Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Gezi Notları arrow İzmir 'de ilk menkul kıymetler
İzmir 'de ilk menkul kıymetler Yazdır E-posta
Cumartesi, 09 Haziran 2007

Ege Bölgesi ve bölgenin merkezi konumundaki İzmir ili 17. yüzyılın ilk döneminden itibaren ülke için çok önemli hale gelmişti.  Tarih içinde ve bugün, dışa açılan en önemli kapılarından sayılan  İzmir, ekonomik potansiyeli ve güçlü girişimcilik ruhuna sahip insanıyla, Osmanlı’nın son iki yüzyılında da lokomotif bir kentti. Bugün de Ege Bölgesi, düşük yatırım maliyetleri ve dünyaya açılan İzmir limanıyla ülke ekonomisi için stratejik öneme sahiptir ama geçmişte “rakipsizdi” diyebiliriz.


 
Bugün Ege Bölgesi, tarımsal ve sanayi üretimini başarıyla ihracata dönüştürmekte ve yüksek kaliteli, rekabet edebilir ve hatta markalı ürünleri ile, ülke ihracatının ortalama yüzde 16’lık bir kısmına imzasını atmaktadır. Geçmişte marka yoktu ama rekabet gücü yine de çok yüksekti. Ancak ihracatın yarısından fazlası İzmir Limanı’ndan gerçekleşiyordu.

Bütün bu gelişmeler içinde en büyük adımı 1838 yılında İngiltere ile imzalanan Baltalimanı Antlaşması oluşturmaktaydı.  Osmanlı’nın, Rönesans’tan sonra, Sanayi Devrimi’ni de atlaması ile geride kalışına bir de Mısır Hidivi’nin ayaklanma girişimleri eklenince, devlet güç günler yaşamaya başlamış ve bu antlaşmaya kurtarıcı gibi sarılmıştı.

Bu gelişmeler doğal olarak Tanzimat sürecini getirmiş, yeni bir “Batı Modelli” devlet ilk kez Tanzimat ile ortaya çıkmıştır. Bu dönemde, devlet dünya ekonomi süreçlerine uyumluluğu sağlayacak bir modeli esas almıştır.

Osmanlı’nın bu dönemde tek derdi vardı: Avrupa Kapitalist Sistemi ile bütünleşmek. İşte bu “bütünleşme” hedefinde en önemli rolü İzmir oynamıştı. Ülkenin ekonomik ve siyasal merkezi İstanbul’dan  farklı olarak yabancı tüccarların ağırlıklı olarak bulunduğu bir kent olan İzmir’de daha sonra halka açılacak olan ve bizim bu yazımızın da konusunu oluşturan şirketler kurulmuştur. Bu şirketler öncelikle Avrupa kapitalizminin temsilcileriydi, daha sonraları kendilerine yerli ortaklar da buldular. Türkiye’de Devlet ve Sınıflar adlı kitabında Çağlar Keyder, 1922 sonrasındaki yapıdan bakarak, İzmir’in 20. yüzyılın ilk çeyreğindeki durumunu şöyle anlatmaktadır: “Batı Anadolu’da 20. yüzyılın ilk çeyreğinde sanayi ve ticareti elinde bulunduran azınlıkların, ülkeyi terk etmeleri sonucunda ticaret ve sanayide büyük bir boşluğun oluştuğu görülmektedir. Ege kıyısındaki İngiliz yatırımları mevcut üretimi değerlendirirken ve diğer İngiliz ve Fransız yatırımlarında uzun vadeli amaçlar pek önemli yer tutmazken, Alman sermayesi bilinçli olarak uzun yıllar sonra getiri sağlayacak ve ülkenin ticaret potansiyelinin niteliğini değiştirecek projelere girmişti.”

İzmir’de uluslar arası ticaretin geliştiği dönem 19. yüzyılın ikinci yarısı olmuştur.  Ticaretin geliştiği bu yıllarda kenti çevreye bağlayacak demiryollarıyla, malların gemiye yüklenmesini kolaylaştıracak ve kaçakçılığı önleyecek bir rıhtımın yapılması gündeme gelmiştir. 1856’da İngiliz girişimcilere “İzmir Aydın Temdidi Demiryolu Hattı” için ilk iznin verilmesine kadar olan zamanda İzmir’in çevre iller ile bağlantısını sağlayacak düzenli yollardan söz etmek mümkün değildi. Düzenli yükleme boşaltma kolaylığı sağlayacak bir limandan da söz edilemezdi.

