Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow İzmir Yazıları arrow Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa
Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa Yazdır E-posta
Pazartesi, 11 Haziran 2007

Unutulmaz İzmir Valilerinden biri… Koruculuğu icat eden ama efeleri efelikten vazgeçiremeyen bir vali… Kentin sembolü Saat Kulesi’ni de yaptıran Vali… Hem de arasının çok açık olmasına karşın padişah Abdülhamit için şehirde çok sayıda eser yaptırmış bir vali… 11 yıllık süreçte İzmir’de bir çok işe imza atmış bir Vali..

 

 


İzmir’in kavakları/ Dökülür yaprakları/ Bize de derler Çakıcı/ Yar fidan boylum/ Yakarız konakları… Selvim senden uzun yok/ Yaprağında düzüm yok/ Kamalı da zeybek vuruldu/ Yar fidan boylum/ Çakıcı’ya sözüm yok

Bu ay size anlatacağım insan İzmir’in bundan 110 sene önceki valisi değildir sadece…. Ya da Topçu Yüzbaşısı Salih Ağanın oğlu diye başlayan bir öykünün de kahramanı değildir. Bu yazının ilk cümlelerini oluşturan ünlü türküyü de herhalde hiç duymak istemeyen bir Vali… Hatta bir söylentiye göre bu türküyü Ege’de yasak etmiş biri… Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa II. Abdülhamit saltanatında 25 Eylül 1885 - 4 Eylül 1891, 2 Ekim 1895 - 7 Kasım 1895 ve 5 Ağustos 1908 - 14 Şubat 1909 tarihleri arasında ve V. Mehmet Reşat saltanatında 29 Ekim 1912 - 23 Ocak 1913 tarihleri arasında toplam 7 yıla yakın süre devletin bir numaralı bürokratı olmuş, gözden düştüğü zamanlarda da İzmir’e Vali yapılmış bir zat.  Üst düzey bürokrasinin çeşitli kademelerinde görevlerde bulunmuş bir Osmanlı devlet adamı olmasının yanı sıra anılarında 19. yüzyıl sonlarının İzmir’ine ilişkin bilgi çok.

Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa’nın İzmir’deki ilk görevi 1883 yılına kadar gidiyor.  1883 yılı içinde “efeler” sorununu çözümlemek üzere geçici görevle İzmir (Aydın) valiliği yapmış… Bu ilk İzmir Valiliğidir…  93 Harbi'nde cepheye gitmeleri karşılığında haklarında “umumi af” ilan edilen ve cephelerde büyük yararlıklar gösteren zeybekler döndüklerinde, af vaatlerinin tutulmadığını görerek dağlara geri dönmeye başlamışlardı.

1879’dan itibaren eşkıyalık Ege Bölgesi’nde tekrar salgın haline gelmiş ve hükümet bunlara karşı hiçbir şey yapamaz olmuştu. Bu dönemde Yörük Osman, Çakırcalıoğlu Ahmet Efe (Çakırcalı Mehmet Efe'nin babası), Deli Memet, Büyük Cerit, Küçük Cerit, Çallı Veli, Koca Arap, Parmaksız Arap, Harputlu Ömer, Kürt Mustafa, Piç Osman ve Bakırlı çeteleri en tanınmış olanlardı. Öte yandan Karabacak, Karayotoğlu Nikola, Hambrikoğlu Panayot, Seyrekköylü Nikola, Kaptan Andreya, Kaptan Aleko, Kaptan Foti ve Kaptan Sokrat gibi Rum çeteleri de Ege dağlarında taşkınlıklar yapmaktaydılar. Mehmet Kamil Paşa, yerli çeteleri düze indirip, bir tür koruculuk sistemi içinde kır serdarı olarak görevlendirerek, Rum çeteleri ortadan kaldırmaya çalışmıştır.

