Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow İzmir Yazıları arrow İzmir 'de 19 yüzyıl yaz eğlenceleri
İzmir 'de 19 yüzyıl yaz eğlenceleri Yazdır E-posta
Pazartesi, 11 Haziran 2007

Perendebazlar, canbazlar, çemberbazlar, taklabazlar  ve şişebazlar


Bu yazın  “eskiden” sayfalarında gezimizi güzel şehrimizin 19. yüzyıl yaz eğlencelerine ayırmak istedik bu sayıda da..

Kentte tiyatro, konser ve benzeri bazı gösterilerin, bu amaçla inşa edilmiş olan tiyatro binalarının yanı sıra, zaman zaman, çoğu sahilde yer alan birtakım kahvehane türü eğlence yerlerinde de sergileniyordu.  Sahne düzenleri genelde çok yeterli olmayan bu gibi yerlerde, daha çok hafif birtakım komedilerin ya da bazı küçük konserlerin ve gazino gösterilerinin sergilendiği bilinmektedir. Esasen bu tür kahvehanelerin kendilerine uygun gördükleri isim de genelde cafe – chantant ya da cafe – concert’dir.

Şimdi biraz gerilere gidelim o günlerin de en saygın gazetelerinden biri olan  New York Times Gazetesi’nde yer alan İzmir mahreçli bir haberi okuyalım. Bu devirde New York Times’ta İzmir mahreçli haber çıkar mı diye de bir düşünelim elbette…

Yıl 1873 ve kupürümüz New York Times’tan:

Pazar gecesi direkler üzerinde ve deniz içinde yapılmış olan Kivoto kahvehanesi, bir akrobat grubunun vermekte olduğu temsil sırasında aniden çökmüştür. Kahvehanenin sahibi o gece, yalnız 108 bilet satmış olduğunu söylerken, kazadan kurtulanlar, içerde en az 200 kişinin bulunduğunu bildirmişlerdir. Bunların çoğunun fakir halktan oluştuğu, ama aralarında kentin saygın ailelerinden bazı gençlerin de bulunduğu ancak Türklerden fazla kimsenin yer almadığı anlaşılmaktadır. Temsil sırasında, saat 10.00 sıralarında önce bir çatırtı duyulmuş ve ardından beş dakikalık bir süre içinde kahvehane bütünüyle sulara gömülmüştür.
Kaza sırasında girişe yakın yerlerde bulunan seyircilerden birkaçının kaçabildiği ve yine bazılarının pencerelerden denize atlayabildiği anlaşılmaktadır.

Sandalcıların hemen küreklerine sarılmaları, maalesef olumlu bir sonuç vermemiştir. Vali Süreyya Paşa, polis şefi İbrahim Ağa ve Jandarma Komutanı Tahir Bey hemen olay mahalline gelmişler, ancak tüm çabaları boşa gitmiştir. Canhıraş feryatları izleyen derin sessizlik, kazanın korkunçluğunu gözler önüne sermekteydi.

Ertesi sabah, kentin Katolik ve Rum kilise görevlileri de olay yerine geldiler. Dün rıhtım şirketinin işçileri, denize gömülmüş olan kahvehanenin çatısını kaldırmak için çaba harcadılar. Bu sırada cesetlerin aranmasında çok acıklı sahnelerle karşılaşılmaktaydı. Bir gece önceki süslü elbiseleri içinde bulunan akrobatlar çıkarıldılar. Cesetlerin dudaklarının acı içinde kısılmış olduğu görülüyordu. İki cenaze arabası, bütün gün, cesetleri hastanelere taşıdı durdu. Rum hastanesinde bulunan 50 cesetten 28’i, dün saat 4.00’e kadar teşhis edilebilmişti. Katolik St. Antoine hastanesindekilerden de 11’i.

