Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Gezi Notları arrow İstanbul Modern 'de İzmir 'i aramak
İstanbul Modern 'de İzmir 'i aramak Yazdır E-posta
Cumartesi, 09 Haziran 2007

Bu yazı bir kıskançlık yazısı değildir ama karmakarışık duygularla yazılmıştır…


İstanbul Modern’in kapıları, ülkemizin sanat alanındaki birikimini, yaratıcılığımızı, dinamizmimizi, sahip olduğumuz evrensel değerleri, çağdaş kültür kimliğimizi ortaya koymak üzere açılmış… 

 

Ne  kadar da çok duyuyoruz değil mi ‘İstanbul yine bize fark attı’ sözünü. Dünyada ilk kez ‘şehir’ diye anılan coğrafyanın adı olması bile İstanbul’un dünyadaki diğer metropollere üstün gelmesi için yeterli neden… Bir taşına bütün bir Acemistan’ın feda edileceği kadar benzersiz, paha biçilmez olduğu günlerin geride bırakılması için son 50 yılda el birliği ile yaptıklarımız da günün birinde tarihçiler tarafından pek de hayırla anılmayacak ama dünyada hâlâ başka İstanbul yok!

İstanbul için son yıllarda sıkça yinelenen ‘modern sanat müzesi’ kurma fikrinin yaşama geçirildiği İstanbul Modern’in pencerelerinden karşıya bakarken ister istemez ‘Bu pencerelerden görünenler mi daha güzel yoksa arkamda duran ve her biri eşsiz imzaları taşıyan tablolar mı diye düşünmeden edemedim ve bu müzeyi İzmirlife’a yazmaya karar verdim. Bu yazı karmakarışık duygularla yazıldı. Çünkü daha ilk adımdan itibaren İstanbul Modern’de de ‘İzmir Eskiden’ vardı… Zaman zaman İstanbul’un kültür sanat alanında bize 10 tur, 20 tur bindirmesine hayıflanmak gibi, zaman zaman kıskanmak gibi, zaman zaman Türk ressamlarının yüzde 95’inin İstanbul doğumlu olmasına şaşırmamak gerektiğini düşünmek gibi

Londra’da, elektrik santralinden dönüştürülerek elde edilen “Tate Modern” müzesinden esinlenerek ismi  “İstanbul Modern” olarak konulan müzenin, Tate ile benzeşen tek yönü sadece ismi değil; Karaköy Rıhtımı'nda, 8 bin metrekarelik bir alana yayılan 4 numaralı Antrepo'nun yeniden işlevlendirilmesiyle de benziyor. Aynı şekilde Madrid’deki Reina Sophia Müzesi’nin eski  bir hastaneden müzeye dönüştürülmesi gibi.  Ya da Viyana’da Habsburg Hanedanı’na ait Hoffburg Sarayı’nın karşısına yerleştirilen Modern Sanatlat Müzesi Kuntschale gibi…. Madrid’deki müzede dünyanın en ünlü tablolarından biri olan Picasso’nun Guernica’sını görmek hep mümkün,  Tate’ Modernde Dali görmek gibi…

İstanbul Modern 11 Aralık 2004 tarihinde açıldı. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'nın çatısı altında, Eczacıbaşı Topluluğu’nun kurucu olarak ilk yatırım ve proje yönetim finansmanı ile çekirdek koleksiyonu sağlamasıyla hayata geçen müze, çok yönlü, çok sesli, değişken ve dinamik bir eğitim ve kültür merkezi olarak hizmet sunmayı amaçlamıştı. Müzenin kurucusu Eczacıbaşı Ailesi, İzmir’de büyümüş ama İzmirliliği hiç unutmamış bir aile… Eczacıbaşı Ailesinin tanımaktan gurur duyduğumuz seçkin fertleri başta rahmetli Nejat Eczacıbaşı gibi yapılan her kültür sanat işinde "Toplumla iç –içe’ olma çabası burada da kendini “ yaşayan bir müze" olarak göstermiş.

