Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow İzmir Yazıları arrow Uzaklarda yaşayan İzmir Müzik Geleneği
Uzaklarda yaşayan İzmir Müzik Geleneği Yazdır E-posta
Pazartesi, 11 Haziran 2007

İzmir’in gibi bir kentin tarihi sadece görsel olarak anlatılamaz. Şimdilerde uygar kentler tarihlerini beş duyuya seslenerek anlatıyorlar. İzmir’in tarihini de dokunabileceğimiz, tadabileceğimiz, koklayabileceğimiz ve işitebileceğimiz şekilde anlatabiliriz.

Böyle bir  tarih yaratılabilirse kentli kentine daha çok sahiplenecektir. Bu çerçevede Atina’da “İzmir Müzik Yaşamı” adlı bir kitap yazan  Kalivyotis’e teşekkür borcumuz var.

 


1960’lı yılların sonu, 70’li yılların başı. Filmlerde Filiz Akın ile AlikiVuyuklaki’nin birbiriyle yarıştırılıp karıştırıldığı yıllar... Dönemin müzik dergilerinde bazı aranjörlerin birbirini suçladıkları haberler çıkıyor, “Yunan müziğini alıyor, Türkçe sözler yazıyorsunuz, ayıptır ayıp!” Haberi okuyanlar ister istemez, “Yuh be!” Diyorlar, “adamlar bizi amma da kandırmış. Ama sevmiştik bu parçayı....”

O yıllar gerginlik yılları, belleğin ise yenilenmesinin unutulduğu yıllar neredeyse. 1922’de Anadolu’dan göç eden eski Roma halkı (ki biz onlara doğal olarak Rum diyorduk) yanında Anadolu’nun bir çok geleneği gibi müziklerini de götürmüştü. Ana dilleri Türkçe olan bu insanların o  zamanlar çocukları, şimdiler de torunları içinde çok sayıda Türkçe sözcük taşıyan şarkılar yapmaya, Anadolu’nun binlerce yıllık geleneğinin izlerini çok uzaklarda, hem de “İzmir müzik geleneğine”uygun olarak sürdürüyorlardı.
Bu yazıyı yazmamızın iki nedeni var:  Birincisi ABD’den gelen sevgili bir dostumuz gittiği bir Rembetiko (bundan sonra rebetiko okuyunuz) meyhanesinde dinlediği, “Amaneler” için bunların “Anavatanı İzmir’dir” denildiğinde çok şaşırması, ikincisi de elimize kısa bir süre önce geçen İzmir Müzik Yaşamı-1900-1922 adlı kitap. Aristotelis Kalivyotis tarafından yazılmış...

New York’ta Queens bölümündeki Astoria Mahallesi’nde  “İzmir Şarkıları” dinleyince şaşıran arkadaşıma, yarı Türkçe, yarı Rumca şarkıların sayısının umduğundan da fazla olduğunu söyledim ve ekledim: “Bugün dünyada Yunanistan’ın “yer altı müziği” diye bilinen “Rembetiko” İzmir sokaklarında doğmuş, Pire’de gelişip bütün dünyaya yayılmıştır.”

Aslında dünya müzikçileri Avustralyalı bir müzikolog olan Gail Holst’un yazdığı kitap ve Kostas Feris’in aynı adlı filmi ile tanımışlardı Rembetiko’yu.  Bir süre Yunanistan'da yaşayan Gail Holst, yerel Yunan müziğine duyduğu ilgi nedeniyle 'rembetiko' hakkında araştırmalar yaptı. Bu konudaki ilk kitabını 1975 yılında yazdı. Yunan müziği üzerine yapmış olduğu belgesel filmi 'Rebetika the Blues of Greece' ödül kazandı. Popüler Yunan müziği üzerine makaleler de yazan Gail Holst halen Princeton Üniversitesinde Helenistik Çalışmalar Programında konuk araştırma görevlisidir.  Rembetiko filminin yönetmeni Kostas Feris’i de çok etkileyen Holst’un bu çalışması müziğin kökenlerini İzmir’e taşımıştı. Kostas Feris’in filmini ve o ünlü bölümü nasıl unuturuz: Bu film, rembetikonun Atina'da ve Pire'de o gariban Anadolulu Rum göçmenlerin söylediği, afyon çekilen kahvelerde çalınan bir müzik olduğuydu. Filmde bir de Türkçe sözlü şarkı vardı. Yaşlı bir göçmen Pire'deki göçmenler kahvesinde sazını alıp, Ödemiş kavakları/ Dökülür yaprakları diye çalıp söylemeye başlamıştı, ve herkesi bir hüzün sarmıştı.


