Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow İzmir Yazıları arrow İzmir Kayıkları& Şehrin denize dönük yüzü&
İzmir Kayıkları& Şehrin denize dönük yüzü& Yazdır E-posta
Pazartesi, 11 Haziran 2007

İzmir Kayıkları’nın körfezde gezmeye başlaması ile birlikte, denizle barışıklığımız biraz daha artacak… Körfez’de örgütlü ulaşım 125 sene önce başladı… Ama İzmir kayıklarının, kayıkçılarının öyküsü çok eskilere dayanıyor…

 

Yunanlı dostlarımız Haris Alexiu’ya, kısaca “Harilu” diyorlar. Haris Alexiu 1923’teki Büyük Mübadele’de İzmir Limanı’ndan kalkan gemilere binmiş bir ailenin torunu, anneannesi Bulgurcalı… İzmir’e yaptığı kısa ziyarette Bulgurca’yı çok görmek istemişti… Bir de anneannesinden kalan İzmir şarkısını mırıldanmayı da ihmal etmemişti, hem de Türkçe sözleriyle, “Gel, gel kayikçi” diyerek…

Ocak ayı içinde yapılması gerekirken, yoğun yağmur nedeniyle denize inişleri ertelenen İzmir Kayıkları’nın ilki Şubat sonunda İstanbul’da açılan Boat Show’da denizseverlerle buluştu. Biz de İstanbul seyahatimizin ortasında bir yere bu kayığı görme keyfini sıkıştırdık.  Önümüzdeki aylarda hem Büyükşehir Belediyesi’nin hem de Konak ve diğer metropol ilçe belediyelerinin katkılarıyla Körfez’de 15 tane İzmir Kayığı geziyor olacak, onlara Kordon’dan keyifle bakmak da bizim işimiz olacak.

Bu kayığın projesi ve yapımını 360 Derece Araştırma Grubu gerçekleştiriyor. Grubun bu projedeki  yola çıkış nedeni, Teknolojik gelişmelerle birlikte günümüzde yok olan bir çok gelenek gibi denizcilik geleneğinde de yok olmus ve/veya yok olmaya yüz tutmuş tekne tiplerini canlandırmak… Bir zamanlar İzmir'in Pasaport İskelesi'ni dolduran, sayfalarımızda da görebileceğiniz gibi Gülcemal Vapuru eski Liman’a girerken aniden hareketlenen geleneksel İzmir Kayıklarını canlandırmak da bunlardan sadece biri .

İzmir’in yüzünün denize dönüklüğü elbette sadece bu kayıklarla, kayıkçılarla ilgili değil…  Değerini  bilemediğimiz büyük bir denizci olan Piri Reis, Kitab-ı Bahriye’sinde, “İzmir limanının ağzı dar olduğundan gemiler girerken iki yana değerdi” demiş. Bu limanı sakın İnciraltı girişi zannetmeyin, burada sözü edilen en eski İzmir Limanı aslında bugünkü Anafartalar Caddesi’nin yani Kemeraltı’nın aksıdır. Bir ucunda Soğan Kalesi ve bu kaleden adını alan  Hisar camii diğer ucunda ise Şadırvan Camii bulunuyordu. Kestanepazarı, Başoturak ya da Başdurak ve Kemeraltı camileri de deniz kıyısında idiler. Piri Reis’in tanımı, İzmir’in henüz “Levant” şehri olmaya yeni yeni başladığı döneme, 16. yüzyılın ilk yarısına ilişkin bilgiler taşıyor bize…

Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi Yöneticisi dostumuz Dr. Fikret Yılmaz; İzmir’e gelen gemi sayısının 16. yüzyılın sonlarında arttığına dikkat çekiyor: “1575 yılından itibaren yükselen ticaret hadleri, İzmir’e gelen ve giden gemi sayısının arttığından şüphe etmemize mahal bırakmıyor. Bu durumdaysa, liman yetersizken deniz ticareti nasıl yükseliyordu sorusuna verilecek bir cevap gerekiyor. Cevap basit aslında: Yükleme, boşaltma ve liman içinde nakliye işleri kayıklarla yapılıyordu. Hem de adıyla sanıyla, İzmir kayıklarıyla…”

