Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow İzmir Yazıları arrow Hep güvenli bir limandı İzmir&
Hep güvenli bir limandı İzmir& Yazdır E-posta
Pazartesi, 11 Haziran 2007

Galiba en klasik tanımlama bu: “ İzmir, tarih boyunca Anadolu’nun Batı’ya açılan kapısıdır”
Bir kapı olması için önce kapının arkası, koridoru olması gerektiğinin altını çizelim. İzmir bu anlamda Anadolu’da Hititler’den beri var olan yolların ticari bir kimlik kazandırdığı yer olmuş…

İ.Ö.2000’lerden beri varlıklarını bildiğimiz Hititler, Andolu’daki ilk yol şebekesini de kuran insanlar… Hitit belgelerinden (ki onlar sadece çivi yazılı tabletlerden başka bir şey değildirler) öğreniyoruz ki, bugün Çorum Boğazköy yakınlarında bulunan Hitit Başkenti Hattuşaş’dan çıkan yollar Batı’da önce Salihli yakınlarında Sardes’e ulaşıyor, ardından da Foça ve Efes’te son buluyordu. Daha sonraları İzmir’i de içine alan yeni bir yolun Efes’e doğru yapıldığını biliyoruz.

Hititlerin tarih sahnesinden çekilmesi sonrasında kurulan daha küçük devletlerin (Frigya, Lidya) sonunu da Pers işgali getirmişti. Anadolu’yu develeriyle işgal eden Persler dönemimde daha önceleri gelişmiş olan tuz, ipek, baharat, altın ve gümüş ticareti neredeyse yok olma aşamasına geldi.

Batı Anadolu’da İon uygarlığının gelişmesiyle birlikte ticaret de gelişmeye başladı. İ.Ö. 3. yüzyılda Büyük İskender’in Persleri Anadolu’dan kovması ile birlikte Doğu’dan Batı’ya güvenli ticaret yolları yeniden kurulmaya başlandı. Erzurum, Sivas, Kapadokya, Kilikya, Ereğli, Konya, Akşehir, Dinar ve Denizli’den geçen yol Efes, İzmir veya Foça’ya ulaşıyordu. İran ile Ege’nin bu üç limanı arasındaki yola daha sonraları “kral yolu” denilecekti. Amaç doğunun zengin mallarını Batı’ya ulaştırmaktı. İzmir Posta Tarihi adlı kitabımızda altını çizdiğimiz gibi ulaşım hizmetleri açısından İzmir’in asıl önem kazandığı dönem Roma uygarlığında oldu.

Romalıların Anadolu’ya ve doğuya girmeleri ile birlikte yolları genişletmeleri yaptıkları ilk iş oldu. Roma yönetimi, stratejik noktalar arasında hareketi çok önemsiyorlardı. Bir başka önemli girişim ise tüccar ve gezginlerin merkezden yani Roma’dan yöneldikleri pazarlara gitmeleri daha sonra da kendi kentlerine dönmeleri ana prensiplerden biriydi. Ama bunlardan da önemlisi Anadolu’da ya da o zamanki adıyla söylenmek gerekirse Küçük Asya’da üretilen tarım ürünlerinin başta İzmir limanı olarak Roma’ya en kısa zamanda varmasıydı.

İzmir’in daha sonraları hep en büyük rakibi olacak olan kentin belki de geri kalmasında en önemli rolü oynayacak olan İstanbul’un İÖ 300’lerde belirmesinden neredeyse 600 yıl sonra e Roma yolları da  bu kente yönelecekti. Önce Bizans’ın başkenti olan İstanbul’un Latin işgaline uğraması ile birlikte yollar ve ticaret yeniden İzmir’e dönecekti. (İS 13. yüzyıl) Bu dönemde Foça ve Efes’in liman kenti kimliklerini yitirmesiyle birlikte İzmir tek başına Batı Anadolu’nun iskelesi olacaktı. Ancak 1402 yılındaki Timur işgali sonrasında İzmir 100 yıl süren bu iskele niteliğini tamamen yitirecektir. Osmanlı’nın uzak bir şehridir artık İzmir. 15. yüzyılda artık Anadolu’daki bütün yolların kesiştiği yer Bursa’dır.

