Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow sonsoz arrow Şimdi bir gazete olsaydı ne okurduk be!
Şimdi bir gazete olsaydı ne okurduk be! Yazdır E-posta
Cuma, 01 Nisan 2016
Distopya, anti-ütopya demek… Çoğunlukla hayalci bir toplum anlayışının anti-tezini tanımlamak için kullanılan medyatik bir deyim… “Distopik bir toplum” otoriter  bir devlet modeli ya da benzer bir başka baskıcı sistem altında karakterize ediliyor…

 

Kelime ilk kez ünlü felsefeci J. S. Mill tarafından "ütopyanın tersi" olarak değil, "kötü bir yer" anlamında kullanılmış. Yunanca bir ön-takı olan dys/dis, "kötü", "hastalıklı" ya da "anormal" anlamını taşır. ou takısı ise "yok", "değil" anlamını taşır ki, ütopya (outopia) Yunanca'da "olmayan yer" demek. Aslında ütopya, "güzel yer" anlamına gelen Eutopia 'ya bir gönderme yapar (eu öntakısı "iyi, güzel" anlamı katar).

Öldüğü gün kaleme aldığım yazıda da söylemiştim, gazetecilikte “usta” kabul ettiğim Umberto Eco, dünya gerçeklerinin, ana akım medya ile nasıl bir distopya/ çarpıtma oluşumuna dönüştürüldiğünü gösteriyordu. Eco,  günümüz düşünce dünyasının yozluğunu da okura duyuran bir “usta” idi.

Mesleğe başladığımızda ilk öğrendiğimiz ilke idi… Şimdi ne yazık ki bu ilkeleri bize öğretecek bir usta da yok. Ben rahmetli Şevket Özçelik’in bir Rotary konuşmasında duymuştum şu formülü:  Gazeteci özneye göre davranmaz, fiile göre davranır.  Bir öznenin her yaptığına doğru, buna karşılık başka bir öznenin her yaptığına yanlış diyen adam gazeteci falan değildir.

Memleket kutuplaştırılırken en önemli rollerden birini de “medya” oynuyor…  “düşmanlık” ya da “amigoluk” tavrını kabul etmeyerek, çağdaş gazeteciliğin en temel ilkesi olarak “eleştirel” bir pozisyonda kalmak çooook zor. Bir ikisi dışında ülkemizdeki gazetelerin hemen hepsi her gün karşımızda bir “gazete”den çok bir siyasi mücadele bülteni gibi duruyorsa bu “distopik” bir durumdur.

Mehmet Demirkol’un tweetini hiç unutmam, Gezi günlerinde yazmıştı: “O değil de… Şimdi bir gazete olsaydı ne okurduk be!”

Genelde ve yerelde iktidarın yanlışlarını eleştirmek gerek. Yine genelde ve yerelde iktidarı “düşman” olarak kodlayan muhalefete de yaptığı şeyin muhalefet olmadığını söyleyip onu alternatif geliştirmeye zorlayan gazetelere çok ihtiyacımız var.

Marazi Muhalefet Zararlı

Yeşiller Partisi’nden Ferdan Ergut’un, “Marazi Muhalefet” yazısını ayırmıştım:  “Gazetecilik de Türkiye’deki hâkim siyasi kültürün ve entelektüel hayatın bir parçası… Dolayısıyla o da amigo olabiliyor, muhalif olabiliyor, düşman olabiliyor fakat bir türlü eleştirel olamıyor.”

Ve Ustam Eco, “Demokratik gazeteciliğin ana ilkesi olayların görüşlerden ayrı tutulmasıdır” diyordu ve şöyle devam ediyordu: Eğer bir gazete yarının haberini yazıyorsa, spekülasyon yapıyordur, haberleri kendi istekleri doğrultusunda manipüle ediyordur. Medyanın manipülasyon gücü, şantaj ve komplo teorileriyle yaratılan paranoya ayrıca siyasi bir güç oluşturmaktadır … Madalyonun ön yüzünde gerçek gazeteler, gazeteciler yaşanan çoğu felaketin başlıca sorumluları olarak gösterilmektedir. Yaptıkları haberler, yazdıkları yazılarla aydınlığı getirmeye çalışıyorlar, biz bu gerçekleri öğrenmek istemiyoruz. Üzerimizde yaratılan sahte cennet algısı ile mutlu olmayı seçtiğimizi sanıyoruz. Dürüst gazete ve gazeteciler yayımladıkları haber ve yazılarla gerçeğin ortaya çıkması için uğraşırlar ve yaptıkları işler, erk sahiplerinin damarına bastığı, oyunlarını bozduğu, planlarını karıştırdığı için hakarete maruz kalır, aşağılanır, hapsedilir ve öldürülürler. Kötü yönetimin faturasının gazetelere, gazetecilere kesilmeye başlandığı yerde basın özgürlüğünün sonu gelmiştir. Basın özgürlüğün bittiği yerde de çıkar gazeteciliğinin önü açılmıştır. Gücün ve güçlünün yanında yer alan, görevi ise alkışlamaktan ibaret olan bir gazetecilik anlayışı türer ki, sıfır sayı olan gazetelerin en sadık okuru olmayı bilinli seçimimiz zannederiz. 

***

BİR YIL OLMUŞ

Bu cumartesi sabahında lafa böyle ve bodoslamadan medya üzerinden girmemin nedeni kişisel.. Memleketimiz matbuatı için umudum olduğundan değil… egedesonsoz.com’da bu yazı ile birlikte bir yılı tamamlıyoruz. Her istediğimizi özgürce yazdık, insanın en zor aştığı sansürün “otosansür” olduğu şu dünyada dilediğimizce yazma şansı bulmak çok önemli…

Beni ailenin bir bireyi olarak benimseyen egedesonsoz.com yönetim ve çalışanlarına bir yılın sonunda teşekkür borcum var. İyi ki varsınız gençler!

 
< Önceki   Sonraki >