Fikret Yılmaz’ın İzmir’de kayıklara duyulan gereksinim üzerine değerlendirmesi ise şöyle: 17. yüzyıl ortasında yapılan bir sayımdan, İç liman çevresinde irili ufaklı 76 tane han olduğu anlaşılıyor. Pek çoğu depolama için kullanılan bu hanların, yaklaşık elli yılda ortaya çıktığı düşünülürse, İzmir’in Akdeniz ticaretinin merkezi olacağı yolculukta, kısa sürede epeyce mesafe aldığı sonucu çıkarılabilir. Üstelik sadece çıkarım değil, araştırmaların doğruladığı bir sıçramadır bu… İzmir’in yüzlerce yıl sürdüreceği liman kent özelliğini kazandığı sürecin başlangıç evresidir belirtilen sıçrama aşaması! Bu büyük transformasyonun çok az bilinen, hatta tamamen kaybolmuş gizli aktörlerinin başında da kayıklar ve kayıkçılar geliyor. Belki daha önemlisi de, İzmir limanında kullanılan kayıklardan birisinin bu kente özgü oluşudur. Osmanlı kaynaklarında “yerli kayıklar” şeklinde, farklılığı vurgulanan kayıkların hanlardan gemilere veya gemilerden hanlara yük naklederek yaptığı katkı önemlidir. Liman kentlerde, kentlerin fiziksel dokusundan tutunda sosyal yaşamın biçimlenişine kadar hayatın her ayrıntısına liman etrafında akan ilişki ağının sızması söz konusudur.

Neredeyse 450 yıl kayıklar yaşamın ayrılmaz parçası olmuş bu kentte. Nakliye dışında sosyal yaşamda da kullanılırlarmış, Tahir Türetken Ağabeyimizin anımsattığına göre yarışlar da yapılırmış İzmir kayıklarıyla... Sadece İzmir kayığı değil, “kefere kayıkları”, “Frenkkari kayıklar” ; 19. yüzyıl ortalarından sonra da “Avrupai kayıklar” diyerek tanımladığı çeşit çeşit kayık görmek mümkündü İzmir Körfezi’nde…

Körfez’deki vapurlar

Kayıkların macerası bir yana, İzmir Körfezi’nde vapur işletmek 19. yüz yıl ortalarında en büyük “girişim” işlerinden biriydi. Gerek Müslüman, gerekse gayrımüslim ve Frenk taifesi İzmir Körfezi’nde vapur işletmek için çaba harcardı. Tabii ki o zamanlar Kabotaj Yasası filan da yok, Yunanlılar başta olmak üzere İngilizler hatta Ruslar bile İzmir Körfezi’nde vapur işletmeye başlamışlardı. Ancak 1875’lerde vapur işletme izninin padişahın fermanı ile olacağına karar verilmesine kadar.


Elbette İzmir Körfezi’ndeki düzenli taşımacılık bir başka yazının konusudur ama bu konuda şimdiden küçük bir bilgi aktaralım:

Yrd.Doç. Dr. Sadık Kurt’un yaptığı araştırmaya göre İzmir Körfezi'nde vapur işletmek için imtiyaz talebinde bulunan ilk girişimci Demistokles Baltazzi olmuş. Aynı tarihlerde İzmir Belediyesi de körfezde vapur işletmek için girişimde bulunmuş, ancak bu başvuru “belediyenin yeterli sermayesi ve vapur işletmeye yeterli gücü olmadığı” belirtilerek kabul edilmemiş ve  İzmir'de vapur işletme imtiyazı İzmirli  Yahya Hayati Paşa'nın başkanlığını yaptığı bir gruba verilmişti.

Yahya Hayati Paşa’dan da söz edelim hemen: Akrabalarının bir türlü yerel yöneticilerle anlaşamaması sonucu Bayraklı’daki köşkü giderek harabeye dönüşen dönemin İzmir’deki en ünlü kimliğidir… 15 Ağustos 1883’te imtiyazı alan Yahya Hayati Paşa, İzmir Hamidiye Vapur Şirketi adıyla bir kumpanya kurarak, 1884 yılı Şubat ayından itibaren körfezde yolcu taşımacılığına başlarmıştır.

