Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow İzmir Yazıları arrow Kentle helalleşme çabası&
Kentle helalleşme çabası& Yazdır E-posta
Pazartesi, 11 Haziran 2007

Geçen Nisan’da düzenlenen İzmir Kitap Fuarı’nda Doğan Kitap standına gidenler İzmir’i alevler içinde gösteren bir afişle karşılaşıyorlardı. Bu afişin orada bulunması rastlantı değildi elbette...

 Yazdığı kitaplarla bugüne kadar İstanbul aşığı bir yazar olarak tanınan Mehmet Coral’ın İzmir adlı romanının afişi idi  bu fotoğraf... İzmir’de 13 Eylül 1922 günü çıkan ve hala kim tarafından çıkarıldığı belli olmayan yangını gösteren ilk renkli resimdi bu. Londra’da bir sahafta bulunmuş ve daha sonra renklendirilmişti.

Aslında bizler Bizans ve Osmanlı tarihini romanlaştırarak yazan Mehmet Coral’ı İstanbul’un gizlerini çok iyi bilen, bu gizlerden romanlar çıkaran bir insan olarak tanımıştık... Ama, kış aylarında İzmir’den kargo şirketleri aracılığı ile radika, cibez, turpotu, tenekeyle Ayvalık sızması getirtecek kadar Egeliydi... Mehmet Coral, kendisini ‘aslında  yedi göbek İzmirli’ olarak tanımlıyor. Karşıyaka’da geçen çocukluk yılları sonrasında,  Bornova Anadolu Lisesi’nin adı Maarif Koleji iken 1969’da bitirmiş, iş hayatına atılmış. Yazarlık serüveninin başlamasını  “artık o kadar dolmuştum ki, yazmasaydım sağılmamış inek gibi çatlardım” diye anlatıyor.

İzmir’i, Batı Anadolu’yu, “kutlu topraklar” olarak nitelendiren Mehmet Coral son kitabını bir tabuyu yıkmaya ayırmış adeta... İzmir kitabı için  “Yunanlıların İzmir’i işgali, yaptıkları büyük mezalimin fikri nedeni olan Megali İdea ve onu izleyen olaylar dizisini farklı bir perspektiften işledim ve sanırım Türk edebiyatında da roman formatında ilk kez ele alınıyor bu konu” diyen Coral son üç yıldır, sık sık İzmir’de olmaktan büyük keyif alıyor. Neden son üç yıldır derseniz Başkan Piriştina’nın İzmir’de yarattığı büyük değişim onu İzmir’le barıştırmış... Bakın ne diyor bu konuda: ‘Kesinlikle politika yapmıyorum. Ahmet Piriştina ile tanışıklığım da 14 Mayıs 2003’teki İzmir ziyaretim sırasında oldu. Fakat kitapta da söylediğim gibi beni İzmir'den soğutan ne kadar olay varsa,  başka dünyanın hiçbir yerinde yaşayamam dediğim İzmir'den kaçma nedenlerimin tamamını tersine çeviren bir insan Ahmet Piriştina. Biz İstanbul’da yaşayan İzmirliler, İzmir bir daha adam olmaz,  İzmir bir daha eski güzel İzmir olamaz, Körfez öldü bitti derken, insanların gelmek için can attığı değil kaçmak için uğraştığı bir şehir oldu derken son 4 yılda yapılanlarla kentimizi yeniden sevdik. Hiç yaşamak istemediğim İstanbul'a gidip de, oraya vurulduğum,  ikinci bir aşk yakaladığım yerde beni tekrar manyetik bir şekilde İzmir'e çeken son 4 yılda olanlardır. Sadece ben mi,  benim gibi düşünen bir çok insanı da bir umut ışığı saçmaya başladı. Bizim İstanbul’da küçük bir İzmirliler kolonomiz var  Artık sık sık İzmir’e gidelim, Kemeraltı’nda dolaşalım alışveriş yapalım, Çeşme'ye, Foça’ya gidelim balık yiyelim, 2- 3 günümüzü orada geçirelim, hasret giderip dönelim diyen bir grup haline geldik.

Coral’a soruyoruz, ‘Şunca zamandır İstanbul yazan sizin, yeniden İzmir yazmanızın nedeni de bu değişiklikler midir?’ diye, ‘borcumuz vardı ödüyoruz’ diyor ve ekliyor: “Benim bu edebi çalışmalarımın içinde hep eksik bıraktığım ve içimden hep birşeylerin koptuğu İzmirli köklere Sonsuz Meltem adlı kitabımda biraz yaklaştım ama esas benim yaşamımın, çocukluğumun, gençliğimin geçtiği, ailemin işgalin acılarını yaşadığı kente olan bir borcum vardı. Bu borcumu ödemem lazım diye damarıma bastım bu kitabı yazdım. ‘Ama yazdığınız bugüne kadar tabu olarak bilinen bir konu... İzmir yangını’ diyorum, doğruluyor:  ‘Evet bir şekilde büyük bir tabudur İzmir yangını. Herkes, aman elini sürme yakar bunlar ellenmeye gelmez denilen şeylerin üzerine biraz gitmeye çalıştım. Bir nebze buna ihtiyacımız vardır’ 

Sohbetimiz soru ve cevaplarla sürüyor...

SORU:  İstanbul'da, Bizans eserleri arasında, Hipodrom alanında gezerken dostlarımızla hep sizin kitaplarınız vardı elimizde. Açıkçası sizin kitaplarınızı biraz da gezi rehberi  gibi gördüm.

