Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow İzmir Yazıları arrow Şehrin 50 yıllık "modernite" hafızası
Şehrin 50 yıllık "modernite" hafızası Yazdır E-posta
Pazartesi, 11 Haziran 2007

1954’ten bir belge…  50 yıl öncesindeki İzmir’den enteresan uyarılar…“Şehir sınırları dahilinde develerle nakliyat yapılması veya boş olarak sürü halinde veya münferiden develerin geçmesi yasaktır. Hariçten eşya getiren develerin umumi istitahatı selbetmemek üzere çanları çalmamak kaydı ile saat 23’ten sonra şehre girmeleri ve saat 6’dan sonraya kalmamak şartıyle şehri terk etmeleri lazımdır… Develere tahammülünden fazla yük yüklemek, devecilerin devenin başından ayrılması ve şehir dahilinde deve güreştirmek yasaktır…’’

 

***

Bu ayın son Pazar gününde (50 yıl önce sadece Pazar denmez ‘Kapalı-Pazar’ denirdi) yerel yöneticilerimizi seçmek üzere sandık başına gideceğiz. İzmir’de bundan tam da 50 yıl önce 1954’te de çok heyecanlı bir seçim yaşanmıştı. Doğrusu bu ya çok heyecanlı bir seçimdi… Seçime giren iddialı iki parti de temel hedef olarak “daha muasır, daha medeni bir İzmir” yaratmak olarak tanımlıyorlardı hedeflerini…  O sırada yönetimde bulunan Belediye Reisi ve arkadaşları seçimi yeniden kendi partilerine kazandırmak için bazı önlemler almışlar ve dönem için önemli bir atak olarak değerlendirilebilecek bir girişimle “İzmir Belediyesine Ait Umumi Ten(m)bihname” hazırlamışlardı.

İşte İzmir Eskiden’in başına aldığımız develerle ilgili uyarılar da, ya da dönemin deyimi ile ‘tembihler’ daha muasır bir kent yaratmaya yönelikti ve elbette seçim yatırımlarından ayrı değerlendirilmeliydi.  Zaten o zamanlar siyaset de şehrin iyiliği ön plana alınarak yapılırdı, Reis Beylerin, Reis adaylarının becerikli, şimdilerde bazı örneklerini gördüğümüz gibi de beceriksiz halkla ilişkilercileri, basın danışmanları, image-maker uzmanları yoktu. Aslolan samimiyetti, eski Türk filmleri kadar samimiydi siyaset de…

Bu arada özel bir not: İnsanın sahaflar arasında iyi bir ‘nâmı’ olmalı… Fotoğraf, kitap, eski kağıt, efemera değeri bileceksiniz. Borcunu zamanında ödemeyen, bir de üzerine gereksiz düşmanlıklar yaratan biriyseniz size hayatta bir şey satmazlar, hatta size ayırdıkları eski bir kitabı da başkasına da verirler. (Sizi sinir etmek için de sizin çok önemsediğiniz kitabı kime sattıklarını söylerler…) Bu ilkeleri çok iyi bildiğimiz için dürüstlüğünden kuşku duymadığımız sahaf dostlarımızla ilişkileri iyi tutarız. Bu tavrın ödülü de vardır elbette… İşte geçen yıl elimize ulaşan 1953-54 yılına ait “İzmir Belediyesine Ait Umumi Ten(m)bihname” de böyle bir ödüldür. Kimlerden kimlerden saklanmış da, bizim dükkana gelişimiz beklenmiştir…

İzmir’deki yerel yönetimlerin arşivinde bile bulunmadığına emin olduğumuz bu uyarılar listesi 50 yıl öncesinin İzmir’ine bir yolculuğa çıkarıyor insanı… Gece yarısı Karşıyaka, Kemalpaşa Caddesi’nin bitiminde, Kilise Sokağı’nın tam başındaki iki katlı evin kapalı pencerelerini bile aşarak içeri süzülen deve çanı seslerini gündüz niye duyamadığınız sorusunun karşılığını 40 sene sonra size vermesi gibi bir ödülü daha var elbette…

Şimdi ‘tembihname’nin sayfalarında, ya da 50 yıl önecisinin İzmir sokaklarında gezmenin zamanıdır… Kitapçığın girişindeki Umumi Hükümlerden aldığımız paragraflar modernitenin hedeflerini algılamamızı sağlayacaktır: “Dükkanı kuru süpürmek yasaktır… Gazoz, sinalko, şurup, su şerbet ve emsali meşrubat şişelerinde yüzen ve dibe çöken maddeler olmayacaktır.  Otel ve hanların odalarında ve koridorlarında yere yatak sermek yasaktır…”

Dönem henüz çevre bilincinin gelişmediği, buna karşın sanayileşmenin insan sağlığını tehdit edebileceğine dair kaygıların ‘el yordamı’ ile bulunabildiği dönemdir. İşte son derece samimi bir uyarı: Fabrika ve bil’umum müessese, tütün, palamut vesair imalathanelerle depoların dahili temizliklerine ve buralarda çalışan işçilerle bunların önünden gelip geçenlerin ve oturanlarla civar halkın sağlıklarına az veya çok olsun dokunacak her türlü fenalıkların vukuna bunların müdür ve başları mani olacaktır. “Kasaplık, kahvecilik, bakkallık, berberlik, fırıncılık” gibi iki işin bir arada yapılaması yasaktır.

