Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow Gezi Notları arrow Troya düşleri
Troya düşleri Yazdır E-posta
Cumartesi, 09 Haziran 2007

Dünya geleceği anlamak için geçmişe bakıyor… Geçmişe bakmaya da Anadolu’dan başlıyor… Anadolu’yu en iyi anlatan kim derseniz onu da bizden iyi biliyorlar: Homeros… Homeros ve “Troya Düşleri” 2006 yazında Avrupa’nın en çok ilgi çeken sergisi oldu…

 

Yaşamda her şey kendini yalnızca tekrarlar
Daima geç olan yalnıza hayal gücüdür
Hiçbir zaman hiçbir yerde olmamış olan
Yalnızca budur hiç yaşlanmayan!

Friedrich von Schiller

Bir tek yeri açık kalmış Hektor’un
köprücük kemiğinin omzu boynundan ayırdığı yer,
adamın çok kolay canı alınırdı ordan.
Ateşli bir saldırışla sapladı kargıyı oraya.
Temren dosdoğru girdi yumuşak boğazdan içeri.
Ama ağır tunç kaydı yaramadı gırtlağı,
Hektor bir iki sözle karşılık vere bildi düşmanına,
yuvarladığı toza toprağa, tanrısal Akillehus övündü:
“Soyarken sen Patroklos’un silahlarını, Hektor,
diyordun belki ucuz kurtulurum,
uzaktın benden, aldırış etmiyordun, budala!
Ama uzakta, koca karılı gemilerin yanında,
Patroklos daha yiğit bir koruyucu bırakmıştı,
beni bırakmıştı, senin dizlerini yere getiren beni;
seni kuşlar köpekler didik didik edecek hiç acımadan,
oysa Akhalar ölü töreni yapacaklar ona...

Homeros- Çeviri Azra Erhat

(Troya’yı dünyaya kazandıran Alman-Türk Manfred Osman Korffman’ın aziz hatırasına…)

Yazdığı destanlarla dünya edebiyatını derinden etkilemiş biri o.. İrlandalı James Joyce'un Ulysses'i, İngiliz Shakespeare'in Troilus ve Cressida'sı, Roma'lı şair Virgil'in Aeneid'i Homeros'un destanlarından derin izler taşırlar… Sadece klasik edebiyatın değil bugünkü modern edebiyatın da babasıdır Homeros.

Yeryüzünde şan ve şerefin en büyük erdem kabul edildiği çağlara en uygun düşen edebi tarzdır şiir. Olaylar, karakterler, hurafeler, örf ve adetler de şairlerin zihinlerindeki imgeleri ateşleyici kaynaklardır elbette. Destanlara hakim olan gerçeküstü, fantastik ve metafizik öğeler, yalnızca yazarların tahayyül gücüne mal edilemez; insanlarla tanrıların yanyana getirildiği bu manzum hikayeleri yaratan toplulukların dünyayı yorumlayışının kendisi fantastiktir aslında. Homeros'un metinlerindeki; erkekler arasındaki dostluk, tanrıların hazırladığı bir kader olarak aşk, kendini hep hissettiren cinsellik, kadınların ihaneti, toplumun her çeşit beceriye hayranlık duyma eğilimi, yarışmaların yaygınlığı, eğlence tutkusu ve coşkunluk gibi motifler, Eski Yunan toplumunun yaşam biçimlerinin ve ruh halinin yansıması olarak, gerçeküstü bir anlatımın ardındaki somut gerçeklerdir.

