Nedim Atilla nın Food in Live Dergisindeki yazılarına bu linkten ulaşabilirsiniz.
Nedim Atilla 'ya Twitter 'dan da ulaşabilirsiniz
nedim atilla
Anasayfa arrow sonsoz arrow Salaklığın uzmanını kaybettik
Salaklığın uzmanını kaybettik Yazdır E-posta
Cuma, 01 Nisan 2016
Metafor, Aristoteles'ten bu yana tartışılan bir kavram. Aristocu geleneğe göre metafor, benzerlik temeline dayalı olarak, bir şeye uygun olmayan bir adın uygulanması olarak kabul edilir. Assos’ta verdiği felsefe dersleri nedeniyle hemşerimiz sayılan Aristoteles, Poetika'da metaforu “bir sözcüğe, kendi özel anlamının dışında bir anlam verilmesi” biçiminde tanımlar

Türkiye’de metafor denilince akla gelecek ilk isim Tahsin Yücel idi. Önceki Cuma günü kaybettiğimiz Tahsin Yücel’in kitaplığımda yer alan çok sayıdaki eseri içinde “Salaklık Üstüne Deneme” hem “teselli” kitabımdır, hem de temel başvuru kaynaklarımdandır. (YKY-2000) Bazı sosyal medya dostlarım bilirler, baş edemediğim “bağzı” adamlara bu kitabın kapağını jpeg olarak sallarım… Çok sıkılınca bir deneme okur, teselli bulurum…

Deneme kolay gibi görünür ama zor bir türdür. Okuyana bilginin ötesinde “özgür” ve “özgün” düşünceler sunması beklenir denemenin. Bunu başarabilen nadir yazarlardan biriydi Tahsin Yücel… Tabii ki Tahsin Yücel deyince akla önce “Göstergebilim” gelir.

Yaşadığımız şehirde mebzul miktarda bulunduğundan size Tahsin Hoca’nın ardından “Salaklık Üzerine” notlarımı paylaşayım.

Göstergebilim iziyle başlayalım: “Su nasıl ki içine konduğu kabın şeklini alıyor, renksiz olduğu halde renkten renge giriyorsa salaklık da öyledir... Elektriğin gücünü nasıl çarpılınca anlıyorsak, aşk nedir sorusu yüzyıllardır verilmiş onca yanıta karşın hâlâ nasıl en çok sorulan sorular arasındaysa salaklık ve dolayısıyla salakların dünyası da daha uzun süre konuşulacağa benzer...”

Roland Barthes'ın dediği gibi: "En yüce güzellik gibi salaklık da dile gelmez”

***

Kitabın ad dizinine bir göz atalım mı?  Bunlar bir şekilde kitapta adı geçen kişiler.  Hoca; bunlara doğrudan salak falan demiyor. Anlattığı olaylarda anıyor isimlerini… Dizinde yerli ve yabancı tam 220 ad sıralanmış. Şu ara yere göğe sığmayan Abdülhamit, gökten zembille kurultay salonuna inişi hâlâ belleklerden silinmeyen Deniz Baykal, "ya olacak ya olacak" diyerek oluru olmaz, olmazı olur yapan Tansu Çiller

Hayatta bir araya gelemeseler bile Tahsin Yücel'in kitabının ad dizininde yan yana ve bir araya gelen Sevda Demirel ve Süleyman Demirel, bir dönemin fenomeni Esat Kıratlıoğlu… Ve daha kimler kimler…

Benim niyetim bu kitabı ilk okuduğum 2001 yılından beri İzmir için de bir liste yapmak. İnce olmaz sanırım… Zorlanmam sanırım…

***

Romain GaryKral Salomon'un Bunalımı'nda romanın anlatıcısı Jeannot'ı şöyle konuşturmuş: "Bir salakla, şöyle gerçek bir salakla karşılaştım mı bir coşku ve saygıdır dolar içime… Sorbonne'da salaklık üstüne bir tek tez bile yok, Batı düşüncesinin çöküşünün açıklaması işte burada yatıyor".

Bu söz üzerine Yücel, salaklığın salt "güldürgenlik" (Tahsin Yücel'in üretimi sözcük) üzerine temellendirilemeyeceğini, tarihin bugüne değin nice saçmalık üreticisine, nice “görkemli salağa” tanık olduğunu, ama bunların her zaman güldürmediğini vurgular:

"Hitler belki de yüzyılımızın en büyük saçmalık üreticisi, en görkemli salağıdır, ama güldürmez. İdam cezasını hiç ilgisi bulunmayan bir alana: ekonomiye bağlayarak idama yargılı gençler konusunda "Asmayalım da besleyelim mi?" diyen devlet başkanı da güldürmez. Toplumlarına yön veren nice saçmalık üreticileri, özlerinde gülünç olsalar bile, insanları güldürmek için değil, yaşamlarını yönlendirmek için saçmalık dizgeleri oluşturmuşlardır."

