş, hem de kendinden önceki gezginlerin bu şehirler hakkında aktardıklarını hatmetmişlerdir...
-İlhan Pınar-
Haçlı Seferleri ile dünya egemenliğine giden yolda ilk basamakları çıkan, keşifler ve ticaretle bu egemenliği yerleştiren ve de sanayileşme ile bu durumu pekiştiren Batı (her ne kadar bu kavram çeşitli unsurları içerse de) dünyayı tanımlama ve kavramlaştırma tekelini eline almıştır; bu sürecin oluşumunda Batılı gezginlerin önemli katkıları olmuştur. Kendisini öteki'ne göre tanımlama tekeli de demek olan bu durumun tersi düşünülemez bile: böyle bir girişim ya alaya alınır ya da Resmi Ahmet Efendi'nin sefaretnamesinin Almanca çevirisinde olduğu gibi, eser çevrilirken yazara haddi bildirilir ve doğrunun ne olduğu gösterilir! Dünyayı ancak Batı-merkezci dünya görüşünden kavrayanlar 'uygar' insan olabilmektedir...

Küçük Asya'nın batı yakasındaki eski Helen kolonilerinde bir gezinti yapmak isteyen birisi İzmir'i çıkış noktası yapmak zorundadır. İzmir'de denizden ve karadan (İngiliz demiryolu şirketinin ülkenin içlerine giden ve iki kola ayrılan bir hattı bulunmaktadır.) İyonya'nın eski merkezlerine ulaşmak mümkün olduğu gibi, insan burada çok iyi konaklama olanakları da bulabiliyor. Böyle bir olanak, modern olanakların batı kıyısında yoğunlaşmış olduğu bir ülke için hiç de küçümsenecek bir durum değildir. Rıhtım'daki Avrupai oteli terk etmekle, aslında rahatlığı ve huzuru terk ediyor insan ve küçük Asya'nın yaban yaşamında birkaç gece geçirdikten sonra o uluslararası otele özlemle geri dönüyor...
İzmir'e yapacağımız yolculukta, İstanbul'a giden yolu tutan eşkiyalar gibilerinden kurtulabilecek miyiz, bilemiyorum; çünkü eşkiyaların varlığı bu yolu çok tehlikeli bir hale getiriyor; fakat bu şehre gitmek isteyişimizin nedeni, bu şehirde, İstanbul'un Karadeniz'e açılan boğazının kıyısında bulduğumuz bitkilerden çok daha ilginç ve ender bulunanlarını bulma umududur. Bu yolculuğun bir başka nedeni de, bu şehre vardığımızda Suriye'ye biraz daha yakınlaşmış olacağız; çünkü Suriye kıyılarını da görmek istiyoruz.

 

 
< Önceki   Sonraki >