Geçen ay İzmir Kent Kitaplığı serisinin 36. kitabı olarak yayımlanan “İzmir Demiryolları” adlı eserimizde de belirttiğimiz gibi., 19. yüzyılın ikinci yarısında demiryolu sisteminin gelişmesi ile birlikte Osmanlı kentleri içinde ilk kez bir merkez/banliyö, çalışma alanı/oturma alanı ayrımına gidilebilecek kentsel ayrışmalar meydana gelmişti. İzmir’deki ilk menkul değerleri basan, yani sermaye yapısını halktan aldıkları destekle büyütenler de “İzmir’den Aydın’a Osmanlı Demiryolu Şirketi” olmuştu. İngiltere’de Mayıs 1857’de Sir Joseph Paxton, George Whytes, Augustus William Rixon ve milletvekili William Jackson idi. İlk basılan (1) ve bu sayfalarda sizlerle paylaştığımız hisse senetleri bugün son derece kıymetli (örneğin 5 sterlinglik  bir senet, müzayedelerde 1000 dolara kadar alıcı bulabilmektedir) olmalarına karşın o zamanlar alıcı bulamıyorlardı. Şirketin hisse senetlerini satamamaları sonucu mali krize girmesi üzerine bu menkul değerleri Osmanlı hükümeti memurlarına zorla satmaya çalıştı. Memurlar almayınca da padişah efendi kendisine 500 pay birden alarak örnek olmak istedi. Böylelikle krizden çıkıldı. Demiryolu Aydın’ı geçip, Denizli’ye doğru yol alırken 1863 yılının Haziran ayında gördüğünüz diğer hisse senedi çıkarılmıştır (2)

4 Temmuz 1863’te Edvard Price İzmir-Kabasa Temdidi Demiryolu hattının imtiyazını alarak ikinci önemli girişimi başlatmıştır. Price daha sonra yolun imtiyazını bir Fransız şirketine devretmişti. 1878 yılında basılan hisse senetleri ile bu demiryolu şirketi de halka açık bir ortaklık haline gelmişti (3)

15 Kasım 1867 tarihinde İzmir Rıhtımı (bugünkü Pier) inşaatı ve kullanımı 30 yıl süre ile John Charnaud, George Guarracino ve Alfred Barker adlı üç İngiliz’in kurduğu kumpanyaya verilmişti. Ancak bu arkadaş grubunun başarılı olamayışı üzerine dönemin en büyük emperyalist örgütlenmelerinden biri olan  Dassau kardeşlere verilmişti. Şirket ardından Guiffray’a geçecekti. Bu dönemde şirket halka açılacaktı (4)

Guiffray Ailesi’nin İzmir’deki bir başka girişimi Kordon Tramvayı olmuştu. Göztepe Tramvayı’nı Belçikalılar işletirken, Bay Guiffray, İzmir’deki büyümesini halka açılarak sürdürmüştü. Bu girişim tramvayın artık elektrikle çalışacağının da habercisi idi. (5) Konak’tan başlayarak Alsancak İstasyonu’na kadar rıhtım üzerinden bağlanan Kordon Tramvay Hattı’nın uzunluğu 3600 metreydi. Daha sonraları 1500 metre daha ray döşenerek hat Halkapınar’a bağlanmıştı.

Ulaşımda kazanılan başarıdan sonra 1864’te 3 İngiliz tüccar bir araya gelerek Uşak ve civarındaki halı dokuyanlara iplik ve model vererek, dokunan halıları ihraç etmeye başladılar. 1880’de İzmir’deki 6 büyük ticarethaneyi halı ipliklerinin eğilmesinden ihracata kadar bütün üretimi ellerinde bulundurdular.  Batı Anadolu İhracatı’nın yüzde 70’ini bir dönem elinde bulunduran şirket daha sonra çok el değiştirdi. Ancak hemen hemen her İzmirli’nin tanıdığı bir şirketti bu: Şark Sanayi Kumpanyası. Bu şirket de, bir süre için halka açılmıştı. (6)

İngilizlerin etkin oldukları bir başka alan da, maden imtiyazı ve ticareti olmuştu. Özellikle “Karaydın” olarak da bilinen ve bugünkü Balıkesir’in Balya ilçesinde bulunan madenleri İzmir limanından dünyaya gönderen Paterson adlı İngiliz’in kendi adına başarısı büyüktü (7) Yine aynı yatırımcı halen İzmir Büyükşehir Belediyesi sınırları içinde yer alan Kavacık ve Efene Çukuru Altınla Mahlut Simli Kurşun Madeni’ni kurmuş ve burada ürettiği ham maddeyi dünyaya ihraç etmişti. (10)

1917’de kurulan  "Manisa Bağcılar Bankası" ise Batı Anadolu’da halka açılan ilk sermaye şirketi olmuştu (8)

Bugünkü İMKB’nin kökeni 1864 yılı başlarında Galata’da kurulmuş bulunan borsaya dayanır. Ancak resmi olarak 1873-1874 yıllarında kurulan “Dersaadet Tahvilat Borsası” zamanından da borsanın tarihi başlatılabilir.  O borsada merkezi ya da işletmesi İzmir ve civarında bulunan çok sayıda şirkete ait tahviller bu borsada işlem görmüştü. (9)

 
< Önceki   Sonraki >