Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow İzmir Yazıları arrow Fabrikada büyüyen çocuklar&
Fabrikada büyüyen çocuklar& Yazdır E-posta
Pazartesi, 11 Haziran 2007

“Hiç kimsenin, yağmurun bile böyle küçük elleri yoktu…” *

“Hiç kimsenin, yağmurun bile böyle küçük elleri yoktu…” Yandaki büyük fotoğrafa şöyle bir baktığınızda, bir grup Osmanlı kadınının topluca çekilmiş bir fotoğrafını görürsünüz önce, çünkü giyim kuşamları yanıltır sizi…

Şimdi lütfen, biraz daha dikkatli bakmanızı rica ediyorum sizden… Gördünüz mü, her biri birer çocuk değil mi? Yedi, sekiz yaşlarında, her biri birer çocuk… 1906 yılında, yani bundan tam 100 yıl önce, İzmir’deki sigara fabrikasının önünde çekilmiş bu fotoğrafta yer alan çocukların ya da başlığımızdaki gibi söylersek ‘fabrikada büyüyen çocukların’ öyküsünü öğrenmek için biraz sabredin…

Bugün Alsancak Garı merkez olmak üzere,  İzmir’in ilk saat kulesini de  içinde barındıran, Punta-Buca İstasyonu ve karşısındaki kilise, İngiliz Postanesi binaları, Demiryolları Müzesi ile birlikte 19. yüzyıl sonundan kalan binalar zincirinin en büyük halkası, o zamanki adıyla ‘Reji-Tabak’ binasıdır…. 1930’lara kadar Fransız Rejisi’ne yani Fransız Tütün İşletmesi Şirketi’ne ait olan bina, kapitülasyonların kaldırılması ile birlikte TEKEL’e devredilmiştir.

Şimdilerde yolunuz düştüğünde, sorumlusu Tütün Teknoloji Mühendisi M. Önder Miskioğlu  tarafından keyifle, özenle gezdirilen ve âdeta bir ‘Tütüncülük Müzesi’ne dönüştürülmüş olan Tekel İzmir Sosyal Tesisleri, yüz yirmi yıllık tarihi ile Osmanlı’nın çöküşü ve Cumhuriyetin kuruluşu başta olmak üzere, birçok tarihi olaya tanıklık etmiş bir binadır. Hani derler ya, dili olsa da anlatsa…

 Vahap Özaltay Meydanı’ndaki bu sosyal tesisler,  İngiliz Konsolosluğu’na komşuluk yapmış yüzyılı aşkın süredir..  1884 yılında İngilizler tarafından Fransız bir mimara yaptırılmış; daha sonra Fransızlara geçmiş ve 1930’lara kadar Fransız Rejisi’nde kalmış; kapitülasyonların kaldırılması ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘milli serveti’ olmuş.

Tütünün Anadolu macerası

‘Tütün’ün Anadolu’daki macerası ise, Osmanlı Devleti’ne 17. yüzyılın başında Cenevizli  denizciler tarafından getirilmesi ile başlar..Tütünün Osmanlı pazarına girmesiyle, IV. Murat tarafından yasaklanması bir olur. Ne var ki yasak uzun sürmez. İlk tütün üretimine Selanik ve İskeçe şehirlerinde başlanır. Tütüne sigara formu kazandırılması ise, bizzat Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından gerçekleştirilir ve bu da tarih olarak 19. yüzyılın ilk yarısına denk gelir. Derken 1881’de Avrupa’da arkası arkasına sigara fabrikaları kurulmaya başlanır.  İzmir Sigara Fabrikası’nın temeli de, 1876 yılında atılır.

Osmanlı Devleti 1854’te başlayan dış borçlanma sürecinde, Avrupa’dan aktarılan kaynakları geri ödeyebilmek için, çeşitli çözüm arayışlarına girer, hepimizin bildiği gibi… Muharrem Kararnamesi ile ödenemeyen borçların tesviyesi için, 1881’de oluşturulan Düyunu Umumiye İdaresi, tütün gelirlerine de el koyar.
Bu arada, Osmanlı’nın cazip tütün pazarını ele geçirmek için sanayi kurma girişimini, ülkemizde ilk kez  Fransızlar gerçekleştirmiş ve 1884’te Fransız sermayesi ile bir Reji İdaresi (Memalik-i Mahruse-i Şahane Duhanları Müşterek’ül-Menfaa [kâr ortaklığı] Reji Şirketi)  kurulmuştur. Tütün üreticisinin, yani çiftçinin Reji İdaresi’nden ruhsat alması ve ürününü yalnızca bu şirkete satması şart koşulur. Bu uygulama aslında, alacaklının borcunu kendisinin tahsil etmesi anlamına gelen ilginç bir yöntemdir.