İstanbul Modern, aynı zamanda bir kültür ve eğitim kurumu niteliği de taşıyor… Hemen girişteki eğitim salonunda minicik ressamların Aliye Berger’in  gravür ve desenlerini kopyalama çabalarının tanığı oluyorsunuz.  İstanbul'un Avrupa'nın kültür başkentlerinden biri olma sürecine katkıda bulunmayı ve yılda bir milyon ziyaretçi ağırlamayı amaçlayan İstanbul Modern, ilk yıl içinde 20 bin ilköğretim öğrencisine sanat eğitimi vermeyi planlıyor. Müzede Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Vakfı’nın yanı sıra, İstanbul Modern Sanat Müzesi Koleksiyonu, Oya- Bülent Eczacıbaşı Koleksiyonu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi İstanbul Resim Heykel Müzesi  ve Türkiye İş Bankası’nın koleksiyonlarından önemli yapıtlar yer alıyor

İstanbul Modern'in baş küratörü dünya çapında bir isim… Halen Venedik ve Moskova Bienalleri'nin küratörlüğünü yürüten, daha önce ülkemizde de 1997 İstanbul Bienali'nin küratörlüğünü üstlenen Rosa Martinez… Martinez ile ayaküstü konuşuyoruz… Martinez, müzelerin ortak belleği korumak ve yorumlamak için önemli fırsatlar sunduğunu söylüyor; bir kültür üretim merkezi olarak müzelerin önemine dikkat çekiyor. Martinez, İstanbul Modern’in yerel ile evrensel kültür arasında önemli bir köprü görevi üstleneceğini söylüyor.
Müzenin ana salonlarında 20. yüzyılın başından günümüze Türk modern ve çağdaş sanatının seçilmiş yapıtlarını içeren “Gözlem/Yorum/Çeşitlilik” başlıklı ilk koleksiyon sergisi yer alıyor. Serginin küratörlüğünü Ali Akay, Levent Çalıkoğlu ve Haşim Nur Gürel üstleniyor. Süreli sergiler galerisinde ise küratörlüğünü Fulya Erdemci’nin yaptığı “İstanbul Modern’e Doğru” başlıklı belgesel sergiyi sevinçle izliyoruz.

Açılış törenine mesaj gönderenlerin sözleri Başbakan Erdoğan’ın sözleri ile yan yana… İstanbul Modern’in açılışına Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac,  Almanya Başbakanı Gerhard Schröder  ve İngiltere Başbakanı Tony Blair birer mesaj göndermiş. Bizi AB’ye alıp almamada kilit ülke olan Fransa’nın lideri Chirac, açılışı “İstanbul’un evrensel ve özellikle Avrupalı boyutunu taçlandırmak için önemli bir fırsat”olarak değerlendirirken, Schröder de, “Bu müze hepimizin gurur duyacağı gibi Avrupa’nın ortak kültürel coğrafyasının bir işaretidir”demiş…  Blair  ise müzenin, dünyanın Türkiye ve Türk halkının kim olduğunu öğrenmesi açısından önemini vurgulamış.

Başbakan’ın dediklerine hiç katılmayız ama burada yaptığı ve Mevlana’dan alıntılarla süslediği konuşmasına imzamızı atarız: “İstanbul Modern, takdir edersiniz ki hepimiz için gecikmiş bir randevudur. Türkiye’nin geleceğinde anıtlaşacak bir eser olacağına inandığım bu güzel eser, inanıyorum ki bu muhteşem şehrin yakasında yeri önceden ayırtılmış bir mücevher olarak yerini almaktadır. Bu müze, yıllarını bu ideali gerçeğe dönüştürmeye çalışan sevgili dostlarımızı da asla hayal kırıklığına uğratmayacak, kültürel renklerin, insani değerlerin ve sanatsal zenginliklerin damıtılacağı evrensel bir imbik olacaktır. Eminim ki İstanbul bu güzel müzeye, bu güzel eser de İstanbul’a çok yakışacaktır. Geleceği inşa etmek adına çıktığımız yolculukta, çocuklarımıza göstereceğimiz medeniyet adreslerine çok nadide bir adres eklenmiştir…”