Amerikalı araştırmacı Daniel Goffman’ın 1990’da Washington’daki Yakın Doğu Üniversitesi yayınlarından çıkan İzmir and the Levantine World 1550-1650 başlıklı kitabı İzmir Limanı’nın daha sonraki yılları içi önemli bir araştırma niteliği taşımaktadır.  Goffman, bütün tarihçilerin yıllardır merak ettikleri bir soruya yanıt aramaktadır bu kitabında: İzmir’in Osmanlı İmparatorluğu’nun genişleme döneminin bitip gerileme döneminin başladığı kritik bir yüzyılda ticaret merkezi olarak ortaya ‘aniden’ çıkması nasıl açıklanabilir? Garip bir şekilde Osmanlı’nın kalbinde bu ambarın ‘doğuşu’ ancak yakın zamanlarda uluslar arası ticaret eksenlerine bağlanmış ama hiçbir zaman imparatorluktaki yönetimsel, sosyal ve ekonomik rahatsızlıklara bağlanmamıştır. İzmir’in ‘doğuşunu’ iç olaylar ve dünya ticaretindeki yapısal değişimlerin birbirine yaklaşmasının sonucu olarak görmek, Doğu Akdeniz ticaret tarihindeki bu boşluğu başarıyla doldurabilir. 1650’den beri İzmir diğer Akdeniz ticaret merkezlerine hakim olmuş, kimi zaman da onları geçmiştir: Bununla beraber 1600’lere kadar  İzmir’de sadece 5 bin kişinin yaşadığı unutulmamalı… Bölgenin vadiler, ovalar, yaylalar, deltalar, yarımadalar ve körfeze dökülen ırmaklardaki zengin çeşitliliği İzmir’in önemli bir şansıydı.

13. yüzyıldaki Latin işgali sırasında bir Rönesans yaşayan Batı Anadolu’da kuşku yok ki asıl önemli etken Osmanlı’nın yarattığı barış ortamı yaşamı belirlemişti. İzmir bu barış ortamında gelişimini sürdürdü: Uluslar arası ticaretin şekillenişi ve Batı’nın ipek ve baharat gereksinimine Doğu’nun kumaş, altın ve gümüş ihtiyacının karşılık gelmesi nedeniyle bütün bu malların buluştuğu bir yer oldu İzmir 17. yüzyılda. Bu arada kentin böyle gelişmesi İstanbul’un da İzmir’i yeniden fark etmesine neden oldu. Osmanlı Sultanı’nın birincil görevi tebasının refahını garantilemek olduğundan, halk için yeterli gıda, diğer gereksinim maddeleri ve ordunun beslenmesi için ülkenin en bereketli topraklarında tarımın geliştirilmesi gibi bir hedef belirlenmişti. Batı Anadolu’da geleneksel olarak üretilen zeytin, zeytinyağı, üzüm ve incire ilaveten susam, palamut, haşhaş tarımı da desteklendi. Ama bunların ihracatı diye bir şey düşünülemezdi. Çünkü önce Saray’ın, ardından da halkın karnının doyurulması gerekiyordu. (Bu arada hemen belirtelim Osmanlı’nın buğday ve arpa ambarı olan Eflak ve Boğdan’ın elden gitmesiyle Saray buğday üretimi için bile gözünü Batı Anadolu’ya dikecektir) İzmir önceleri kendi mallarını ihraç edemiyordu ama Osmanlı ile Avrupa arasındaki malların dağıtım merkezi olmuştu bile… Goffman’ın deyimi ile “Ege havzasının coğrafi yapısı yalnız iri malların taşınmasına uygun değil, aynı zamanda arsız denizcilerin gümrük kaçakçılığına da uygundu”. Rüşveti seven bazı memurların da yardımıyla Avrupalılar bir süre sonra çekirdeksiz kuru üzümlerin, nefis ballı incirlerin, lifi uzun pamukların ve de sağlam kullanışlı derilerin farkına vardılar. Yasak olmasına rağmen bir ihracat atağı başladığında yıllar 1590’ları gösteriyordu.

