Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow İzmir Yazıları arrow Piyango da İzmirde başladı..
Piyango da İzmirde başladı.. Yazdır E-posta
Pazartesi, 11 Haziran 2007

1980’li yıllarda çalıştığımız gazetenin patronu Türkiye’de gazetelerin lotarya ile tiraj alması geleneğini başlatan insandı. Kendisinin sık sık “bütün insanların lotaryadan hoşlandığını, ancak Türklerin daha da fazla hoşlandıklarını, ama en çok da İzmirlilerin şans oyunlarına düşkün olduğunu” söylediğini duyardık.

Yapılan lotaryalarından gazetelerin daha sonraki dönemlerde aldığı tirajlar kendisini çok da haklı çıkarıyordu gerçekten. Ancak en yüksek tirajlara Ege Bölgesi’nde ulaşıyorduk, lotarya sonucu...

Bütün milletlerden çok daha fazla lotarya sevdiğimizi bu dergiyi elinize aldığınız günlerde başlamış olan “Yılbaşı Piyangosu” sohbetlerinden de anlamanız mümkün. Her yılbaşı yaklaştığında büyük ikramiyenin ne olacağı merakı sarar hepimizi, bütün bir ay boyunca bunu konuşup dururuz bir ağızdan...

Öncelikle belirtelim dünyada piyangoya bizden başka “piyango” diyen yok... Piyango teriminin kökü, bir zamanlar İtalya'nın kimi yörelerinde beyaz ve siyah kartlarla oynanan bir lotarya sisteminde kazanan kağıtların rengi olan beyazın İtalyancası olarak açıklanmaktadır. Biliyorsunuz, beyazın İtalyancası “bianko”dur. Dünyada da bizim Latin dilleri içinde yazıldığı gibi okuyabildiğimiz tek dil İtalyancadır... Bu konuda İstanbullu bir gazeteci ağabeyimiz bize katılmamaktadır. Ergun Hiçyılmaz’a göre “piyango” sözünün kökeninde İstanbul’un ilk piyangocusu olan Mösyö Bianci’nin adının etkisi vardır. . Bu konuda Türkiye’de ilk kez bir Piyango’nun İzmir’e gelen İtalyanlar tarafından oynatılmış olmasının da etkili olduğunu düşünüyoruz.

17 ve 18. yüzyıllarda Avrupa ve Amerika’da yaygınlaşan ve devletçe örgütlenen piyangolar, 19. yüzyılın ilk yarısında giderek cinayet nedeni olmaya başladığı için yasaklanmıştı. Piyangoların yerine toto sistemleri ve at yarışları doldurdu. 1929’da yaşanan büyük ekonomik buhran sonrasında insanların yeniden “umutlu” bireyler olabilmesi için piyagolar yeniden ama bu kez devlet tarafından örgütlenmiştir.

Ülkemizde ilk piyangolar, İtalyan ve Fransızlar tarafından Türkiye'de bilet satabilmek için Osmanlı Hükümetinden izin almak suretiyle başlatılmıştı diye yazarlar ama bu yazıda daha sonra da görebileceğiniz gibi aslında daha 1830’lardan itibaren İzmir’de Levantenler tarafından piyangoculuğa başlanmıştı.

Kendisine ilk kez piyango izni verilen Osmanlı vatandaşı ise  kendisine “tiyatro tekeli” de verilmiş olan Naum Efendi’dir. İzin tarihi de 1850’dir. Ermeni yurttaşımız Naum Efendi, tiyatrosuna seyirci çekebilmek için, bilet fiyatları da giderleri karşılamadığı için tiyatro bileti ile birlikte piyango bileti de veriyor. Oyunun sonuna kadar izlenmesi için ( o zamanlarda da oyundan sıkılıp yarısında çıkmak adeti vardı!) çekilişi oyunun sonuna bırakıyordu. Hem elinde bileti olan, hem de oyunun sonuna kadar sabredebilmiş bir izleyici  bir eşya ya da para kazanabiliyordu.

Naum Efendi’nin bu lotaryadan büyük başarı ile çıkması hemen İstanbul’daki kiliseleri harekete geçirdi. Çok büyük bir Ermeni Katolikleri Piyangosu düzenlendi. İşin çok kârlı olduğu ortaya çıkmıştı. Bazı özel girişimciler hemen dünyadaki diğer piyangoları İstanbul ve İzmir’e getirdiler. 1855’te yabancı biletlerin ülkeye girişi, 1857’de de piyangolar tamamen yasaklandı. Piyangoyu yeniden serbest bırakan Padişah Abdülaziz oldu.  Devletin borçlanma tahvilleri ile satılarak sermaye birikimi amacıyla kullanıldı. 1880-1890 yıllarında Şark Şimendiferleri Piyangosu düzenlenerek demiryolları için sermaye yaratılmaya çalışıldı. 1898’de Bulgar Piyangosu’na izin verildi. 1906’da Ziraat Bankası göçmenlere yardım amacıyla piyango düzenledi. Birinci Dünya Savaşı yıllarında giderek yerinden kımıldayamaz bir hale gelen Osmanlı Donanması için  Donanma Cemiyeti Piyangosu düzenlenmişti...

Bütün bunlar devletin merkezini İstanbul olarak görülerek yazılan tarihlerdir. Ancak biraz detaylı araştırma yapılsa ve aslında ticari merkezin İzmir olduğu kabul edilebilse piyango işinin de ilk kez İzmir’de başladığı anlaşılacaktır.