Mübadelenin müziği nerede yaşıyor?

Türkiye ile Yunanistan arasında 80 yıl önce imzalanan mübadele antlaşması iki ülkede bugün de izlerini gördüğümüz önemli değişikliklere yol açtı, yarattığı bütün acılara karşın... Mübadiller yanlarında  kendi müzik kültürlerini de birlikte götürdüler. Bu da Yunan şehir müziğinin etkilenmesine sebep oldu. Modern Yunan devletinin oluşumu sırasında (1850’ler)  üst ve orta sınıf Klasik Avrupa Müziği’ne yönelmişti. Diğer yanda Yunan ve Bizans geleneksel müziği vardı. Fakir işçi sınıfı ise kendileri gibi yoksul olan mübadillerle yakın ilişkiler kurmuştu. Bu yönden bakıldığında Rembetiko hep yoksul ve dışlanmışların müziği olmuştur. Bölgelere göre değişen farklı stillerdeki sözler, sevinci, üzüntüyü, günlük yaşamın zorluklarını anlatıyor. Rembetiko’nun en iyi tanımını Gail Holst “Rembetiko” adlı kitabında veriyor: “Rembetikoyu özel kılan, geleneksel müzik ve Doğu Akdeniz ezgilerinin kombinasyonu ile şehirlerdeki yeraltı yaşamını ve toplumun az bilinen özelliklerini anlatan şarkı sözleridir.”

Yunanlı Faşist General Metaxas'ın 1936 yılında Pire'deki batakhaneleri yakması ve böylece Rembetika'ya karşı olan baskı döneminin başlaması da durumu değiştirmemiş. Aslında rembetikonun kökeni müzik ve sözlerin doğaçlama oluşturulduğu sözlü edebiyata dayalıdır. Şarkılar daima taksim denilen enstrümental bir girişle başlar. Bu bölümde müzisyen yeteneğini sergiler. Taksim çalınacak şarkının ruh halini belirler ve genelde yirmi dakika kadar sürer. Bu girişin ardından şarkı başlar. Sanatçı genellikle sözleri doğaçlar. Sözler genellikle dinleyenlerin duymak istedikleri, güncel olaylarla ilgili moral bulmak istedikleri sözlerdir. Bu sözler şimdi sadece Amerika’da değil, Arjantin’den Avustralya’ya uzanan çizgide kendini gösteriyor.

Şimdi de Yunanlı müzik yazarı Petrapoulos’a dönelim: 1922 yılı rebetikonun gelişmesinde ve yayılmasında dönüm noktasıdır. Bu tarih Yunanistan’da Küçük Asya Felaketi diye anılacaktır. Genellikle Yunanistan’ın büyük kent merkezlerine kitleler halinde gelen büyük sığınmacı dalgası, ülkenin toplumsal ve kültürel gerçekliğinde önemli değişiklikler meydana getirdi. Yaşadığı çevreden ayrılmış Rumlar, yoksulluk ve işsizlikle karı kaşıya kaldılar ve rebetlerle aynı toplumsal yaşamı paylaştılar.
 