Mehmet Coral: Bir amacı da oydu. Çünkü Bizans'ta Kayıp Zaman’ı baştan son kadar okursanız 10 Haziran 330'da kurulan Konsantinopolis kentinin tüm nabız atışlarını, herşeyini görüyorsunuz Oralardaki bütün olaylar sizi kentin içinden geçiriyor ve en sonunda 29 Mayıs 1453 öğleden sonrası baştan başladığınız yere döndürüyor. Kent rehberi gibi.

SORU:  Sonsuz Meltem adlı kitabınızda Anadolu Antik Çağı'na giriyorsunuz. Anadolu Antik Çağı'nın Türk yazarları tarafından  Halikarnas  Balıkçısı dışında yeterince değerlendirilmediğini düşünüyorum. Nedir bunun nedeni?

Mehmet Coral: Biraz cesurane cevap vermek gerekirse biz 1000 yıldır yurdumuz olan toprakları politik bir veraset ve intikat vergisini defalarca ödememize rağmen bir türlü kazanç sayamamışız.  Bugün bile İkona kırıcılık olarak nitelendirilecek  kavramlar yüzünden beceremiyoruz. Üzerinde yaşadığımız topraklara yurt diyorsak yurdu, geçmişi, bugünü ve yarınıyla özümseyip kimlik birikiminin üstüne oturmamız ve dünyaya biz buyuz dememiz lazım. Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur. Biz bize benzeriz, bunlar çok enayice laflardır. Çok tepki çekiyorum ama bazı şeylerin doğru oturulup doğru konuşulması lazım.

SORU: Son kitabınız İzmir’de de bu türden hesaplaşmalar görüyoruz

Mehmet Coral: En son kitabım da bu paralelde geldi. Megali idea öldü mü, hayır ölmedi. Günah megali ideası  olmaktan çıktı. Şimdi  AB megali idea olmaya doğru gidiyor ve bunu biz körüklüyoruz.

SORU: Esnekliğin olmadığı yerde Anadolu'daki Antik Çağ bilincini yakalayabilirsek mi, yurttaşım demeyi becerirsek mi barış gelecek?

Mehmet Coral: Bir hayalim var, biliyor musunuz? Bir stoacılık kurabilirsek, insanlar yağmurdan, soğuktan, rüzgardan korunabilecekleri belirli kapalı veya açık alanlarda hiçbir engel tanımadan dogmalar kapılmadan akıllarının ardına bakmak gibi bir sıkıntıları olmadan konuşup sorunlarına konuşarak çözüm arasa… Bunlar bundan 3000 yıl önce bu topraklarda kurulmuş olan ve hala dünya çapında aşılamamış olan şeyler.

SORU: Yine İzmir’e dönsek bu kitabınızı tanımlarken, artık izleri bile kalmamış alanlarda  gezebilmek ve tarihle bir türlü kesilememiş diyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız?

Mehmet Coral:  İzmir'in külleri gibi tarihin üzerine serptiğimiz geçmişi hatırlamak istemediğimiz çağı yeniden yaşayıp bir psikoanalitik yöntemle içimizdeki öfkeyi devlet politikası haline getiren korkunç günleri İzmir'in sembolü içinde yeniden yaratmak yani olmuş bitmiş şeylerin, yeniden külünü eşelemek kıvılcıma nefes yollamak yani kentin geçmişi ile bir nevi helalleşmek…

SORU: Okurun okuma heyecanını kaçırmadan biraz da kitaptaki kahramanlardan söz etsek

Mehmet Coral: Romanın kahramanı Türk kimliğini dünya üzerinden silmek isteyen inanışlı bir Rumdur. Reankarnasyonu ise bir Türk. İki toplumun egemenlerine, mağdura ve zalime gönderme yapıyorlar. Çağdaş kahraman Işık Kansu, sevgilisi Alev’e sorduğunda ‘bunu nasıl görüyorsun’ diye?  Her iki taraf zalimi ve mazlumu oynadığı zaman bir araya gelmelerine imkan yoktur karşılığını alıyor. İki taraf da barış içinde yaşamayı kabullenmezler uzun yıllar. İzmir romanım bütünüyle barışı konu ediniyor. Bütün toplumlar birbirine düşman edenleri değil düşman eden doğmaları çözümleyerek barışı yakalayacaklar… Bundan kuşkum yok.

Son sözümüz barış oluyor… Barışa bu toprakların çok ihtiyacı olduğunun altını çizerek İzmir’in yangın alanlarında yürüyoruz. Büyük yangının alevlerinin yaladığı Hisarönü’ndeki Çakaloğlu Hanının gezerken, Mehmet Coral gibi Bornova Anadolu Liseli ve onun bütün kitaplarını okumuş iki genç hanımla karşılaşıyoruz.. İkisi de İzmirli avukat olan Yeşim Yassıoğlu ve Sinem Gökçen’le birlikte sürüyor turumuz… Mehmet Coral, helalleşmek istediği kenti ile uzlaşarak geziyor İzmir sokaklarında….

 

KİMDİR?

Mehmet Coral 1947 İzmir doğumlu.  Amsterdam Üniversitesi ve Lahey
Uluslararası Akademisi'nde ekonomi mastırı yaptı.  1999'da ülkemizi temsilen
Balkan Halkları Edebiyat Ödülü Balkanika'ya katıldığında, ödül komitesi
yazarın eserlerinin tüm Balkan dillerine çevrilmesine karar verdi.
Kitapları İngilizce, Fransça, İtalyanca ve Yunanca'ya çevrilen Coral'ın
diğer eserleri şunlardır: Bizans'ta Kayıp Zaman (1998), Konstantiniye'nin
Yitik Günceleri (1999), Sonsuz Meltem (2000), Işıkla Yazılsın Sonsuza Adım
(2001), İzmir- 13 Eylül 1922 (2003)

 
< Önceki   Sonraki >