GÖRSEL TEMİZLİK

Görsel temizliğin ve ortak yaşam yerlerinin önemi ise 50 yıl önce çoktan anlaşılmıştı… Bunların çoğu ev hanımlarınaydı: Cadde ve sokakların manzaralarını ihlal edecek surette bina hariçlerini teneke, çuval, muşamba, hasır parçaları ve benzerleriyle örtmek, binalar ve umumi çeşmeler önünde çamaşır vesair emval ve eşya yıkamak, her ne suretle olursa olsun karşıdan karşıya ip gererek çamaşır vesaire asmak, balkonlardan, pencerelerden, kapılardan sokaklara su serpmek, süprüntü atmak, kilim, çuval, masa örtüleri, yatak çarşafları silkmek, sokağa süprüntü atmak yasaktır ve her birinin cezası en az 10 liradır…

Bazı yasaklara bugünden bakıldığında yaşamın ne kadar değiştiğini ortaya koyuyor: Yaya kaldırımından hayvanla veya velespitle (bisikletle) geçmek, sokaklarda kafes içinde veya açıkta yırtıcı hayvanat gezdirmek ve teşhir etmek, kalabalık mahallerde, vesairede koç ve horoz dövüştürmek, dükkan haricinde hayvan nallamak, destan vesaire satmak ve reklamcılık kaydiyle cadde ve meydanlarda izdihama meydan vermek, ağızlıksız ve numarasız köpek gezdirmek ağzında olmayan köpekleri boynunda markası olsa dahi başı boş salıvermek, kendilerini idareden aciz çocuklara sandal ve hayvan kiralamak, açıkta denize girmek, rastgele yere abdest bozmak, yerlere tükürmek ve sümkürmek yasaktır.

CEZA KESİLECEK AHALİ

Genel uyarılar listesinde, ceza kesilecek ahali ise şöyle tanımlanıyordu: Radyoların dinlenmesine engel olacak şekilde motor, dinamo çalıştıranlardan parazit makinesi koymayanlar, saat 20’den sabah 8’e kadar bağırıp çağırarak veya herhangi bir vasıta ile gürültü ve şamata yaparak halkın huzurunu ihlal edenler, dükkanlarında kedi bulunduranlar, Türkçe’den gayrı bir lisanla bağırarak mal satanlar,  sinema, otobüs, tramvay ve vapur kamaralarında sigara içenler, tavuk ve benzerlerini başı aşağıda taşıyanlar, sokaklarda varil yuvarlayanlar, sinemaya ayakta müşteri alanlar, sinema salonunu film bittikten sonra 20 dakika boyunca havalandırmayanlar, sırt hamallığı yapanlar, eski gazete ve matbu (basılmış) kağıtlardan gazete yapanlar…

SAVAŞ ETKİLERİ

İkinci Dünya Savaşı biteli 5 yıl olmuştur ama halkı her an savaş çıkabilir diye korkutmak mümkündü… Umumi hükümlerin 74. maddesi şöyleydi: Hava savaşlarından gelecek yangınlardan korunmak için evlerinde yeterince kum bulundurmayanlar cezalandırılır. Büyük evlerde ellişer kiloluk 4, küçük evlerde ise ellişer kiloluk 2 torba kum bulunacaktır.

EĞLENCE YAŞAMI

Belediyenin elbette halkın eğlence yaşamı ile de ilgisi vardı… Getirilen yasaklar, uygulamalar ve sınırlamalar eğlence yaşamını da yansıtıyordu:  Bilumum ince saz, eğlence, karagöz, hokkabaz vesaire gibi bilâ ruhsat icrayı sanat etmek, seyyar bir halde ötede beride bilâ ruhsat çalgı çalmak, çocuk oyuncakları kurmak, umumi bahçelerde müskirat ithal ve istihsal etmek, bahçe dahilinde helalardan başka mahallerde tebevvül etmek ve helalara yazı yazmak, havuzlara taş atmak, yıkanmak, yüzmek ve havuzlara köpek sokmak,  çocuklara mahsus oyuncaklarla oynamak, bahçede bulunanların müsadeleri ve rızaları olmaksızın fotoğraflarını çekmek yasaktır.

Kahvehanelerde ocakların “ak çini” olması,  nargile marpuçlarının dezenfektan suya batırılması gerekirken, kahvehaneye lostracı sokmak ve potin boyatmak ise yasaktı.