Çok sayıda sığınmacı kendi enstrüman ve müzikleriyle rebetlere katıldılar. Sığınmacı işadamları rebet müziğinin çalındığı kendi “Kafe Aman”larını açtılar. Böylece, hapishane ve tekkelerin dar sınırlarından kurtulan rebet müziği daha geniş toplumsal çevrelerinin duygularını dile getirmeye başladı. Bu sırada, tarım toplumunun müziği olan Yunan Halk Müziği doyum noktasına ulaştı ve ülkenin kentsel gelişiminden sonra artık insanlarda bir duygu uyandırmadı. Bir boşluk vardı ve bu boşluk sığınmacılar ve rebetlerle dolduruldu.
 
Rembetiko için üç dönemden söz edilebilir:  1. İzmir Dönemi (1922-1932): İzmir usulü “Kafe Aman” ların hüküm sürdüğü dönem. 2. Rebetikonun yeraltına inmesiyle karakterize edilen klasik dönem(1942-1952) 3. Popüler dönem: Rebetiko bu dönemde yer altı sendromundan kurtuluyor ve Yunanistan’ın ulusal müziği haline geliyor.
 
Rebetisler

Rembetiko, rebetisler tarafından çalınıp söylenen müziktir. “Rebetis” terimi ayrı bir yaşam mantalitesi, davranışı, bakışı ve tarzı olan karakteristik bir erkek tipini tanımlıyor. ( rebetis: Asi, kural tanımayan.)  karakteristik rebetis, toplum dışıdır, kurumsal güçlere meydan okur. Fakat onlara karşı militanca eylemlerde bulunmaz. Toplumsal geleneklerin dışında olduğu izlenimini verir, bununla birlikte yasadışı olmaktan kaçınır, yer altı dünyasıyla kendini özdeşleştirmez. Argo bir dil konuşur, her zaman silah taşır. Bir rebetis yoksul ve sıradandır.
 
Rembetiko Dansları
 
Rembetiko danslarını Petrapoulos üç çeşit olarak sıralıyor. Rastlantıya bakın ki, üç dansın adı da Türkçe: Zeybekikos (Zeybek Havası Zeybekikos, zeybeklerin savaş dansıdır. Zeybekler savaşçıdır.) Kasap Havası: ( Osmanlı döneminde İstanbul’daki kasaplar Arnavut Rumlarının soyundan geliyordu.) Çiftetelli: (Dans iki telli kemanla çalınmasından bu adı alır. Vücudun cinsel duygu uyandırıcı, iç gıdıklayıcı hareketlerinden oluşur.)

İzmir Müzik Yaşamı 1900-1922

Gelelim yazımızın nedeni olan kitaba... “Memleketler insanlar gibidir, ancak onları unutmaya başladığımızda ölürler” diyen Yunanlı Prof. Enepekidis’e gönderme yaparak kitabına giriş yapan Aristoteis Kalivyotis daha sonra şunları söylüyor. (Çeviri için Sayın Teodora Hacudi’ye teşekkürler...)

19. yüzyıl sonlarında ve özellikle 1922’lerden sonra Yunanistan’a gelen İzmir Müzik geleneği, rembetikonun (rebetiko okunacak) sonraları da günümüz halk şarkılarının temelini oluşturmuştur. Buna rağmen bir çok yönü gerek toplum, gerekse bu konuyu araştıranlar tarafından bilinmemektedir. Bu konudaki araştırmalarda öne çıkan noksanlıklarda veya tarihsel kaynakların kesintiye uğramasında İzmir’in felaketi ve Yunanlı nüfusun zoraki göçü önemli rol oynamıştır.

İlk olarak Gramophone şirketi tarafından 1911 yılında İzmir’de kayda alınan eserler hakkında bir makalenin yazılması fikriyle başladı... Metni yazmaya başladığımda 1900-1922 arası İzmir müzik yaşantısının tamamını kapsayan bir araştırmanın daha iyi olacağını anladım.  Kendi koleksiyonum (plak, kitap, belgeler) ve dostlarımın elindeki malzemeleri temel alarak bulabildiğim tüm bilgileri işlemeye başlayarak bu kitabı yazmaya başladım.
 