17 ve 18. yüzyıllar ise Prof. İlhan Tekeli’nin saptadığı gibi, “Avrupa kapitalizminin gelişmeye başlaması ve yeni dış ticaret biçimlerinin ortaya çıkmasına paralel olarak, İzmir’in hızla gelişerek Anadolu’nun em önemli dış ticaret merkezi haline geldiği yüzyıllardır. “

Limanın hızla büyümesi ile İzmir’in nüfusu da arttı.17. yüzyılın sonlarına doğru İzmir’in nüfusu 100 bin kişiye ulaştı. Bu neredeyse bir yüzyılda 20 kat artış demekti ve bu durumu sadece liman açıklayabilirdi. İzmir Limanı 18. yüzyılın ikinci yarısında kervanlardan gelen mallar açısından bir gerileme yaşadı. Bunda ipeğin eski önemini yitirmesi ve kervan yollarının bitiminde yeni açılan Trabzon limanının etkisi büyüktü. Ama İngiliz, Fransız ve Hollanda Levant şirketlerinin merkezi olarak İzmir başka gelişmeler yaşamaya başladı. Artık bölgenin tarımsal ürünleri ve madenleri İzmir limanından gemilere yüklenecekti. Madenlerin işletilmesinin ardından ulaşım sisteminde değişimler yaşanması kaçınılmazdı. Trabzon limanının etkisiyle uzun mesafe kervan ticaretinden bölge içi kervan taşımacılığına geçilirken, İzmir- Aydın ve İzmir Kasaba demiryollarını kurulup gelişti. Bir yandan da “ araba yolculuğuna ve taşımacılığını sağlayacak karayolları yapılmaya başlandı. Hem demiryolunda hem de karayollarında son durak değişmiyordu: İzmir Limanı…

Dr.Erkan Serçe’nin dilimize sadeleştirerek kazandırdığı 1321 (1905) Nevsal-i İktisat adlı çalışmada yer alan bazı bilgiler İzmir Limanı’nın 20. yüzyılın ilk günlerinde ne kadar da önemli olduğunu ortaya koyuyor. Cevat Sami ve Hüseyin Hüsnü beylerin kitabında yer alan ‘Deniz Nakliye Vasıtaları’ başlıklı bölümde şöyle denilmektedir: ‘Batı ve Güney-batı ciheti tamamen Adalar Denizi ile çevrili olan Aydın Vilayeti ithalatının tamamı ve ihracatının büyük kısmı denizden yapılmaktadır. Bu konuda yegane giriş ve çıkışı olan İzmir şehrine 1320 (1904) senesi zarfında girip çıkan vapurların miktarı  6358 adet olup bunun 2465 adedi vapur ve 3893 adedi yelkenli gemidir. Limanımıza muntazaman seyrüsefer eden vapur kumpanyaları: İdareyi Mahsusa, Avusturya Llyod, Hacı Davut Ferkuh, Mesajeri Maritim, Hidiviye, Romanya, Rus, Pan Elenik, Pandeleon, Levant Alman.