İlk bakışta çok eskimiş ve çocuksu gelebilir Homeros'un destanları. Mitolojiden, fantastik anlatımdan hoşlanmayanlar ise onları saçma bulacaklardır. Oysa bu metinlerde, insanoğlunun yüzyıllardan beri değişmeyen pek çok temel dürtüsü, duygusu vardır. Onları tüm zamanlarla çağdaşlaştıran yani "klasik" yapan işte bu özellikleridir. Üstelik, "İlyada" ve "Odysseia, bir yandan klasik tragedyalarının habercisidir, diğer yandan, yalın bir dille kaleme alınan daha doğrusu söze dökülen destanlardaki anlatım tarzı; geçmiş ve şimdi arasında gidip gelerek -zaman akışını kırarak- aktarılan hikayeler, modern edebiyatın bilinç akışı tekniğinin öncüsüdür. Üsluptaki sadeliğin asıl nedenini ise, o çağlarda sözlü anlatımın müzik eşliğinde yapılmasında bulabiliriz. Ancak bu sadelik, bir cansızlık anlamına gelmez; tersine, çok canlı ve eğlenceli bir havası vardır Homeros hikayelerinin. Yukarıda da belirttiğim gibi, gördüğü, bildiği insanlar, mekanlar ve eşyalardır onun anlattıkları. "Homeros, sürülmüş bir tarlayı, buğday-yürekli ekmeği, kuşların uçuşunu, yontulmuş bir iskemleyi, limanda bir gece-göğüne karşı duran gemileri, derede çamaşır yıkayan kadınları anlatır. Yalındır, canlıdır, klasiktir...

Melesigenes diye de anılıyor. Türkçesi “Meles’in oğlu”. Öteki kanıtlarla birlikte Anadolulu, İzmirli olduğu artık çok açık. Oysa, örneğin İ.Ö.5. yüzyılda Proklos, “Edebiyat Üzerine Bir El Kitabı”nda şunları söylüyordu: “Homeros kimin oğluydu, nerede doğdu yaşadı? Bunu açıklamak kolay değil. Çünkü kendisi bu yönde bize hiçbir bilgi vermediği gibi ondan söz edenler de kesin bir sonuca varamamışlar ve bir sürü hayale kapılmışlardır. Kimi Kolophon’da doğduğunu, kimi Khios’ta, kimi Smyrna’da, kimi de Kos’ta ya da Kyme’de dünyaya geldiğini söyler. Kısacası, hiçbir kent yoktur ki Homeros’un kendi oğlu gibi benimsemiş olmasın. Bu yüzden Homeros’a Dünya Yurttaşı desek yeridir...”

Yalnızca Anadolu kentleri değil, Argos, Atina, Pylos ya da İthaka gibi kentlerin de  Homeros’a sahip çıktıkları biliniyor. İnsanın aklına, bir başka Anadolu, Yunus Emre geliyor; bir çok yerin mezarına sahip çıktığı bilinir. Shakespear’i de anımsayabiliriz. Hakkındaki savlar, hiç yaşamadığı kadar varmış. Homeros benzerleri gibi muammanın içinde yittikçe varlığını sürdüreceğini biliyor muydu? Kimbilir...

Dikkat edilecek olursa, olayların felsefi yorumları yoktur "İlyada" ve "Odysseia"da, ama bu olayların, çevrenin, giysilerin, karakterlerin inceden inceye tasvir edilişi hemen farkedilir. "Şair görmüştür, size de gösterir. Gördükleri ona tesir etmiştir, o da bu tesirleri size nakleder...

Homeros'u okuyun, o her şeyi, herkesin her gün karşılaştıklarını bile tasvir eder; mesela adanın su ile çevrildiğini, öğleyin güneşin tam tepemizde olduğunu yazmaktan imtina etmez.Her şeyi tasvir etmek zorundadır, çünkü onun çağında her şey ilgilendirir okuyucuyu". Tekrarlar yapar, ama bıktırıcı değildir. Çünkü yaptığı tekrarlar, farklı anlarda yeniden ortaya çıkan duygulardan kaynaklanmıştır ve bu tekrarlar, sözel kültürün etki yaratma araçlarıdır aynı zamanda.