1884 yılında İzmir’de, daha sonra da İstanbul Cibali’de iki sigara fabrikası daha kurulur. Daha sonra ise 1887 yılında Samsun, 1895 yılında da Adana’daki fabrikalar faaliyete geçer.

Reji geliyor… Reji geliyor…

O günlerde, İzmir’deki yoksul Türk ve Yahudi mahallelerinde hem ailelerin, hem de çocuk yaştaki kızların duyunca en sevindikleri sözlermiş bunlar: ‘Reji geliyor…’  Reji, yani Fransız Tütün İşletmesi’nin kısa adı… Rejinin adamları geldiğinde, yoksul ailelerin kızları, mahallede sıraya girerlermiş, büyük bir heyecanla… Uzatırlarmış o minicik ellerini rejinin adamlarına… Onlar, ince parmaklıları, ellerini beğendiklerini işe alırlarmış çünkü!… O günün şartlarında bir iş sahibi olabilmek, o küçücük yürekler için ne kadar önemlidir, insan  tahmin edebiliyor. 1900’lü yılların başında, İzmir’de, küçük bir kız çocuğunun para kazanıp ailesine katkı sağlaması büyük iş…Ama bir o kadar da zor…

İzmir’deki ve diğer illerdeki sigara fabrikaları üretimlerine  1920 yılına kadar devam ederler…Kurtuluş Savaşı’nın hemen başlarında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, Fransız şirketi ile olan  antlaşmayı 13 Haziran 1921 tarihinde İzmir’de toplanan ilk İktisat Kongresi’nde  fesheder.  22  Nisan 1933 tarihinde de, Türkiye  Cumhuriyeti ile Osmanlı Düyunu Umumiye İdaresi arasında imzalanan antlaşma ile Osmanlı dönemi borçlarının tasfiyesine başlanır. 25 Mayıs 1954 tarihinde, Osmanlı döneminden kalan ‘Düyunu Umumiye’ çerçevesi içinde kalan borcun tamamı ödenir.  Bütün bu zaman sürecinde de, İzmir Sigara Fabrikası’nda binlerce işçi çalışır.

Ülkenin en eski sigara fabrikalarından biri olan İzmir Sigara Fabrikası ise, 29 Nisan 2002 tarihinde, sekiz filtreli, yirmi dokuz filtresiz makinesi ve yaklaşık bin üç yüz işçisiyle tam kapasite çalışırken kapatılır. Bir süre sonra, bakımsızlıktan ve ilgisizlikten, makine parkı hurdaya gönderilir. Bugün ise, güzelim fabrika binasının ve arazisinin akıbeti hâlâ meçhuldür…

Şimdi gelelim, fotoğraftaki şu sevimli kız çocuklarına…

Çocukluklarını yaşayamadan kendilerini hayat mücadelesinin içinde bulan bu kızlar fabrikada büyümüşler, kazandıkları paralarla önce ailelerini geçindirmişler, sonra çeyiz düzüp kendileri ev kurmuşlar, çocuk yetiştirmişler… Hikâye buraya kadar bilindik, ancak hazin olan şu, küçücük bedenleri tütün fabrikasında büyüyen bu kızların hemen hepsi de akciğer rahatsızlıklarından, kanserden vefat etmişler, genç sayılacak yaşlarda... Alpay’ın ünlü şarkısı ‘Fabrika Kızı’ geldi aklınıza değil mi? “Fabrikada tütün sarar, sanki kendi içer gibi / Sararken de hayal kurar, bütün insanlar gibi” Tütün zahmetli iş; ekerken, kırarken, dizerken, sararken…                     Tütün işi ile uğraşanların ölümlerinde akciğer rahatsızlıkları hep ilk sıralarda.