FIRINCILAR, BALIKÇILAR, BERBERLER

İzmir Belediyesi Umumi Tembihnanesi daha sonra meslek gruplarına yönelik uyarılarla sürüyordu. Fırıncılar faslı ince ayrıntılarla doluydu,örneğin kürek konusunda, ‘Kürek dışarı çıkmayacaktır. Yer müsait değilse kırma kürek kullanılacaktır’ şeklinde kesin ifadeler yer alırken, paçal yapanların yani hamuru karıştıranların kollarındaki kıllar ile tırnakların kesilmiş olması zorunluluğu getirilmişti. Çekirdek, fıstıkçı, leblebici fırınları ile bunları satan dükkanlarda çalışanlara beyaz gömlek giyme zorunluluğu getirilmesi, hamamlar faslında ise  kan almanın, sülük yapıştırmanın yasaklanması,  hamam işçilerinin üç ayda bir patronları ile genel sağlık kontrolünden geçirilmesi, peştamal v e havluların ütülü, takunyaların kuru olması mecburiydi. Deniz hamamlarında ‘vukuu melhuz’ boğulma olaylarına karşı cankurtaran bulundurulması gerekliydi. Otel ve hanların temizliği için alınan temizlik önlemleri çok ağırdı. İzmir’in bölgenin en önemli hastaneleri ve doktorlarına sahip olması o dönemde bir sağlık turizmi olgusunu da peşi sıra getiriyordu: “Odalarda tarak ve baş fırçası olmayacaktır. Abdesthaneler daima temiz badanalı veya çini olacaktır. Hekim raporu olmadıkça hasta veya yaralı kabul edilmeyecek, geç vakit gelen bir hasta olursa ayrı bir odada yatırılabilir, fakat hemen belediye hekimine bildirilecektir. Otelde yatmakta iken hastalıktan ölürse yine hemen hekime haber verilecektir.

Tembihname, otel, han ve aile evlerinde kullanılması gereken suları sıralarken dönemde nüfusu 300 bin kişiye yaklaşan İzmir’de 4 koldan su verildiğini de ortaya koyuyor: Binada Halkapınar, Vezir, Osmanağa ve Yamanlar sularından gelen borularla akan su bulunacaktır… Berberlerin havlu kullanması yerine temiz, beyaz ve keten veya pamuk peçeteler her müşteriye ütülü olarak verilemesi isteniyordu. Traş olduktan sonra yüzün leğende yıkanması da yasaklanmıştı…

Kasaplar faslında anavatanı Türkiye olmasına karşın artık üretilmeyen bir kağıda rastlıyoruz: Etler parşümen kağıtlarına sarılacaktır, müşteriye kağıtısız et verilmeyecektir. Kasapların koyun ve keçi etini, manda ve dana etini yan yana satmasının yasak olduğu bildirilmekte, deve etinin ise satışının ise apayrı dükkanda satılması zorunluydu.

Balıkçılar faslı ise çok net bir sözle başlıyordu: Balıkların kulaklarını boyamak yasaktır… (Daha sonraları bayatlamış iri balıklara taze sardalye gözünü nakleden balıkçılar henüz işbaşi yapmamıştı zaten…)

Şekercilerin suni boyalarla şerbet, limonata ve benzerlerini yapmanın yasak olduğu, şeker ve şekerlemeler safi şekerden olacaktı. Bu arada artık tarihe karışan gazoz fabrikaları için de yasak ve uygulamalar getirilmişti.  Ahırlar, makarna fabrikaları, susam ve zeytin yağhaneleri, rakı ve şarap imalathaneleri, incir ve üzüm işleme yerlerine ait için de sıhhi talimatname de önemli bir yer tutuyordu.

Kitabın ikinci bölümü ise ‘Seyrüsefer’ başlığını taşıyordu. Bu bölümün ‘umumi’ kısmında 6. madde çok netti: Otomobil, araba vesaire ile yarış etmek yasaktır.  Hızlı giderek halkın üzerine su ve çamur sıçratmanın cezası ise hayli caydırıcı idi: 10 TL… Günümüzde otomobilin en az bulunduğu kent en modern kent olarak kabul ediliyor…  Araç kullanıcılarına net uyarılar var bu çerçeve içinde: Bilumum vesaitte tek klaksiyon kornadan fazlasının bulunması ve çalınması, her nerede olursa olsun çalıştığı vesaitin başından ayrılmak ve bu vesaiti gazino, kahve vesair yerlerin önünde bırakarak içeriye girip oturmak yasaktır. Bu arada bugün de geçerli olması gereken bir kurala 50 yıl öncesinden dikkat çekmek gerek: Atatürk, İnönü ve Şehitler caddeleriyle. Gazi ve Fevzipaşa Bulvarlarında 40 kilometre süratle seyrüsefer yapılır.

Daha sonra hususi otomobiller, taksiler, otobüsler, kamyonlar, motosikletler, bisikletler ve tramvaylar fasılları yer alıyor, bu araçları kullananların yapmaları ve yapmamaları gerekenler tek tek sayılıyordu. Kayıkçılar için getirilen koşullar arasında ise 18 yaşından büyük olmak ve ‘sandalı idareye kafi kuvvet ve kudrette olmak’ yer alıyordu. El arabası kullanan hamalların da nasıl davranacakları anlatılıyordu…

Bu tenbihnamenin 1954 seçimlerini ne kadar etkilediğini bilmiyoruz… Bildiğimiz 50 yıl önceki İzmir’in bütün bu yasaklara ve uyarılara karşın çok da yaşanası bir kent olduğu…

 

 
< Önceki   Sonraki >