Burada bir parantez açıp kısaca “Çakıcı” ya da, Çakırcalı Mehmet Efe’den söz etmeliyiz… 1871'de İzmir'in Ödemiş ilçesi'ne bağlı Türkönü Köyü'nde doğmuş Ege efelik kültürünün en ünlü simalarından biridir Çakıcı… Ege Bölgesi'nde efe kültürü (efelenmeler) 17. yüzyıla dayanır. Elbetteki zei-bakhus, yani bakhus’un, yani dionysos’un alayları antik çağdan kalmadır ve zeybek sözcüğü antik çağın ortak sözcüğüdür… Osmanlı İmparatorluğu'nun yapısında meydana gelen askeri ve sosyal değişikliklerin süvari ve kervan olarak geçimini sağlayan eski akıncıları işsiz bırakması, hükümetler tarafından vergi tahsilatında kullanılan âyânların derebeyi eğilimleri, bitmeyen savaşlar, sonu gelmeyen asker istekleri ve giyim kuşam yasağı zeybeklerin birer ikişer dağa çıkmasına sebep olmuştur. Çakırcalı da bu efelerin en önemlilerinden biridir. Çakırcalı bir çok kurallar getirerek efeliğe şan ve onur kazandırmıştır. Kendisinden önce Atçalı Kel Mehmet Efe gibi gerçek bir siyasi düzen kurma yolunda ilerlememiş olsa da, belli bir adalet anlayışını her zaman temsil etmiştir. Kendisinden sonra Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe ve diğerleri bu etik değerlere bağlı kalarak Kurtuluş Savaşı'nda de efeliğe şan ve şeref getirmişlerdir.

Gelelim yeniden Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa’ya.. Dönemin tarihçileri Mehmet Kâmil Paşa’nın tecrübeli, devlet işlerine vakıf, kamu haklarını korumada gayretli, konuşmada tutuk ama nükteci, işittiklerini hatta bildiklerini içinde saklayan, ne duruş ve tutumundan ne de yüzünden içinden geçenleri anlaşılmaz, sevinçli midir ya da üzüntülü müdür fark edilmez bir insan olarak tanımlıyorlar.  1908 Devrimi sonrasında ülkede yönetime el koyan ittihatçılarla da yıldızı barışık gitmemişti.  Paşa, Kıbrıs'ın Lefkoşe merkezinde 1832’de doğdu. Kıbrıs okullarında okudu. Fransızca, İngilizce öğrendi.  “Kavalalı” Mehmet Ali Paşa tarafından Mısır’da kurulan idarenin yönetimine yetiştirilmek üzere, Türklerden Mısır'a gidenler arasında kabiliyeti olanlarının himaye görmeleri Kıbrıslı gençleri Mısır'a gitmeye heveslendiriyordu. Mehmet Kâmil Efendi de 1846 da bu hevesle Mısır'a giderek umduğu himayeye nail oldu, önce lisan okuluna girdi, daha sonra okulun süvari kısmına geçti. İki yıl içinde onbaşılıktan bölük eminliğine yükseldi.  Üsteğmen rütbesiyle Süvari alayına atandı. Alayın mızrak talimleri sırasında Maarif Müdürü  Abdullah Paşa’nın dikkatini çektiğinden Paşa, Mehmet Kâmil Efendiyi arabasına alarak Abbasiye Sarayına götürdü. Abbas Paşa, huzuruna çıkarılan genci dikkatle süzdükten sonra yanında bulunan Baştercüman Nobar Efendi ile görüşmesini emretmiş ve tercümanın sorularına Fransızca verdiği cevaplar Paşa’nın da beğenisini kazanmış, rütbesi yüzbaşılığa yükseltilerek, Saray’da Yaverlik ve Tercümanlıkla görevlendirilmişti.  İlhami Paşanın Sultan Abdülmecit’e damat olması üzerine Mehmet Kâmil Efendi, Paşa ile birlikte İstanbula geldi. Mısıra dönüşünden sonra yine onunla, İngiltere, Fransa, Almanya, Avusturya ve Rusya’yı birlikte gezdiler. Bu sayede Mehmet Kâmil Efendi, Avrupa’nın tanınmış kişileriyle tanışmak fırsatını buldu. 