Bu yaz Münih’in Königplastz adlı kendinizi Batı Anadolu’da bir antik kentte yaşıyormuş hissedebileceğiniz alanda bu yaz açılan “Troya Düşleri” sergisi de bütün Avrupa’ya yeniden Homeros’u düşündürdü. Avukat arkadaşımız Oya Komut’un çevirisi ile bu sergiyi anlatmaya çalışıyorum bu ay  sizlere:

Serginin girişine koydukları Friedrich von Schiller in “Dostlara” şiirindeki sözleri ben de yazının başına koydum.  Sergi küratörü Raidmund Wünsche , “Bu sözler bizim sergimizin sloganı/amacı ile birebir örtüşmektedir. Bu kadar anlamlı anılar bırakan ve bazı araştırmacılara göre yüzyıllar boyu mitoloji geleneğinde yaşayan böyle bir savaşın gerçekten var olup olmadığı, bizim ilişkilendirmemizde önem taşımamaktadır. Çünkü bu teoriyi savunan en iddialı kişi dahi Heinrich Schliemann’ın hazinesini bulduğunu sandığı bir Kral Priamos’un varlığından emin olamaz. Ya da Schlimann ın “Atreus un mezarını” ya da Agamemnon’un maskesini bulduğundan. Troya’ya elinde “İliada ile Trojalı kahramanları aramaya gelen kişinin, Ren nehri kıyısında Loreley kayalığında tarağını arayan kişiden farkı olmaz.

Kuvvetle muhtemel olan Homeros’un  öyküde yapmış olduğu çevre tanımlamasından anlaşıldığı kadarıyla Troja örenini ve çevresini iyi bildiğidir. Troya’nın Mykene’nin  yüksek duvarlarından sonrasında Yunan şairlerin hayal gücü de etkilenmiştir. Kesin olan bir şey daha, şairlerin Batı Anadolu’nun kuzeyinde bulunan bu örenin Homeros’un Troyası olarak kabul etmiş olmaları. Bu efsanevi yer kısa sürede canlılık kazandı. Krallar, derebeyleri politikacılar burayı ziyarete geldiler. Bu tavaf merkezi müzeleştirildi ve ziyaretçiler için çekici bir yer haline getirildi. Kahramanlar için mezar tepeleri oluşturuldu, silahları sergilendi, hatta o dönemde Paris’in Lir’ini ve kahin Kassandra’nın bağlandığı taşı gösteren rehberler dahi vardı. Antik çağda dahi bu kutsal emanetler kültü ile insanlar alay etmekteydi ve bu yerin Homeros’un Troya’sı olduğu konusuna şüphe ile bakıyorlardı. Ancak bu durum yerin cazibesine bir zarar getirmedi. Troya o dönemde politik bir malzeme olarak kullanıldı ve hala da kullanılmakta.

Troya savaşı efsanesi, öncesi ve sonrası tek bir büyük eserde değil, çeşitli hikaye, lirik, şarkı, drama ve destanlardan oluşmaktadır. Bunlar hep bir parçasını işlemiş ve şiirler üretilerek geliştirilmiştir. Destanlardan yalnızca İliada ve Odysea günümüze kadar bir bütün olarak gelmiştir. Troja savaşı efsanesini bugün doğrudan İliada ile bağdaştırırız. İlias’a ait olmayan ve kaybolmuş olan efsanelere ait Troya Efsanesi/Mitosu betimlemeleri bugün sayıca daha fazladır. Bu resimler yalnızca mitosun bilinmesi halinde anlam kazanmaktadır. Bu betimlemeleri bir metnin ilüstrasyonu olarak değerlendirmemek gerekir ancak resimlere mutlaka bir öykü anlatılmalıdır. Aksi halde resimler anlaşılmaz olur. Yunan sanatı bu betimlemeleri sürekli olarak güncellediğinden, yapıldıkları zamanın ilgi alanlarına ait  bilgiler verirler.

Koleksiyonumuz Troya düşleri sergisi için çok uygundur. Elimizde konuya ilişkin 100 den fazla vazo var. Bunlar daha önce depolarda korunuyordu. Bunların içinde çok az eksiğimiz vardı ve bunları ödünç alarak doldurduk. Vazoların yanında toprak ve bronz figürler ve mermer rölyefler de var. Ödünç alınan sikke ve üzeri oymalı kıymetli taşlar da var Troyalı kahramanların kopya heykelleri de sergiye zenginlik katmakta ve vitrindeki orijinalleri ile güzel bir kontrast yaratmaktadır


