Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow sonsoz arrow Mutsuz, acı çeken ve sürüklendiği hisseden&
Mutsuz, acı çeken ve sürüklendiği hisseden& Yazdır E-posta
Cuma, 01 Nisan 2016
Organizmanın göstermiş olduğu tepkilerin sonuca ulaşmaması durumunda, sonucu değiştiremeyeceğine karşı oluşan inanca “Öğrenilmiş Çaresizlik” deniyor psikolojide… Bu ülkedeki kahir çoğunluk gibi bizim de hayatımız bir “öğrenilmiş çaresizlik” dizgesine dönüştü…

 

Ankara’daki saldırıyı hayli ciddi bir toplantının ortasındaki fısıldaşmalardan öğrendim ve twitter sayfamı açtım çevredekilere çaktırmadan. (Sanıyorum çakıldı…)  İlk gelen tweetlerden biri “Bu geceki reytinglerde yine bilmemne yarışması ya da bilmemne dizisi birinci olursa kapatıp dükkanı gidelim” şeklindeydi.

Bunun adı da iletişimde öğrenilmiş çaresizlik. Mücadele güdüsünü yitirme hali. Alain de Botton’un Türkçe’deki son kitabının adı Haberler. Çağdaş filozof Botton “haber”e gereğinden fazla önem atfettiğimizi söylüyor özetle. En baştan itibaren biraz da Flaubert’den cesaret alıyor: “Flaubert’e göre haberler aptallığa destek çıkmış ve iktidarı ahmakların eline vermiştir.”

Toplantı bitti, yemeğe geçtik, kim takar Flaubert’i… Gözümüz televizyon ekranında, ne yasak ne yasak değil bilemiyoruz. Hayatını kaybedenlerin sayısı arttıkça kişisel çaresizliğimiz tavan yaptı… Ülkenin geleceğinden kaygı duyan, bu kaygıyı gidermek için yazı yazmaktan başka çaresi olmayan birinin kendini avutabileceği tek yer galiba felsefe dünyası…

Uzun uzun yazmak mümkün… Uzun cümleler, sürekli tekrarlanan benzer kelimeler ile ülke olarak yaşadığımız acıları tarif etmekte maalesef artık yetersiz kalıyor.  Evet, mutsuzuz, acı çekiyoruz, bilemediğimiz bir yöne doğru sürükleniyoruz…

Alain de Botton bir kitabında –mealen- “Sanat en iyi psikoterapidir” demektedir… Şiddete karşı da galiba en iyisi felsefeye dönmek…  “Büyük felsefi fikirler ve edebiyatı gündelik yaşama uyarlıyorum” diyen Alain de Botton’un yanı sıra herkes için felsefe sunan Ahmet İnam okumak gerek.  Meseleye her açıdan yaklaşan Ahmet Arslan’ı okumak, Afşar Timuçin’e, Dücane Cündioğlu’na takılmak...

***

Botton, “dünyadan haberler”i ele alırken; bize 300 kişinin Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde nasıl öldüğü gibi şeyleri anlatan haberleri örnek veriyor. Bu haberi okuyan insanların omuz silkip “umurumda değil” diyerek kolaylıkla uyuyuverdiklerini hatırlatıyor. Sonra açıkça soruyor: “Yüzlerce insanın ölümünü görmezden gelmemiz nasıl mümkün oluyor?”  Sonra açıklıyor; varlığından haberimizin dahi olmadığı birilerinin ölümünün muhtemelen bizi ilgilendirmeyeceğini söylüyor.

Türkiye’de her gece TV’deki “izdivaç”, “hayatta kalmayı başarabilen”, “adını feriha koyduğumun dizisi” gibi şeyleri seyredenlerin Ankara’daki teröre kaç dakika ayırabileceklerini düşünebiliriz ki. Alın size bir “öğrenilmiş çaresizlik” daha. Okuduğum ilk tweet galiba haklı çıktı. İlk sırada “Diriliş” ve “Kara Sevda” var. Haberden çok şov yapan TV’nin haberleri 3. Sırada. Haber sıralamasında en yakın sıradaki kanal 7. Sırada..

***

Örneklerle tamamlayayım yazıyı…

 Atinalı Solon "Şiddetin ürünleri kalıcı değildir" demiş. Shakespeare, Kral Richard’da "Şiddet ateşleri kendi kendilerini yakarlar" dedirtir.

*Her şiddet bir kesin sonuca göre düzenlenmiştir. Şiddet, şiddeti uygulayanlarca sanıldığının tersine, paralel aynalarda oluşan yansılar gibi, sonsuza kadar doğurgandır.  (Afşar Timuçin)

*Şiddet bedene değil ruha yöneliktir, bu yüzden ruhsal koşullar göz önünde tutularak düzenlenir. Şiddeti şiddet yapan ruhta yaratacağı çözülmedir, bezginliktir, bıkmışlıktır. (Ahmet Arslan)

***

* Tarihte örneğine sık rastladığımız dikta yönetimlerinde, baskı, zulüm, kıyım ve işkence ile, bilinçli "şiddetin en şiddetli biçimi"nin uygulandığını görüyoruz. Zaman zaman "terör" adını da verdiğimiz bu şiddet biçiminde, insanlar belli inançlar doğrultusunda korkutulup, yıldırılarak, bu inançlara direnmelerinin önü kesilmeye çalışılmaktadır.

* Şiddet yoğun yaşam, mutsuz insanların yaşadığı, bir yaşamdır. Şiddet, insandaki güven, emniyet duygusunu sarsıyor; kendisiyle, diğer insanlarla ilişkilerde çatlaklar yaratıyor. Şiddetin önlenmesi gerektiği düşüncesinin kaynağı burada: Mutlu, güzel, huzurlu bir yaşam içinde insan, insan olur.

* Şiddetin en büyük kötülüğü, insanın kendi olanaklarını gerçekleştirmesini engellemesidir. Üzerindeki baskıyla, insan, kendisi olamıyor, özgüveni eksik, kendini geliştiremeyen, olabileceğini olamayan bir insan görünüşüyle çıkıyor ortaya: Yorgun, aldırmaz, boş vermiş, vurdumduymaz, yılgın.. (Ahmet İnam)

***

Düşünmenin eşlik etmediği her inanç şiddet yüklüdür. Şiddet incitir, incinmişlik kırılganlığa, kırılganlık öfkeye, öfke şiddete yol açar ama yine de şiddetin gerekçesi şiddeti aklamaz. İnsan için, hep haklı olduğuna inanmak kadar büyük zavallılık düşünülemez. Şiddetin zekası vardır, aklı ve vicdanı yoktur, o yüzden irfanı da yoktur. Savaş için belki zeka, ama barış için akıl gerekir. (Dücane Cündioğlu)

***

Felsefecileri okumak gerçekten iyi geliyor…

 
< Önceki   Sonraki >