1881 de Nafıâ Komisyonu üyesi ve 1883 de Ahmet Vefik Paşanın Sadareti sırasında yine Evkaf Nezaretine memur edildi. Bu sırada Nezaret uhdesinde kalkmak üzere başta anlattığımız eşkıya olaylarını bastırmak amacıyla İzmir Vali Vekaletine gönderildi.  Doğu Rumeli meselesinden dolayı ayrılan Sait Paşanın yerine Sadrazam olmak üzere üç ay sonra İstanbul’a geri çağrıldığında Efeler’e karşı mevzi “Başarı” elde etmişti. 1891’de ilk kez azledildi. Kâmil Paşanın azli hakkında Semih Mümtaz, “Tarihimizde hayal olmuş hakikatler” adlı eserinde şunları yazar    “-Kıbrıslı Kâmil Paşa Evkaf Nazırlığından sonra Sadrâzam oldu. Aralıksız altı buçuk yıldan fazla bu makamda oturdu. Padişah kendisine çok emniyet ve iltifat ederdi. Kamil Paşa da memlekete ve Padişaha sadık, esasen dürüst ve namuslu bir adam olduğu için vazifesini güzel güzel ifa etmekte idi. Nazır Paşalar, Kâmil Paşaya hürmet ederlerdi. Vali Paşalar, ondan çekinerek hareket ederdi. Çünkü Sadrâzam, Nazırların ve Valilerin ne yapmak mecburiyetinde olduklarını bilenlerden biri, verdiği emirleri takip edenlerdendi.  Padişah rahattı. Ancak casuslar, jurnalcılar rahat değillerdi. Padişahı şaşırtarak, vehimlendirerek menfaat temin edemediklerinden dolayı adeta kuduruyorlardı. Fırsat bekleyen hafiyelerin ekmeğine yağ sürüldü. Ganimete kondular. Padişaha mükellef bir jurnal verdiler ve işi daha çok önemli göstermek için de bu jurnalı gece yarısı verdiler ve Paşa’yı azlettirdiler.


ENTRİKALAR İZMİR’E TAŞINIYOR

Kâmil Paşa 3 Ekim 1895 de İkinci kez Sadrazamlığa getirildi.  Padişahın bu ikinci Sadrazamlığı Ermeni meselesinin sonuçlanmaması ve tahvillerin düşmesi gibi nedenler yüzünden 36 gün sürebildi.  İstanbul’da tutulmayarak taşraya gönderilmesi istendiğinden ilk önce Halep Valiliğine tayin edildi. Fakat kendisi burayı kabul etmediğinden tayini İzmir (Aydın) Valiliğine değiştirildi. 

Kâmil Paşa Hünkâr Yaverlerinden Çerkez Mehmet Paşa ve Bahriye Miralayı Rifat Beyin refakatinde ve muhafaza altında İzmir’e gönderildi. Ali Haydar Mithat Bey (Mithat Paşanın oğlu) hatıralarında diyor ki: Kâmil Paşa, hür düşünceli olarak şöhret bulmuş olup, Ermeni meselesinden sonra ikinci defa Sadrazam olarak iktidara geldiği zaman Sultan Hamide reform projeleri vermiş, bunlar bakanlar kurulunda görüşülmüş olduğundan Padişahın gözünden düşmüştü. Fakat İngiliz Elçisinin aracılığı onu, felaketten kurtarmış ve İzmir Kravazörü ile Saray Yaverlerinden bir Miralayın muhafazası altında Vali olarak İzmir’e gelmişti. Abdülhamit Kâmil Paşaya karşı olan kuşkusunu bir türlü yenemediğinden Valinin hal ve hareketini gözetmek, gereği halinde tutuklanmasına karar vermek üzere Ferik Tatar Şakir Paşayı da İzmir’e göndermişti.

SÜRGÜN VALİLER VİLAYETİ

İzmir’in bugün de sembolü olan Saat Kulesi’nin yaptırılması işi de Kamil Paşa tarafından gerçekleştirilmesi için fırsattır. İzmir bir “Sürgün Valiler Vilayeti midir?”. Her ne kadar sürgün valiler görülse de, bunlar Sadrazamlık makamına kadar ulaşmış önemli kişiliklerdir. Kâmil Paşa, 1895 yılında  “sürgün Vâli” olarak atanmıştı ve yıl 1895’ti.  İzmirlife okurları anımsayacaktır, daha önce acılı günlerini yazdığımız Mithat Paşa da II. Abdülhamit’in gazabına uğrayan bir vali idi.  Kentimizin sembolü olan Saat Kulesi işte böylesi siyasal ilişkilerin yaşandığı bir dönemde inşa edilmiştir. Vâli Kâmil Paşa da Sultanın cülûsunun yirmi beşinci yıl dönümünü vesile görerek, II. Abdülhamit ile arasını iyi tutma amacıyla kulenin yapımına özel bir önem vermiş ve kent için simgesel bir yapı inşa edilmiştir.