Daha sonra verilen bir çizelge ise gelen gemiler açısından fikir vermektedir.  İzmir Limanı’na doğal olarak  en çok Osmanlı bayraklı gemi gelmiştir. Bunların 782’si buharlı vapur, 3554’ü ise artık ömürlerinin son yıllarını yaşamakta olan yelkenlilerdir. Osmanlılardan sonra ikinci sırada Yunan gemileri gelmekteydi. Yunan bandralı 575 vapur ile 197 yelkenli İzmir limanına ihracat ve ithalat yükü getirmişti.  Ayrıca limana  Alman bandralı 96 vapur, Amerikan bandralı bir yelkenli, İngiliz bandralı 314 vapur ve 9 yelkenli, Avusturya bandralı 190 vapur ve 1 yelkenli, Fransız bandralı 142 vapur, Felemenk (Hollanda) bandralı 30 vapur, İtalya bandralı 71 vapur ve 17 yelkenli, 32 Bulgar vapuru, 3 mısır gemisi, Yunanlılardan ayrı olarak Sisam bayrağı taşıdığı bildirilen 112 yelkenli ve Rusya’dan da 229 vapur giriş yapmıştı.

20.yüzyılın başı İzmir Limanı’nın dünya limanları sıralamasında ilk 50’ye de girdiği yıl olmuştu. O dönemde Osmanlı’nın ‘İdareyi Mahsusa’ vapurlarının yanı sıra İzmir Limanı’na gelen gemilerin bağlı olduğu şirketlerin sefer hatları  Nevsal-i İktisat’a göre şöyleydi:

“Avusturya Llyod Vapurları: Her hafta Salı günleri İzmir’den hareketle Midilli-Dersaadet (İstanbul) Varna, Köstence üzerinden Tuna nehrine girer ve Solina, Galaç, İbrail iskelelerine gider. Her hafta cumartesi günü İzmir’den hareket eden ikinci gemi, Çeşme, Sisam, Pire, Korfu, Drac üzerinden Trieste’ye gider. Bu şirketin her hafta Çarşamba günleri İzmir’den hareketle Kaleyi Sultaniye (Çanakkale) uğrayıp 24 saatte Dersaadet’e varan bir de hızlı postası vardır. Bu posta bazen  Çarşamba bazen de Cuma günleri nöbetleşe hareket ederler. Her 15 günde bir Perşembe günleri İzmir’den hareket ve Kıbrıs yolu ile Sakız, Rodos, Limasol, Larnaka, Mersin, İskenderun, Antakya, Trablus Şam, Beyrut, Hayfa, Yafa, Port Said, İskenderiye limanlarına gider. Bu kumpanyanın bu hat için Perşembe günleri hareket eden ayrıca bir hızlı postası vardır. İzmir Llyod acentesi tarafından Çin, Hindistan, Japonya ve Brezilya’nın mühim iskeleleriyle Afrika’nın doğu sahillerine bilet ve konşimento verilir.

Hacı Davud Ferkuh Vapuları: Her Cuma günleri (Selanik Hattı). İzmir’den hareketle Midilli, Limni, Selanik, Kavala, Karağaç ve Dedeağaç’a gider. Her Cuma günleri (Antakya Hattı) İzmir’den hareketle Sakız, Karlovasi, Vathy, Kalimos (Kilimli adası) Sömbeki, Rodos, Marki (Fethiye) Finike ve Antalya iskelelerini tutar. Ayrıca her Salı günü Rodos-Girit iskelerine kalkan bir gemi vardır.

Mesajeri Maritim vapurları: Her hafta Salı günleri öğleden sonra İzmir’den hareketke Midilli ve Kaleyi Sultaniye’ye uğrayarak Dersaadet’e ve Dersaadet’ten Çarşamba günü hareketle ve aynı mevkilere ve şehrimize uğrayarak Pire yoluyla Marsilya’ya gider. Aynı kumpanyanın sair mahallere de ayrıca muntazam postaları vardır.

Hidivye Vapurları: Her hafta Çarşamba günü Sakız, Sisam, Pire üzerinden İskenderiye’ye gider.

Rus Vapurları:  Her hafta pazartesi günleri öğleden sonra İzmir’den hareketle Dersaadet ve Odesa’ya ve Salı günleri öğleden sonra İzmir’den hareketle Sakız, Mersin, İskenderun, Beyrut, Yafa, Port Said iskelelerine gider. Aynı gün de sabaha karşı hareket eden bir vapur Selanik, Aynaroz, Dersaadet ve Odesa’ya gidip Çarşamba günü İzmir’den kalkan bir vapur dahi Pire ve İskenderiye iskelelerini tutar.”