Gezdikçe öğreniyoruz. Kıskanmıyoruz elbette… 50 yılı aşkın bir tarihi olan 4 nolu Antrepo’nun tüm işlevleriyle bir modern sanat müzesine dönüşüm sürecini ve perde arkası izleyiciyle paylaşılıyor. Müze içerisinde yer alan Modern Sanat Kütüphanesi, halka açık olacak. Kütüphanenin çekirdeğini, Modern Türk Sanatı' nı konu edinen kaynaklar oluşturacak. Arthouse Sinema Merkezi'nde ise, bağımsız sinema örnekleri ve festivaller dışında gösterim olanağı bulunmayan filmlerden oluşan zengin bir program sunuluyor. Hele ilk film… Ben bir kısmını izleyebildim bulsam DVD’sini hemen alacağım ama yok. Film 25 AB üyesi ve adayı ülkenin sinema yönetmenlerinin kısa öykülerle kendi ülkelerine ve AB’ye bakışını içeriyor. Almanya adına kısa filmi Fatih Akın çekmiş… Filmde her kare reklamcı gözüyle çekilmiş… İstanbul Modern fotoğraf bölümünde yılda üç sergi düzenlenecek. Bu bölümde ilk olarak çağdaş Türk fotoğrafçıların bağışlarıyla oluşturulan koleksiyon sergileniyor. Fotoğraf bölümünün küratörü ise Engin Özendes. Engin Özendes’in seçtiği fotoğraflar içinde elbette Ege’den resimler, İzmirli fotoğraf sanatçıları var… İstanbul Modern fotoğraf koleksiyonunun oluşturulmasında Türk fotoğrafının tüm tarihsel geçmişi göz önüne alınmış…  Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze fotoğraf sanatının kilometre taşlarını biraraya getiren koleksiyon, farklı kavramsal çerçevelere sahip dönemsel sergilerle izleyiciye sunuluyor… Pek de güzel oluyordu.
Küratörlüğünü Engin Özendes’in üstlendiği Fotoğraf Bölümü için bir kurul tarafından seçilen ilk isimlerle arşiv oluşturulmaya başlandı. “Biz’den Görünenler/ Cumhuriyet Sonrası Türk Fotoğrafından Bir Seçki” başlıklı sergide bu arşivden 35 çağdaş fotoğrafçının çalışmaları yer alıyor.

İzmir’den, Ege’den yetişen ressamlar içinde İbrahim Çallı ile

1901’de Denizli’de doğdu. 1926 da öğretmen okulunu bitirdi. 1930’da resim öğrenimi için Paris’e gitti. Albert Laurens ve Andre Lhote atölyelerinde çalıştı.Yurda döndükten sonra çeşitli orta dereceli okullarda resim öğretmenliği yaptı.
Yurtiçinde ve yurt dışında Madrit, Paris ve Venedik’te sergiler açtı. 1963’de Sao Paolo Bienali’nde “Şeref ödülü” 1966’da Tahran’da İran Şahı “Büyük Ödülü”nde alan sanatçımızı 1974 yılında kaybettik. Sanatçının özel ve resmi kolleksiyonlarda eserleri vardır
İbrahim Çallı 1882'de İzmir'de doğdu. İdadi öğrenimini Denizli'de bitirdikten sonra İstanbul'a gelen Çallı Adliyede katiplik yapıyordu (1896). Bir gün ressam Şeker Ahmet Paşa'nın ilgisini çekti. Sanayi-i Nefise Mektebi Müdürü Osman Hamdi ile tanıştırıldı ve okula girdi (1906). Dört yıl süren okul çalışmalarından sonra açılan Avrupa yarışmasını kazanan İbrahim 1910'da Paris'e gitti. Güzel sanatlar okuluna yazıldı. Orada 4 yıl Fernand Corman'un atölyesinde çalıştı. 1914'de Paris'te birlikte çalıştıkları Ruhi Arel ve Hikmet Onat'la Türkiye'ye döndü. Hem Çallıda, hem de öteki arkadaşlarında göze çarpan başlıca özellik, renk parlaklığı, saydamlığı ve açık hava ressamlığıdır. Mevleviler dizisi belki de en ilginç yapıtlarıdır. 1960'da İstanbul'da öldü.

 
< Önceki   Sonraki >