1900 yılında, Sultan II. Abdülhamit’in tahta çıkışının yirmi dördüncü yılı dolup, yirmi beşinci yıla adım atılmaktadır, bu nedenle “Millî Bayram” ilân edilen cülûs yıldönümü için, tüm imparatorlukta, en ücra noktalara varıncaya kadar büyük kutlamalar organize edilmekte ve günün anısına kalıcı eserler vücûda getirilmek için çalışılmaktadır. Anadolu’nun Batı ucunda yer alan ve İmparatorluğun en önemli liman kenti olan kozmopolit İzmir’in ileri gelenleri, millî bayram ilân edilen 1 Eylül tarihinin anısına neler yapılması gerektiğini düşünmeye başlamıştır. İşte bu süreç içinde 1 Ağustos 1900 tarihinde Vâli Mehmet Kâmil Paşa’nın başkanlığında Hükümet Konağı’nda kentin yerel yöneticileri, mülkî ve askerî idareciler, memurlar ve şehrin ileri gelenleriyle bir toplantı gerçekleştirilmiştir. Toplantıda ne yapılması gereği tartışılmış ve varılan karar “...şehrimiz namına da bir hatıra-yı ubûdiyyet ve sadakât olmak üzere, hükümet-i seniyyece bir eser vücûda getirilmesine teşebbüs kılınmıştır” sözleriyle ifade edilmiştir.

İzmir şehri adına yapılacak eserin, çeşmeli bir saat kulesi olması nedeniyle, Kulenin öyküsü 1 Ağustos 1900 tarihinde başlamaktadır. Vilâyette toplanan kurul, yaptırılması planlanan esere ilişkin somut ifadelerle kararı açık hale getirmiş ve bunu kamuoyuyla şöyle paylaşmışlardır: “Cülûsun [tahta çıkma] yirmi beşinci yıldönümü münasebetiyle şehrimizde vücûda getirilecek olan işbu eser, dört taraftan görünür Saat Kuleli gayet musanna [sanat eseri] bir çeşmedir ki, bu çeşme, Kışla-yı Hümayun [Sarı Kışla] yakınında mermer döşeli bir zemin üzerine inşa edilecektir.”

Çeşmeli saat kulesinin yapılmasına karar veren vilâyet komisyonu, plan ve projelerin hazırlanması için mimar ve mühendisleri görevlendirdikten sonra, bu toplantıda özel bir karar daha almış ve yaptırılacak olan eserin planları hazırlandıktan sonra, gümüşten bir modelinin kuyumculara yaptırılarak, Padişaha takdim edilmesi sonucuna da ulaşmıştır. Padişah için yaptırılan Saat Kulesi de, II. Abdülhamit’in vesvesesinden Kamil Paşa’yı kurtaramayacaktır. Geçmişteki bir başarısızlığı gerekçe gösterilerek 11 yıl süren İzmir Valiliği’nden ikinci kez alınmak isteyecektir.

Mabeyin Başkatibi Tahsin Paşa hatıratında, İzmir Valiliğinden azli ile Konsoloshaneye sığınması olayını şöyle anlatmaktadır: “Sadrazam Damat Ferit Paşa bir taraftan İzmir Valisi Kamil Paşa ile hasbıhal yollu yazışmalarda bulunarak Saraya dair bir takım imalarda bulunurken, diğer taraftan Kamil Paşanın ahval ve harekatının şüpheli olduğunu ve İzmir’de bırakılmasının münasip olacağını ikide bir arzeder dururdu. Aslında Hünkarda bu fikirde idi. Abdülhamit Kamil Paşa’yı İzmir’den kaldırıp daha emin bir yerde ikamete memur etmeye karar verdi. Fakat bu kabil icatını resen yapmayıp resmi makamların sorusu üzerine yapmak, yani mesuliyeti hiç üzerine almayıp icabında “Babıali öyle münasip görmüş, bende tastik ettim” diyebilecek bir vaziyete çekilmek, Sultan Hamidin öteden beri dikkatle takipettiği bir siyaset olduğundan Kamil Paşanın Rodos’ta ikamete memur edilmesi keyfiyeti Babıaliden bir tezkere ile soruldu. Ferit Paşa bu teskere ile kendisine verilen emri derhal yerine getirdi.  İrade çıktı, Kamil paşaya duyuruldu. Fakat Kamil Paşa, Rodos’a gitmemek için İzmir’deki İngiliz Konsoloshanesine kaçtı. Paşayı konsolosluktan çıkarmak için bir çok yazımsalar oldu. Kamil Paşa, kuvvetli teminat verilmedikçe, konsolosluktan çıkmayı muvafakat etmiyordu. Nihayet istediği verildi. İstanbul’da oturması hakkında Padişahtan aldığı teminat üzerine Konsoloshaneden çıktı. 1906 da İstanbul’a geldi.