Peki, bu kızlar neden çocuk yaşta oradaydılar? Neden Reji elleri küçük, parmakları ince olan çocukları işe alırdı? Soruların yanıtı kolay aslında…Öyle ya, eller küçük ve zarif, parmaklar ince olmalı ki, sigaralar da ince ve muntazam sarılabilsin…Çünkü sigara sarma makineleri henüz icat edilmemişti o yıllarda. İncecik sigaraların üretilmesi için, elleri küçücük, parmakları incecik çocuklara gereksinim vardı… Bir daha bakın şimdi fotoğraftaki o çocukların yüzlerine… Çoğunun 7-8 yaşlarında olduğunu daha rahat göreceksiniz… Cumhuriyetin değerleri bir bir,  haraç mezat satılırken, her şeyi bir kere daha düşünmemiz gerekir diye, boşuna söylemiyoruz. Biliyoruz ki, bütün bu değerleri hiç de kolay kazanmadık.           

*İ. İ. Cummings  (Çeviri- Barış Pirhasan)

 

Osmanlı Özelleştirme Modeli olarak: Reji

19. yüzyıl, Osmanlı Devleti'nin her alanda olduğu gibi, ekonomide de en zor yıllarıydı. 1854 yılında Kırım Savaşı’nın açıklarını kapatmak amacıyla ilk kez alınan borçlar ve böylelikle başlayan dış borçlanma süreci, devleti, Düyunu Umumiye İdaresi'nin kurulmasına kadar getirmişti. İdare'nin her türlü temel çalışma alanını belirten ‘Muharrem Kararnamesi’nde, Osmanlı Devleti'nin tütünden aldığı vergiler de, bu İdare’ye bırakılıyordu. İdare, tütünden alacağı vergileri, üçüncü bir şahsa işletme hakkını vererek alabilmek için, ayrı bir kurumun doğmasını sağlamıştı. Alman ve Avusturyalı bankerler ile Osmanlı Bankası sermayesi ortaklığı tarafından kurulmuş olan bu anonim şirket, Düyunu Umumiye İdaresi ve Osmanlı Devleti yöneticileri tarafından onaylanan şartnamesi ile çalışmalarına başlamıştı. ‘Memalik-i Mahruse-i Şahane Duhanları Müşterek’ül-Menfaa Reji İdaresi’ ya da ‘Regie co-interessée des Tabacs de I'Empire Ottoman’ diye anılan bu yabancı sermayeli ve çok uluslu  şirket, halk arasında kısaca ‘Reji’ diye anılmaktaydı.

Reji İdaresi'nin oluşumu, çalışması, hukuksal durumu ve diğer özellikleri, 1883'te yayınlanan bir şartname ile belirlenmişti. Reji'nin temel statülerini taşıyan bu şartname ve maddeleri,  30 yıl için geçerli idi. Reji İdaresi’ne verilen bu tütün tekeli, 30 yıldan sonra tarafların oluru ile  tekrar yenilenebilecekti. Nitekim 1913’te Reji adına E. Weyl, Düyunu Umumiye İdaresi adına Adam Block, Osmanlı Devleti adına ise Maliye Nazırı Rıfat Bey tarafından imzalanan mukavele ile 1914' den başlayarak 15 yıllığına tütün tekelinin tekrar Reji İdaresi’ne verilmesi uygun görülmüştü.

Osmanlı tütününün üretim, işletme ve pazarlanmasının kendine özgü bir şekilde özelleştirilmesi ve işletmesinin de çok uluslu bir ortaklık tarafından yapılması o dönem için önemli bir gelişmeydi. Bu özelleştirmenin daha sonraki yıllarda çeşitli argümanları ve değişik sonuçları ortaya çıkmıştır.

Şirketin sermayesi 100 milyon Frank, yani 4.400.000 Osmanlı Lirası idi. Bu sermayenin hemen ödenmesi gereken miktarı, 2.200.000 Osmanlı Lirasını geçmeyecekti. Şirket, tütün üretimi ve tütünün korunması için yapacağı binalar için emlâk ve gelir vergileri; çıkaracağı hisse senetleri için gelir ve damga vergileri gibi vergilerden muaf tutulacaktı. Şirketin yetkili satış bayileri de, elde ettikleri gelirlerden herhangi bir vergi vermeyeceklerdi. Fakat şirket ile çalışan üçüncü kişiler, adı geçen vergileri ödeyeceklerdi.