Söz konusu çalışmada 1900-1922 döneminde çok yönlü İzmir Müzik yaşantısının yeni yönleri gösterilmektedir. Halk kesiminin olduğu kadar daha yüksek ekonomik sınıfların da müzik eğlencesi sunulmaktadır.  İzmir’de müzik aletleri ve ürünleri satan dükkanların envanterleri yapılmıştır. Bazı dükkanlarda kayıt cihazları, gramofonlar, silindirler ve plaklar satılmaktaydı. Bütün bunlar 19. yüzyıl sonundaki icatlardı. 20. yüzyıl başlarında ise ticari üretimin basamaklarındaydı. Son olarak 1900-1922 döneminde İzmir’de yapılan kayıtlara ve İstanbul’daki İzmirli müzik gruplarına değiniyoruz. Yeni kurulmuş plak şirketlerinin tüm dünyaya  yeni şarkılarının kaydının yapılması için hamle yaptıkları bir dönemdir. İzmir’in kayıtları önemli belgeler olarak kayda geçmektedir. Ve tüm detaylarıyla kaydedilmeye değerdir. Şarkılarının çeşitliliği ile dönemin müzik atmosferinin derecesini gösteriyor...
Kullanılan fotoğrafların kaynağı için sistematik bir açıklama yapılmaktadır.”

Kitabı incelediğimizde sadece Rum şarkıcıların değil, Yahudi ve Türk şarkıcıların da plakları olduğunu görüyoruz. Bunlar arasında Yahudi İzak Algazi, Tsanakas diye yazılan Çanakas diye okuyabileceğimiz Ovannes diye yazılan büyük olasılık bugünkü yazımla Ohannes olan şarkıcılar dikkat çekiyor. Bir de, Menemenli bir besleme olan Lefter var ve  biraz da Küçük Emrah benzeri bir kendini acındırmayla Lefteris Beslemedakis Melemenlis diye tanıtıyor. İşin ruhunda bulunan bugünkü gözüyaşlı şarkılarla benzerlik az değil.

Elimizde 7 dilde faturası bulunan dönemin en büyük mağazası Orosdi Back ile kolonyaları Cumhuriyete kadar yetişen Eyüp Sabri Bey’in dükkanının reklamları da ilginç. Bu reklamların hangi gazetelerden kesildiği belli değil.

Böyle bir çalışmayı yıllar önce Midilli’deki Ege Üniversitesi de yapmıştı... İzmir’in zengin müzik geleneği de zaten sadece böyle bir kitaba sığmaz. Size Midilli Ege Üniversitesi’nin bu çalışmasını da anlatacağız önümüzdeki sayılarda. Bu çerçeve içindeki yazılarla zaman zaman İzmirlife Dergisi sayfalarında karşılaşacaksınız...

İzmir’in tarihi sadece görsel olarak anlatılamaz. Şimdi modern kentler tarihlerini beş duyuya seslenerek anlatıyorlar. Böyle bir tarihten söz edilecekse, dokunabileceğimiz, tadabileceğimiz, koklayabileceğimiz ve işitebileceğimiz bir tarih yaratılabilirse kentli kentine daha çok sahiplenecektir. Bu çerçevede Aristotelis Kalivyotis’e teşekkür borcumuz var.

 

 

Gerçek Rembetiko’yu Muammer Ketencoğlu yaşatıyor...
İzmir’den Atina’ya uzanan rembetiko yolunu en iyi kim izliyor derseniz, tek yanıt veririz: Tireli Muammer Ketencoğlu. İzmirli göçmenlerin Pire’deki izbe kahvehanelerde yatıp kalkaların icra ettiği, en azından ipini çektiği bir müzik, ifade türü olmuş. Rembetiko ile ilgili arşivleri didikleyen, herbir yerden taş plakları alan ve tam bir rembetiko kurdu olan Muammer Ketencoğlu’na çok şey borçluyuz. Sanırım sadece Türkiye`de değil dünya`da bu konunun en bilgililerinden biri Muammer Ketencoğlu.

 

 
< Önceki   Sonraki >