1830’lardan başlayarak İzmir’de de inanılmaz ölçüde piyango alışkanlığı yaygınlaşmıştı. İzmir’deki sosyal kulüplerde çok büyük paraların döndüğü iskambil oyunları oynanıyordu.  Prof. Beyru, “whist”, “ecarte” gibi oyunların profesyonel kumarbazlar tarafından İzmir’deki sosyal kulüplere devam edenleri soyup soğana çevirmede kullanıldığını belirtmektedir. Elbette “Briç” gibi soylu oyunlar Buca ve Bornova gibi İngiliz ailelerin oturduğu semtlerde oynanıyordu. Türkiye’de ilk kez at yarışlarının koşulduğu kent olan İzmir’de atlar üzerine de büyük bahislerin konulduğunu biliyoruz. Bizim medya patronunu 1980’lerde saptadığını bazı tacirler 19. yüzyılda keşfetmişti: İzmirliler şans oyunlarına çok düşkündür. Prof. Beyru bu konuda şöyle demektedir: “İzmirlilerin şans oyunlarına olan düşkünlüklerinden yararlanmak üzere bazı tacirler tarafından birtakım değişik yöntemler de geliştirilmiştir. Bu amaçla 19. yüzyılın ilk yarısında bile kentte sık sık özel bir takım piyangolar düzenlenmekte ve bunlar İzmir gazetelerinde halka duyurulmaktadır.”

Beyru daha sonra 1834 yılında yayımlanan Journal de Smyrne Gazetesi’nden üç kupürü dilimez çevirerek sunmaktadır:
“Tanınmış bir marka, şahane altın saat”
Piyangoya seksen bilet konmuş olup bunların her biri 10 kuruşa satılmaktadır. Halen 28 bilet kalmıştır. Çekiliş, saatin şu anda bulunduğu ve biletlerin de satılmakta olduğu, Marina’daki Alberti kahvesinde yapılacaktır”

“Kendi özel rıhtımı olan bahçeli kent evi!”
Ev, Marina’nın Punta (Alsancak) yönünde, İsveç Konsolosluğu’nun karşısında, M. Lahthois’in oturduğu evin bitişiğindedir. Yeni ve sağlam yapılmıştır ve aranan her türlü konfora sahiptir. Karşısındaki rıhtım parçası da söz konusu mülkiyet içinde olup, evin tahmini bedeli 30 bin kuruşun üzerindedir.

“Büyük, saat başlarında ve çeyreklerde çalan bir kum saati”
Piyango 190 biletten ibarettir ve biletlerin bir kısmı şimdiden satılmıştır. Biletlerin satışı tamamlandığında çekiliş halkın gözü önünde Barbaresk Hanı’nın kapısı önünde yapılacaktır. İlgilenenlerin Frenk Gümrüğü yakınında ve Bedesten karşısında M. Sergio Simorian’a başvurması rica olunur.


Yeniden İstanbul’a dönersek görürüz ki, Osmanlı İmparatorluğu döneminin son otuz yılında da demiryolu ve tersane yapımı amacıyla piyangolar düzenlenmiştir.


Cumhuriyet döneminde para ödüllü piyango düzenleme tekeli, 9 Ocak 1926'da 710 sayılı Kanun ile Türk Tayyare Cemiyetine verilmiş ve on iki yılı aşkın bir süre bu Cemiyet tarafından piyango düzenlenmiştir. Daha sonra piyango düzenleme yetkisi Türk Hava Kuvvetlerinin güçlendirilmesini sağlamak amacıyla 5 Temmuz 1939 tarihinde 3670 sayılı Kanunla, Maliye Bakanlığı'na bağlı olarak kurulan Milli Piyango İdaresi'ne verilmiştir. O zamanlarda bu çekilişlere “Tayyare Piyangosu” denilmesinin nedeni de budur zaten. Milli Piyango İdaresince ilk çekiliş 11 Kasım 1939 tarihinde düzenlenmiş ve bu çekilişte bilet fiyatı 1 lira, büyük ikramiye ise 80.000 lira olarak belirlenmiştir. 19 Mayıs 1940’da, Ankara 19 Mayıs Stadyumunda yapılan çekilişe Cumhurbaşkanı İnönü ve Bakanlar Kurulu üyeleri de katılmıştı. 1946’da İstanbul’da Fenerbahçe için, 1947’de de İzmir Fuarı için ikramiyesi gerçekten büyük çekilişler düzenlenmişti.

Yılbaşında büyük ikramiye geleneği ise 1943 yılına kadar uzanmaktadır. O yıldan itibaren piyangolar Yılbaşı kutlamalarının bir parçası haline dönüşmüştü. Halen de toplumsal ilginin odak noktalarından biridir piyango.... Yılbaşlarında biletler tükenmekte, gazeteler piyango listesi vererek tiraj artırmaktadırlar... 1 Ocak 1986’da ikramiyenin 1 milyar liraya çıkarılması başlı başına bir olay haline gelmiştir.

Ancak son yıllarda 6/49 Sayısal Loto gibi dijital makinelerle oynanan oyunların yaygınlaşması ile birlikte piyangonun pabucu dama atılmıştır ama yine de Yılbaşları’nın ve içinde bulunduğumuz Aralık ayının vazgeçilmez parçasıdır Milli Piyango... Umut bu ülkede hala fakirin ekmeğidir. 2002’den 2003’e girerken de, memlekette ne değişirse değişsin bu durumunu korumaktadır.

 

 
< Önceki   Sonraki >