Şirketin sahibi ve kurucuları, Osmanlı Devleti ve Düyunu Umumiye İdaresi hesabına, Osmanlı Bankası'nın İstanbul şubesine 100.000 Osmanlı Lirası teminat yatırmak zorundaydılar. Şayet şirket, 6 ay içinde tütün işine başlamaz ise, bu paranın yarısı devlete yarısı da Düyunu Umumiye İdaresi’ne kalacaktı. Şirket belirtilen sürede işe başlar ise, yukarıda belirtilen teminat, şirketin kullanımına sunulacaktı.

Reji İdaresi yani şirket, Osmanlı Devleti’nin borçlarının tamamı ödenmiş olsa bile, her yıl Osmanlı Devleti’ne dört eşit taksitte olmak üzere 750.000  Osmanlı Lirası ödeyecekti. Şirket, gelir elde edemese dahi, bu miktarı ödemek zorundaydı. Her yıl sonu, bütün masraflar çıkarıldıktan sonra şirketin kalan kârı, şirket, Düyunu Umumiye İdaresi ve Osmanlı Devleti tarafından paylaşılacaktı.

Osmanlı Devleti sınırları içinde (Doğu Rumeli hariç), bandrol usulünün uygulandığı yerlerde, iç tüketimde tütün üretimi ve satışı yapılan (Lübnan, Girit hariç) bölgelerde, devlet tarafından alınan tütüne ait vergiler, ithal edilen sigara, ağız tütünü ve enfiyeden alınan vergiler ile satış vergisi ise şirket tarafından toplanacaktı. Osmanlı ülkesinde üretilen tütünlerden devlet, ‘Aşar Vergisi’nden başka hiçbir vergi almayacaktı. Ülke içinde, kıyılmış tütünden ve duhan yapraklarından yapılmış sigaralar, ağız tütünü, enfiye ve bütün tütünler Reji’nin tekelinde olacaktı. Tütün ihracı serbest olacak, ancak ihraç edilen tütünler dahi Reji ambarlarından çıkacaktı. Tütün ile ilgili ihracat ve ithalat vergileri, hükümet ve şirket arasında anlaşılarak belirlenecekti.

Ülke içinde tütün yetiştirmek isteyenler de, Reji İdaresi’nden ruhsatname alacaklardı. Tütün üretimine ayrılacak arazinin yerini ve genişliğini belirten ruhsatlar, Reji İdaresi tarafından ücretsiz verilecekti. Tütün üreticisi, tütün tarımı için en az yarım dönüm arazi üzerinde ekim yapacağını dilekçe ile bildirdikten sonra, Reji İdaresi ruhsatı vermek zorundaydı.

 

Osmanlı ‘tütün tarımı’ alanları

1- Edirne: Kırıkkale, Lüleburgaz, Vize ve Tekfurdağı (Tekirdağ) kazaları
2- Cezair-i Bahr-i Sefid : Sakız Kazası, Sisam Kazası
3- Canik: Samsun, Çarşamba ve Bafra kazaları
4- Sivas: Tokat, Erbaa, Niksar ve Zile kazaları
5- Trabzon: Trabzon, Ordu ve Polathane kazaları
6- Aydın: Söke, Denizli, Manisa, Akhisar, Kasaba, Salihli, Muğla, Milas, Ödemiş, Tire, Bayındır, Bergama, Kuşadası, Nif ve Bodrum kazaları ile Torbalı, Değirmencik ve Seydiköy nahiyeleri.
7- İzmit: İzmit, Adapazarı, Kandıra, Karamürsel kazaları
8- Bursa: Bursa, Pazarköy, Kirmasti, Bilecik ve İnegöl kazaları
9- Karesi: Balıkesir, Gönen, Sındırgı kazaları ile Edremit'in Ağunya (Altınoluk) Nahiyesi
10- Kastamonu: Sinop Kazası
11- İstanbul: Gebze ve Şile kazaları
12- Bolu: Bartın ve Düzce kazaları
13- Beyrut: Sayda ve Sur kazaları. Ayrıca Ebu-Reyha denilen tütün için Lazkiye, Cebele
14- Konya: Hamid Abad Kazası
15- Bitlis: Bitlis ve Muş kazaları
16- Halep: Hasankeyf denilen tütün için Ayıntab Kazası

 
< Önceki   Sonraki >