BUNU AYRI BİR RESİMLİ KUTU YAPALIM

Königsplatz’taki Troya Atı

Troya’nın fethi tahta atın içine saklanmış olan askerler ile olmuştur. Ancak tarihsel gerçek antik çağda fetihlerin genelde hinlik ve hainlikle fethedilmiş olmasıdır. Antik çağda da bu konu fazlaca gündeme gelmez. Daha sonraları ise Troja tahta at ile anılır oldu. Münih’teki sergiyi açanlar Königsplatz’a da bu sebeple bir tahta at yerleştirmişler. Atın yapımı için Münih’teki Ağaç Oymacılığı Meslek Okulu’nda bir yarışma düzenlemişler ve yarışmada kazanan ekip atı inşa etmiş.

BU DA HOMEROS’A RESİMALTI

Homeros…

Alman dostlarımız özellikle vurgulamasa da; İzmirli olan Homeros’un  eserleri olan İliada ve Odysea’nın dünya litretürünün en eski ve bozulmadan aktarılan eserleri olduğudur. Her iki destan 30.000 mısradan oluşur hepsi heksametrik düzende yazılmıştır. Bunlar yazıya dökülme alışkanlığı olmadığı dönemde şairlerin bu şarkıları akıldan söyledikleri şekildir. Bu sebeple bir çok kendini tekrarlayan süsleme sözcükleri vardır. Örneğin, Odyseus’a verilen lakaplar gibi. Lir sanatçıları tüm yaratıcılıklarını kullanarak bunları sunuyorlardı.  İliada ve Odysea nin yazılarak oluşturulduğu tahmin edilmektedir çünkü edebi yönden mükemmel düzeydedir. Araştırma sonuçları bunun İÖ 8. yy da oluştuğunu göstermektedir. Antik çağda insanlar her iki destanın Homer tarafından yazıldığından emindi…


HOMEROSUN TANRILAŞTIRILMASI

Münih’teki sergideki bir  rölyefinde Homeros’un “tanrısallaştırılması” sahnesi görülmektedir. Bir tahtta oturan Homer, yanında diz çöken çocukları, bir elinde İliada’yı temsil eden kılıç bir elinde Odysea’yı temsil eden bir gemi süslemesi, kendisine sunulan hediyeleri kabul ediyor: tarih, şiir, komedi ve trajedi. Homeros’un arkasında kanatlı “choronos” yani uçup giden zaman… Einde İliada ve Odysea’nın  ruloları ve Homeros’u taçlandıran “oikomene” yani iskan edilmiş olan dünya. Figürler tek tek adlandırılmış bu sebeple açıklamalar çok net: şairin ünü zaman ve mekan sınırları tanımıyor. Homeos’un  üzerindeki bölümde Musa’ların arasında lir çalan Apollon görülüyor. En üstte elinde üçlü çatalıyla Zeus var. Hemen yanında tüm musaların annesini olarak kişiselleştirilen “mnemosyne” var. Kendisi “Henüz Zeus’tan en sevdiğinin tanrısallaştırlması izini almıştır.”(Goethe). Bu şekilde de Homer tanrısal bir ifade ve duruş ile tasvir edilmiştir

Resim Altları:

Dünyanın en eski güzellik yarışması ve Paris’in kararı… Paris zengin giysiler içinde çayırda oturuyor etrafında tanrıçalar: Eros ile birlikte Afrodit, Athena, ve sağda Athenanın kalkanının yanında Hera. Attika Hydra’sı bir zamanlar altın kaplamaları varmış. İÖ 320, Nil deltasındaki Aleksandria kentinden.

Bir savaşçı ailesi ile vedalaşıyor. Attika kırmızı figürlü Stamnos Kleofon sanatçısı tarafından boyanmış

Aşil, sendeleyen ve ağır yaralı… Hektor’u öldürmek için üzerine saldırıyor. Ortada bakışları ile Aşil destekleyen aynı zamanda yenik Troya halkını miğferi ile tehdit eden Athena.. Çevik Odyseus tanrısal koruması Athena’ nın karşısında parlayan gözlerle…

 
< Önceki   Sonraki >