Şirketin kurucuları Yahya Hayati Paşa, Balyozzade Matyos, Karabet, İsayi, İsayan, Arnabutoğlu Dimitri, Eskinazi Erdid ve Kazancızade Mehmet Efendiler'di. Kumpanya iç körfezde Alaybey, Karşıyaka, Osmanzade, Bostanlı, Bayraklı, Konak, Karataş, Karantina, Kokaryalı iskelelerine düzenli seferler yapacaktı. Dış körfezde ise Abdullah Ağa Çiftliği (Narlıdere), Kilizman, Urla, Karaburun ve Foçalara vapur işletecek, körfez dışında Çeşme Ilıcası, Midilli, Ayvalık, Dikili ve Kuşadası'na seferler düzenleyecekti. Bu dönemde vapurların yanaştığı bütün iskeleler ahşaptan inşa edilmişti.
Denizci, Kaptan ve Araştırmacı Eser Tutel’e göre ise, 1908 yılında İzmir Hamidiye Vapur Şirketi'nin yönetimi değişmiş, Belçikalı bir işletmeci grubu, şirketin hisselerine sahip olmuş ve şirketin de adını İzmir Körfezi Osmanlı Vapurları Şirketine dönüştürmüştü. Şirketin imtiyaz süresi 1916 yılında sona ermiş, ancak Karşıyaka ve Göztepe'de oturan halkın mağdur olmaması için Valilik şirketle geçici bir anlaşma yapmıştı. İşgal yıllarında İzmirli girişimcilerden Guifray, Whittal, Rees ve Paterson İzmir Körfezi'nde vapur işletmek için bir şirket kurarak, işletme iznini alırlar. İzmir'in kurtuluşunun ardından yeni yönetim, 1923 yılında İzmir Körfezi'nde Vapur İşletme imtiyazını Uşakizade Muammer Bey'e verir.

1925 yılından sonra körfezde taşımacılık kamu ağırlıklı İzmir Liman ve Körfez İşleri şirketine devredilmiş, sonrasında Denizcilik İşletmeleri ulaşım konusunu üzerine almış ve 1999'da İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne devrine kadar bu görevini yürütmüştür.


İzmir Kayığının Başı Kıçı birdir

360 Derece Araştırma Grubu , başı kıçı bir, dar ve uzun, yelken ve kürek seyri yapabilen bu tekneleri eski İzmir fotoğraflarından bulup çıkardı. Bu yolla sivil kaptan yetiştiren okulların öğrencilerinin ve İzmir halkının deniz sevgilerini arttırmak ve pratiklerini geliştirmelerine olanak sağlamak projenin temelini teşkil ediyor… Tarihsel kökleriyle deniz insanlarının yurdu Ege'nin en büyük kenti olan İzmir'in deniz bağlarını gözler önüne serme olanağını vermesi. Projenin hedefleri arasında, •  İzmir tarihinde derin izleri olan bu kayıkları, tekrar imal edip yeni kuşaklara taşımak  İzmir Kayıkları'nın yeniden yapım süreci ile bugünü, geçmişten modellenmiş haliyle dünü ve konunun evrensel boyutuyla tüm zamanları içeren deniz insanları ve deniz şehri İzmir'i anlatan bir belgesel film hazırlamak, geleneksel kullanım amaçlarının yok olmasından dolayı İzmir kayıklarını yaşatacak projeler üretmek, Dikili-Midilli arasında düzenlenecek sivil kaptan yetiştiren okul öğrencilerinin katılacağı seferler düzenlemek olarak belirlemiş

Ayrıca bir de belgesel çekilecek konuyla ilgili… Bu belgesel film, İzmir Kayıkları'nın yeniden yapım süreci ile bugünü, geçmişten modellenmiş haliyle dünü ve konunun evrensel boyutuyla tüm zamanları içeren deniz insanları ve deniz şehri İzmir'i anlatacaktır.

Bu belgesel filmin hedefi, İzmir kent kimliğinin yok olmuş öğelerinden birisi olan İzmir Kayıklarını, bu kimliğin yeniden bir parçası haline getirilmesi çabasına bir katkı sunmaktır. Yeniden kimliğe dahil edilme çabalarının ilki ve en önemlisi, kayığın yeniden inşasıdır. Ancak, belgesel film ile bu yeniden inşa süreci, kayığın özellikleri, geçmişte kentin kimliğinde oynadığı rol ve bugünkü anlamının aktarılmasıyla, geniş kitleler tarafından tanınması ve sahiplenilmesi hedefleniyor.


İzmir’e ait bir gelenek: Martafal atmak!

Hıdrellez sabahı Konak, Kordon ve Karşıyaka’da güneşin doğduğu saatlerde onlarca yüzlerce insanı denize bir şeyler atarken 2005’te de göreceğimizden kuşkum yok. İşte tam da burada
Dr. Fikret Yılmaz, İzmir sözlüğünden bir deyimle çıkıyor karşımıza: Martafal Atmak….İzmirli Türkler  yaşlı genç, kadın erkek, çoluk çocuk  Hıdrellez günlerinde “martafal” atmaya çıkarlardı denize… Martafal atmak, bu kentin kültürel antropolojisinde hâlâ devam eden, 5-6 Mayıs günleri denize dilek atma geleneği! Tabii, artık kayık olmadığı için ancak denizin kenarından bırakılıyor suya dilekler.    Bu arada başka martafallar da halka atılıp duruluyor yıllardır.

 

 
< Önceki   Sonraki >