***

Kitapta doğrudan adları verilmemiş salakları sıralayayım şimdi:

  • Her biri ayrı telden çalıyormuş gibi görünüp özünde birbirine benzeyen siyaset erbabı ya da siyaset esnafı…
  • Yan gelip yatmanın tadını almış, ortada dolaşan ne kadar ipe sapa gelmez, dayanaksız, tutarsız, verisiz, olgusuz “düşünce” (daha doğrusu rivayet, tevatür) varsa hemen hepsinin sahibi ve maliki…
  • “Tez hırsızlığı”nı, “kopya”yı, “intihal”i, “çalma-çırpma”yı neredeyse medar-ı iftihar vesilesi yapacak doçentler, profesörler…
  • Bir gecede “alternatifli” listeler hazırlatarak ulufe dağıtır gibi “devlet sanatçılığı” makamı dağıtan devletin ve siyasetin başlarından ellerinde “devlet sanatçılığı” beratıyla ortalıkta salak salak dolaşan devlet sanatçıları;
  • Hangi koltuk olursa olsun gördüğü ya da gözüne kestirdiği her koltuğa kayıtsız şartsız yapışıp kalmanın dayanılmaz çekiciliğine kendisini kaptıranlar…
  • “Türkiye sizinle gurur duyuyorcular”
  • “Türkiye sevdalısı”ymış gibi görünen, bal gibi ırkçılık ve şovenizm sevdalıları
  • Ve "Paolo Bilgisizliği"… Başkalarının ününe ün katmaktan başka bir işlevi olmayan ve olamayacak olan bir bilgiyi yayan salaklar.

***

Tahsin Yücel “bilgi"ye, "nitelikli veri"ye, "olgu"ya sırt çevirerek düşünmeye çalışmanın bir tür "salaklık" olduğunu anlatmak istedi ömrü boyunca…  Buradan itibaren Tahsin Hoca’nın notlarını yorumsuz aktarıyorum…

Fotokopi sanayisi

“Öyle ya, hemen her üniversitemizin çevresinde küçük çapta bir fotokopi sanayisi oluştuğunu, bu yerden bitme sanayi kuruluşlarında, en ufak bir izin ya da yazar hakkı söz konusu olmadan, koca koca kitapların fotokopilerinin ciltlenip öğrencilere satıldığını bildiğimize, dahası, bir yığın sahteciye yazarların ve yayınevlerinin sırtından büyük kazançlar sağlayanlar. Göründüğü kadarıyla nerdeyse hiçbir yaptırımı da bulunmayan ‘korsan kitap’ serüvenini Süleyman Demirel bile duyduğuna göre, başımıza izinsiz fotokopi hırsızlığı gibi ‘masum’ bir hırsızlık türü çıkarılmasına kahkahalarla gülmez de ne yaparsınız?”

***

Sadece ezberleyenler

“Kimi özel durumlar bir yana, ezberleme yetimiz öğrenme yetimizden çok daha üstün de olsa, ezberlediklerimiz öğrendiklerimizin yanında devede kulak bile değildir. Örneğin Fransızlar ezberlemeyi ‘yürekten öğrenmek’ biçiminde dile getirerek ezberleneni hem bilgi düzeyine yükseltir, hem de bu bilgiyi beyinden alıp yüreğe vererek bir anlamda doğallaştırırlar… Örneğin biz herhangi bir söylemi ‘su gibi ezberlemekten’ söz ederek doğallaştırırız bu edimi; en yüksek düzeyini ‘yutmak’ sözcüğüyle niteleyerek onu bilginin ‘sindirilmesi’, ayrılmaz biçimde bedensel, dolayısıyla doğal varlığımıza katılması olarak tanımlarız.

Öyle ya, gününü doldurmuş, içeriğinden boşalmış söylemleri yineleyip duranların el üstünde tutulmasına bakılırsa, ezber de, dolayısıyla kopya da tıpkı gerçek bilgi gibi temel bir ekinsel (kültürel) değer.”

***

Bilimsel Hırsızlar

“Aynı biçimde, örneğin bir İngiliz yazarının sıradan mı sıradan kitabının başarılı ve eksiksiz bir çevirisini kendi özgün çalışması diye sunan çok yetenekli öğretim üyesine yaptığının yanlış bir şey olduğunu anımsatmaya kalkanlar hemen zılgıtı yerler.”

***

Rant hırsızları, uyanıklar:

Örneğin kamu malı olan birtakım toprakların önce çok ucuz fiyatla kendilerine aktarılmasını sağladıktan sonra, bunları yapılaşmaya açtırtarak değerlerini kat kat yükselten bir kişi ya da kurum böyle bir hırsızlığın öznesidir. Elinde kalmış bozuk bir malın gene çok yüksek fiyatla devletçe satın alınmasını sağlayan kişi de, açık artırmaya çıkarılmış büyük bir değer nesnesini, diyelim ki bir bankayı, başka alıcıları sindirip geri çekilmelerini sağlayarak ucuza kapatan kişi de...

***

Her şeye ekonomiden bakanlar:

Ülkede gerçekten işleyen bir düzen, her şeyi önceden belirlemiş yasalar bulunduğu sanısında olanlar, hırsızlığı bu denli açık yaptıkları için, bu kişilerin gözü pekliğini öne çıkarırlar. Her şeye ekonomi açısından bakanlar işsizlere iş alanı açmasını överler. Kitap fiyatlarının bilinçli olarak yüksek tutulduğunu düşünenler halktan yana, toplumsal eylem olarak değerlendirmeye kalkarlar, kimileri de uzmanlığa saygı dolayısıyla hırsıza şapka çıkarırlar.

***

Tahsin Yücel’i saygıyla analım ve kitaplarını önerelim herkese… Yaşadığımız, yaşamakta olduğumuz ve yaşayacağımız günler üzerine… Herkese hep lâzım Tahsin Yücel…

 
< Önceki   Sonraki >