Artık Kamil Paşa ileri derecede yaşlı bir devlet büyülüğü olarak İstanbul’daki köşeciğine çekilmişti, ama Sultan Hamit onu köşesinde bırakmadı. Meşrutiyetin hemen ilanı öncesinde Sait Paşanın Sadareti sırasında Vükela Meclisine Memur edildi. Ve aynı sene İçinde üçüncü kez Sadrazam oldu. İngiltere Kralı Edward Kamil Paşa’nın Sadrazamlığa getirilmesinden dolayı Sultan Abdülhamide bir telgraf çekerek tayindeki isabetinden dolayı tebrik etti.

Balkan Harbinin iyi idare edilmemesinden dolayı eleştirilen Ahmet Muhtar Paşanın çekilmesiyle 29 Ekim 1912 de Kâmil Paşa, dördüncü kez sadrazamlığa getirildi. İş başına getirilmesi büyük devletlerin özellikle İngiltere’nin yardımını sağlayabileceği düşüncesinden ileri gelmişti. Halbuki bu umutlar boş çıktı, hiçbir yardım görülemedi. Felaketlerin birini kovalaması ve memnuniyetsizliklerin artması İtiyatçıları harekete getirdi.

10 Ocak 1912 de düzenlenen Babıali baskını sırasında Kamil Paşa, Kurmay Binbaşı Enver Beyin (Paşa)tabanca tehdidi altında sükunetle ve eli titremeden Başbakanlıktan istifasını yazdı ve çekildi.  Kamil Paşa bir süre Mısıra gitti, sonra İstanbul’a döndü. Memlekette tabii hal avdet etmişti, kendisi kötü işlere karışmadığı için İstanbul’a gelip yerleşmekte ve oturmakta sakınca görmemişti. Ama iktidardakiler, daha öncekiler gibi Paşanın,İstanbul’da kalmasını istemediler, ondan çekindiler, paşa bu kez çok sevdiği İstanbul’da dört gün kalabildi, ve yine Mısıra döndü. Paşayı aynı yıl içinde doğum yeri olan Kıbrıs’ın Lefkoşe kasabasında izliyoruz. Yanına İstanbul’dan ailesini de getirtti. Dinlenecekti, ama yaşlı idi. Hastalandı ve 4 Kasım 1913 de 81 yaşında olarak kalp yetmezliğinden, öldü. Lefkoşe’deki Arap Ahmet Paşa Camii avlusuna defnedildi.

 

İlk Girit Muhacirlerini İzmir’e yerleştirdi

+ Kıbrıslı Mehmet Kamil Paşa’nın İzmir Valiliği’nde çalıştığı sürede, ele alınan önemli işlerden birinin 1898 Girit Muhacirlerinin İzmir’e ve bölgesine yerleştirilmeleridir.  Paşanın bu maksatla bir Komisyon Kurarak, büyük miktarda yardım topladığı ve bu düzenli çalışmalarıyla Girit muhacirlerini yerleştirmede başarı sağladığı bilinmektedir. Ayrıca bugünkü Karantina’dan Hatay Caddesi’ne çıkan yolları açtırdığı, bu yolun iki kenarına inşa ettirilen evlere muhacirlerin rahatlıkla yerleştirildiği de bilinmektedir.

+ Eşrefpaşa Hastanesini de inşa ettiren de Kamil Paşa’dır..

+ Alsancak- Darağacı- Karşıyaka sahil yolunu da yaptıran,  İzmir’de ilk tramvay şirketini de kuran yine odur.

 
< Önceki   Sonraki >