Gün boyunca, dalgıçların çalıştığı ve yeni yeni cesetlerin çıkarıldığı görüldü. Bugün de çalışmalara devam edildi ve 20 ceset daha bulundu. Böylece toplanan ceset sayısı 80’i bulmuştu ama daha 50 tanesinin denizin dibinde olabileceği sanılıyordu. Ölenler arasında iki Türk tacir, kentte iyi tanınan bir genç, bir İngiliz ve bir İtalyan kaptanı, bir telgraf memuru ve bazı ticarethane memurları da vardı. Üzüntü ve tedirginlik, herkesin yüzünden okunmaktaydı. Gazinoda düzenlenmesi planlanan balo iptal edildi ve Kivoto gibi denizde direkler üzerinde inşa edilmiş bütün diğer kahvehaneler polisçe kapatıldı.

Kazadan kurtulanlardan birinin dili tutulmuştu ve konuşamıyordu. Üçü kadın yedi kişiden oluşan akrobat trupundan yalnız biri kurtulabilmişti. Valilikçe daha önce, zamanında yapılan uyarıları dikkate almayan kahvehane sahibi için soruşturma açılacağı bildirilmektedir…

+*+

İzmir’de yayımlanan Levant Herald gazetesinden aktarılan bir anlatımda kaza üzerine, Katolik ve Rum görevlilerin hemen oraya gelmiş oldukları ve rıhtım şirketine ait vinçlerin çöken gazinonun enkazını çıkarmak üzere durmadan çalıştığı bildirilmektedir. Aynı gazetede, manzaranın son derece üzücü olduğu ve olay sırasında gösterilerini sürdürmekte olan akrobatların cesetlerinin gösteri elbiseleriyle çıkarıldığı haberi de yer almıştır. Ölenler arasında iki Türk tüccarı, bir telgraf memuru ve ticarethanelerde çalışan memurlardan birkaçı da yer almıştır. Bu facia nedeniyle, o sıralarda Avrupa Gazinosu’nda düzenlenmesi planlanan balonun iptal edildiği, aynı şekilde direkler üzerinde duran diğer kahvehane ve gazinolara girişin polis tarafından yasaklandığı aynı yazıda belirtilmektedir. Yazıda, gazinoda temsil vermekte olan, üçü kadın yedi akrobattan yalnız birinin kurtulabildiği açıklanmıştır. Bu olayla ilgili yazılara, gazetenin daha sonraki sayılarında da ayrıntılı olarak değinilmektedir.

+*+

İzmir’de Kordon’un yapımından önce bu cins eğlence yerlerinin büyük bir kısmı, Marina diye adlandırılan küçük bir sahil parçası üzerinde ve denize direkler üzerinde çıkmış olarak inşa edilmişti. Burası da bugünkü  İzmir Gazeteciler Cemiyeti apartmanlarının bulunduğu yerdi.

Kordon’un inşasına karar verildiğinde itirazlar yükselmişti. Bu itirazlardan bir bölümü de, yıkılması gereken kahvehane – gazinoların sahipleri tarafından dile getirilmişti. 1860’ların sonlarında ve 70’lerin başlarında İzmir’de tiyatro yapıtlarının oynandığı ve diğer çeşitli gösterilerin yapıldığı yerlerin bir kısmı Kordon’un yapılmasına kadar varolan bu küçük sahil parçası üzerinde yer alıyordu.  Marina ya da demiryolcu İngilizler tarafından kurulduğu için İngiliz İskelesi diye bilinen bu sahil parçası üzerinde bulunan gazino ve kahvehanelerin bir kısmının, hatta çoğunun, deniz üzerinde ahşap direklerle oturtulmuş bir biçimde inşa edilmiş hayli salaş yapılardan oluştuğu da bilinmektedir.

Prof. Rauf Beyru, “Rıhtımın tamamlanmasından az önce bu kahvehanelerde, bir yıl arayla iki önemli kaza olmuştu. Bu kazaların ikincisinde çok sayıda ölümle karşılaşılması, bu kahvehane ve gazino sahiplerinin rıhtım yapımına karşı çıkmalarının da son bulmasına neden olmuş ve bu tipteki yapıların tümünün kullanılması valilikçe yasaklanmıştı.”

Haziran 1872 ortalarında, İskenderiye Rum Metropolitinin İzmir’i ziyareti sırasında meydana gelen ilk kazada herhangi bir can kaybıyla karşılaşılmadığı anlatılmaktadır. Bunda, Metropoliti karşılamaya gelen kalabalığın, iskele yakınındaki bir kahvehanenin direkler üzerinde duran terasına toplandıkları, terasın bu ağırlığa dayanamayarak çöktüğü ve herkesin denize döküldüğü anlatılmıştır.