Bu hareketli ve güzel günler pek uzun sürmeyecektir, 1912’de çıkan Balkan Savaşı, 1914-1918 yılları arasını kasıp kavuran I. Dünya Savaşı ve sonrasındaki İzmir’in işgali ile birlikte liman eski hareketliliğini yitirir. Cumhuriyetin genç yöneticileri ise İzmir Limanı’nın öneminin farkındadırlar. İzmir Limanı artık T.C. Denizyolları’nın şilep ve yolcu vapurlarının  önemli bir uğrak yeri, İzmir de yeniden ülkenin en önemli ihracat kenti olacaktır.

İzmir Limanı için son  büyük atak 1955 yılında Devlet Demiryolları’nın son büyük yatırımını buraya yapması olmuştur. 14 Şubat 1955 pazartesi günü Başbakan Adnan Menderes tarafından temeli atılan bugünkü İzmir Limanının 1955 ölçülerine göre tam 40 milyon liraya malolacağı belirtiliyordu.

Dönemin Yeni Asır Gazetesi’nde yer alan haberde tören şöyle anlatılmıştı: “Deniz kenarında muazzam bir vinç dubası ve denize ilk atılacak büyük bir beton blok ile kesilecek kurbanlar hazır bulunuyordu. İzmir Belediye Reisi Dr. Selahattin Akçiçek, Nafıa Vekili Kemal Zeytinoğlu ve İzmir Sanayi Odası Reisi Burhan Maner’in değerli hitabelerinden sonra Sayın Başvekilimiz alkışlar arasında hitabet kürsüsünü şereflendirerek “İşlerimizin daima gönül ferahlığı verecek bir seyir takip etmekte olduğunu” en selahiyetli ve mukni bir lisanla rakamların belagatine dayanarak kaydettikten sonra büyük bir hızla başarılmakta olan iktisadi kalkınmamızın ana hatlarını iç açıcı bir vuzuh ve kudretle belirtmişler ve son beş yıl içinde tamamlanmış veya tamamlanmak üzere bulunan ve yalnız liman ve elektrik işleri için 1 milyar 600 milyon liralık bir masrafı zammun eden büyük nafıa tesis ve teşebbüslerine temas buyurmuşlardır. Bu arada kurulası mukarrer Ege Üniversitesi’nin de bu Ekim ayında faaliyete geçeceğini müjdeleyen sayın Başvekilimiz, şeker, çimento ve azot sanayi ile zirai inkişaflarımızı ilgilendiren müjdeli ve hayırlı haberler vermişler, yeni limanın İzmirlilere hayırlı olması temennisi ile temel atarken bu bahtiyarlık içinde kendilerini ayrı ayrı kucaklayıp bağırlarına bastıklarını söyleyerek tarihi nutuklarına son vermişlerdir. Aynı gün akşamı Göl Gazinosu’nda verilen mükellef ziyafette Başvekilimiz, Vekiller, Mebuslar ve güzide bir davetli kitlesi hazır bulunmuş, İzmir şehri bu temel atma merasimi dolayısıyla baştan başa donatılarak ışıklandırılmıştır.”

1955’ten bu yana geçen yaklaşık 50 yıl içinde dünyadaki gelişmelere koşut olarak İzmir Limanı’nın kullanılma alışkanlıklarında da büyük değişimler yaşandı… Bugün ülkemizin en önemli konteyner üssü yine İzmir. Lojistik diye bir bilimsel dayanaklı yeni bir iş doğdu geçen yıllarda ve lojistik alanında da İzmir yine önlerde yer alıyor. Lojistiğin son  30 yılı başka bir yazının konusu ama İzmir hâlâ çok önemli bir liman kenti ve sonsuza doğru da öyle kalacağa benziyor….

 

 

 
< Önceki   Sonraki >