SİRKLER İZMİR’E GELİYOR

Osmanlı döneminde sirk sanatları çok gelişkindi. Gerek eğitimli hayvanlar, gerekse perendabaz, canbaz, çemberbaz, tasbaz, zurbaz, kusebaz, taklabaz, gürzbaz, şişebaz gibi göstericilerin sundukları oyunlar bugünkü sirklerde görülen düzeydeydi. Bunların sürekli gösterim yaptıkları yer ise bugünkü Liman bölgesinde bulunan eski Tuzla alanıydı.

Eğitimli hayvanların hünerleri de burada gösteriliyordu. Ayrıca padişahların da aslan, gergedan, fil, zürafa, ayı gibi eğitilmiş pek çok hayvanı vardı. Zaman zaman bu hayvanlar da Anadolu “turnesine” çıkarıldı.  Hayvanların bir kısmı Topkapı Sarayı içinde yer alan Arslanhane’de, bir kısmı da kentin surlarındaki bir Bizans kalıntısı içinde korunuyordu. Bu hayvanlar kapalı durmuyorlar, bakıcılarıyla sokaklarda gezdirilip halka da gösteriler yapıyorlardı. Ayrıca Sur – ı Hümayun gibi genel şenliklerde gösteriler yapıyorlardı. Ancak bu parlak sirk geleneği yavaş yavaş ortadan kalkış ve yerini Batı sirkine bırakmıştır.

Tanzimat’ın ilan edilmesi sonrasında İzmir’de 4 tiyatro binası yapılmıştı. Bunlardan ikisi sirk gösterimleri için yapılmış büyük amfiteatrlardı. İlkini 1838’de İzmir’e gelen bir İtalyan sirk topluluğu yapmıştı. Basmahane’nin kuzeyinde yüksek duvarlarla çevrili bir arazi üzerine 2.000 kişilik bir amfiteatr kurmuştu. Sirk gösterilerinin yanı sıra tragedyalar, komedyalar da oynuyorlardı. Souillier Sirki de burada gösteriler sundu. Rakip topluluk Gaetano Mele Sirki rağbet görünce padişahtan bir ferman alıp birinci amfinin yakınanda bir amfiteatr daha kurdu.

Bir de Ohannes Kasparyan adında yerli bir İstanbullu Ermeni vardı. Önce Souillier ve Gaetano Mele sirklerini seyrederek sirke merak sardı, onların gösterimlerine oyuncu olarak katıldı, 1844’te bir sirk kurdu, bu arada ortaoyunu gibi gösterimler de veriyordu. Topluluk ayrıca 12 gün süren saray düğününde de gösterimler verdi. Kasparyan 1849’da Tiflis’e giderek orada da 1.000 kişilik bir tiyatro kurdu. 1851’de İstanbul’a döndü ve Taksim ile Pangaltı arasında bir tiyatro kurdu. Ona saray ve özellikle valide sultan yardımcı oldu. Her yaz mevsiminde de İzmir’e gelirdi.

1844’te kente Berenak yönetiminde Cirque Olympique geldi. Bu topluluk önce İstanbul’da Çırağan Sarayı’nda da gösterim yaptı.  1849’da aynı topluluk Guillaume yönetiminde bu kez İzmir’ie kendine mekan seçmişti.

Bu sirklerin gösterimcileri arasında  Türklerin boy gösterdiği oluyordu. Nitekim 1902’de ip canbazı Hasan Ağa ile Sarı Ahmed’in gösterimlerine rastladığını söyler Metin And hocamız…

İzmir’e artık yaz aylarında sirk gelmiyor. Eskileri ile karşılaştırılmayacak kadar uydurukları ise sömestr tatillerinde büyük hipermarketlerin bahçelerinde boy gösteriyorlar. Bizim kuşağın yetiştiği son sirkler ise Fuar’ın ayrılmaz parçaları idiydiler. Fuar eğlencelerini gelecek sayıya bırakıyoruz çünkü 75. Fuar 1 Eylül’de açılıyor.

 
< Önceki   Sonraki >